<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798</id><updated>2012-02-12T03:43:43.056-08:00</updated><category term='gönül yayı'/><category term='toplu taşıma aracı'/><category term='döndürülen disko topu'/><category term='Corç'/><category term='coolluk'/><category term='Kıl Oldum Abi'/><category term='murat kekilli&apos;yi görmek'/><category term='Bu Akşam Ölürüm'/><category term='eros'/><category term='bakmak'/><category term='mustafa Sandal'/><category term='halay çeken exchange student'/><category term='Pembe Pavır Rencır'/><category term='tıpa kulaklık'/><category term='çaresizlik'/><category term='bakmamak'/><category term='Tanju Duru'/><category term='exchange student&apos;la omlet paylaşmak'/><category term='mızıka'/><category term='istiklal&apos;i çizmek'/><category term='İstanbul'/><category term='İzel- Çelik- Ercan'/><category term='hayalleri destekleyen exchange student'/><category term='Falım çiğneyen kız görmüş masum köylü'/><category term='cehennem'/><title type='text'>mevsim sonu sineği efendim...</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>294</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-6158308925647395271</id><published>2012-02-12T03:43:00.000-08:00</published><updated>2012-02-12T03:43:43.066-08:00</updated><title type='text'>Key Movement</title><content type='html'>* İstanbul'dayken bu blogu açtığımın ilk ayı çok fena bir yalnızlık dönemim olmuştu, vardı yine arkadaşlar sağolsunlar da yine de insanın hayatında olmazsa olmaz dediği ve her ne halt yerse yesin ensesinden tutup kaldıracağını bildiğinden yanlarında oldukça umarsız olma güveni duyduğu insanlar var, ben de bu insanlardan baya baya uzaktaydım o zamanlar. Deli bir sirkülasyon işliyordu, bir gün öncesinde gördüğümü ertesi gün hatırlamıyordum gün güne benzemiyordu, ingilizce exchange öğrencilere dert yanıyordum, mülteci kampı gibi bir evde yer bulamadığımdan mutfakta yağlı boya yapıyordum, geceleri üzerimize ufo düşüyordu, ufoyu açmadığımızda x raylere maruz kalmamakla beraber donar gibi oluyor sonra yine inatla yaşıyorduk filan... Ne çılgın dönemdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İnsan "bu tarz" ne halt yediğini, yiyeceğini bilemediği dönemlerde aşık hissedebiliyorsa hissediyor, tabii bu ne derece doğrudur, sonucu ne olur bilinmez. Gerçi gayet başına buyruk bu arkadaş sonucu düşünür mü, o da bilinmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O İstanbul'da hissettiğim her ne ise şimdi daha local yaşıyorum, tanıdığım yerlerde tanıdığım insanlar da varken üstelik. İnsan severim, insanlarla konuşurum istedikleri gibi çok da problem değil, yine de çok büyük bir eksiklik olarak heyecan yaratabilecek olanlara ihtiyacım var, durun öyle değil, yani bir şeyler üretmek konusunda bir şeyler söylediğinizde üzerine gün oturmuş gülümsemeler görmek istemiyorum. Biraz kafa dengi, diyeceğim, genelin pek de kapsama alanı içinde olmayan şeylerden zevk alan birileri, paylaştıkça büyüsek etsek ne bileyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir de böyle hissettiğim zaman ya ölümüne dağınık, haliyle huzursuz mutsuz anlamsız ya da daha da derli toplu ve temizim. (Bu da küçük bir gerçeğim bakın, dağınıklık ve düzensizlik, beni bu dünya üzerinde daha fazla yıpratan bir şey görülmedi. İşteki masamdan tutun evimi şöyle bir gözlemleyecek olsanız titreyerek ağlarsınız.) Topluyorum arkadaşlarım bu aralar bu bunalganlık hayra vurdu bu sefer, İstanbul'dayken toptan dağıtmıştım, şimdi topluyorum; yerdeki saçı, lavabodaki çay tanesini, çekmecedeki tütün taneciklerini ve aklınıza gelebilecek milyonlarcasını çıldırmışçasına topluyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün ev sahibi teyzemiz geldi, 72 yaşında şükela bir insan. Dün bizim eve yeni şofben de takıldı, her yer çamur oldu, beynimden elektrik dalgaları geçti çok net hissettim, mutfağı beş kere suyunu değiştirerek viledayla sildim. Bal döküp yalayabilirsiniz desem de o ne iğrenç deyimdir ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ev sahibi teyzesi en son telefonda daha sonra yaşını seksen olarak belirttiği teyzeye dünyalar sevimlisi, bıcır bıcır, güler yüzlü, maşallah pek iyi aile terbiyesi almış olan ben'den (öhm) bahsediyordu, ben de karşısında usulca tebessüm ederek "estağfirullah efenim estağfirullah"lar sıralıyordum, zaten ilk gördüğümde bana da sıcacık gelmişti kendileri ki evden giderken sadece o gün ciddi anlamda oturup muhabbet etmiş iki insan için fazla içli bir sarılmaydı, neredeyse ağlayacaktık ki evi de karşımızdaki apartmanda he. Zaten küçük ebatları ve gündelik sorunlar ile daha da küçülen ebatlarıyla bendenizi tavla tahtası gibi koltuğunun altına sıkıştırıp gitmek üzereyken ufak bir manevrayla sıyrıldım. Şaka maka her eve bi tane böyle ev sahibi, ne güzel insanmış canım benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam da aradı ki evde gaz kaçağı filan olmuştur yatmadan odanı havalandır güzel kızım diye, canını seveyim artık hangi yaş grubundan kendime ahretlikler bulacağımı saptamış bulunmaktayım, gençler vefasız azizim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şofbeni takan abi ise tam bir garipti, vanayı nasıl açıp kapatacağımı öğretiyor, tamam anladım abi diyorum, bak diyor, aç kapa aç kapa, anladın mı, anladım abi diyorum beş dakika sonra yine çağırıyor, bana bak tekrar anlatıyorum hanfendi diyor, hadi diyorum gönlü olsun onun da, yine açıp kapatıyor. Yok mu abi senin de bi vana? dememek için zapt eyledim olanca duygumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Boğazım hala az bir acısa da iki gündür kendime yüklediğim mandalina sularıyla sanırım yine direkten dönmekteyim, Neşe yok memleketine gitti üç gündür evimde yalnızca yaşıyor, sürekli mandalina sıkıp içiyorum. Yarışma logolarımı çizdim ama tez elden daha da güzelleştirmeli, efektlendirmeli. Önemli bir kurumun önemli bir logosunu çizmekteyim ama her kafadan bir ses çıkıyor, katliam yapasım var. Canlarım bi beğenin ve yorum etmeyin lütfen, zaten beğenilmeyecek bi şey yapıyor osam ben bunu yapıyorum diye çıkmam değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka maka Bilkentli bir profesör şimdiye kadarki olimpiyat logolarının en güzeli bu oldu diye yorum etmiş logom hakkında ekih ekih. Yine de beğen ve otur işte bulandırma rengini şöyle yap yazısını böyle yap... Ateş et ve unut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yani sevgili blogır, ite kaka bir şekilde yaşamaya devam ediyoruz, neyse ben gidip mandalina sıkacağım şimdi tupturuncu olana kadar durmak yok, yola devam! Esenlikle cümleten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-6158308925647395271?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/6158308925647395271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=6158308925647395271&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6158308925647395271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6158308925647395271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2012/02/key-movement.html' title='Key Movement'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-7095401136083024264</id><published>2012-02-09T15:04:00.000-08:00</published><updated>2012-02-09T15:04:04.832-08:00</updated><title type='text'>... Gibi Geliyor</title><content type='html'>* Uzun süre aynı şeyleri yapınca, aynı insanlara bakınca, aynı kafes içinde durunca hayatınızın geri kalanı da bu şekilde devam edecekmiş gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İçi buz buz olunca insanın, o buzullar altında kalan sıcak her neyse artık yokmuş, o da donmuş gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Üzüldüklerinizle üzdüklerinizi şöyle bir değerlendirdiğinizde sanki biraz adaletsizmişsiniz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aşık hissettiğinizde o her kimse yüzü aklınıza gelmediği zamana kadar onu sonsuza dek yaşayacakmışsınız gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sevildiğinize emin olduklarınızda sanki ne olursa olsun hep bir parça kalacakmışsınız gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çevrenizdeki hemen herkesi doğrudan, dolaylı uzaklaştırdıktan sonra, aslında yalnızlık o kadar da güzel bir şey değilmiş gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sevdikleriniz seyreldikçe siz de artık kendinizi eskisi gibi sevmiyormuşsunuz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kabullenmek zorunda kaldıkça, zorunda kalmaktan daha fazla nefret ediyormuşsunuz, edecekmişsiniz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Planlarınız bireyselleştikçe, birey'in içindeki bir sözcüğünü daha fazla taşıyormuşsunuz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Safi kendi tahammülünüz sınırlarında yaşadığınız zamanlarda insanların sanki tahammül eşiği yok sayıyormuşsunuz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şikayet edip ağız burun kıvırdığınız ama yanınızda her zaman da olacaklarını bildiğiniz anne babanızın yanındaki eski günlerinizi en çok özlüyormuşsunuz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sıkıntılarınızın sizi bile yok sayarak kendilerini size normal'miş gibi tanıttığı zamanlarda gelen bir ekstra duygu sanki canınıza kastedecekmiş gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yaşadıkça kim ne yaşıyorsa daha iyi anlıyormuş, onlar ne yaşıyorsa onlarla beraber yaşayabiliyormuşsunuz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Diğerlerine bildirildiğinde dehşete kapıldıkları şeylere bile artık gülümseyerek onun da sebeperi var dediğinizde, ve gerçekten de diğer insanlar için sebepler bulabildiğinizde daha da büyüyormuşsunuz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Taşınırken bavullarınızı tek başınıza taşırken yalnızlık zormuş gibi, öncesini düşündüğünüzde tüm teklifleri redderken yalnızlık paylaşılmazmış gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Karda iki saat sokakta kalıp ayaklarınızı hissetmez radde geldiğinizde önünüzde sonunda duran taksiye binince, yaşamak güzelmiş gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Donmuş halde eve gelip çayı ocağa kendiniz koyduğunuzda ve bastırılmış sıkıntılarınız rüya şeklinde tezahür ettiğinde, annenize aslında çok ihtiyaç duyuyormuşsunuz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sanki her gün aynı günü yaşıyormuşsunuz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Eski günlerinize şöyle bir baktığınızda sanki o günlerde kalan yüz sayısı kadar kendinize yalan söylemişsiniz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İçinizde bazen milyonlarca insan konuşuyormuş da hangisini dinleyeceğinizi şaşırıyormuşsunuz gibi, bazense ölümüne sessizlikte tek bir sese muhtaçmışsınız gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Her hayatınıza dahil olandan bir parça yük ölene dek taşıyacakmışsınız gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aşık olmaktan çok korkuyormuşsunuz ama belki de sadece buna ihtiyacınız varmış gibi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bir de yeni bir eve taşındığınızda sanki taşınan siz olmayacakmışsınız da apansızın yepyeni bir insana dönüşecekmişsiniz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşındım, pembe güzel bir oda yaptım kendime, duvarlarını ressamların İstanbul resimleriyle kapladım. Madem ben gidip kendisine ait olamadım, bu şehirde bana ait tek dört duvarın içine hapsettim kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen ki beni en çok içine alman gereken zamanlarda her şeyle bir başıma yüzleşmek üzere olduğum yerde bıraktın, bırakıyorsun; sakın bir şeylere bağlandığım anda beni koparmaya kalkışma. En büyük dargınlığım sana İstanbul, ondan artık benimle beraber odamda rehinsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-7095401136083024264?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/7095401136083024264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=7095401136083024264&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7095401136083024264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7095401136083024264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2012/02/gibi-geliyor.html' title='... Gibi Geliyor'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-2310612657047092973</id><published>2012-01-28T10:35:00.000-08:00</published><updated>2012-01-28T10:35:09.990-08:00</updated><title type='text'>"Diye"medim...</title><content type='html'>* Geçen gün okulda koridor boyunca giderken karşımdan gelen iki öğrenci kızdan teki diğerine dönüp "Saat kaç yeaa" dediğinde "Kafanı kaldırıp bakarsan tarlayı basmış çekirge sürüsünün çekirge sayısı kadar saat göreceksin be hey yürüdüğü koridordan bihaber!" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Eski bir arkadaşımın yakın bir arkadaşı güneşe bakıp "Aiy güneş çok sıcak!" dediğinde "Ya nolacağdı?" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu karda kışta minicik şort giyip dolaşan mus çoraplıya "Hiç mi üşümez senin fıçın 21. yüzyılın cengaver savaşçısı!" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sabahın bir köründe kalkıp işlerine yollanan milyonlara "Ciddi ciddi zevk aldığınız için mi yapıyorsunuz bunu, hayır siz yapıyosunuz diye biz de yapmak zorunda kalıyoruz, gelin birleşelim son verelim bu saçmalığa." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sürekli diyet yapan kadına "Karşımda ot yeme, iştahım kaçıyor." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çocuğu olup da çocuğunun fotoğraflarını internete yükleyip layklatan anneye "Etme, zaten belli bi yaşa gelince kendisi yapacak sen çocuğunu ifşa etme saçma sapan yerlerde." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İşkolik bünyelere "Bak tembel olmazsan pratik çözüm üretemezsin, insan işten kaçtığı sürece dahileşir, cinleşir genco." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* "Neden muzu sevmiyorsun ki sen?" diyen onlarcasına "Aslında niye sevmeyeyim de ishal yapiyor o beni, ehe" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İletisine "Kariyer yapabilirsiniz, ama soğuk gecelerde ona sarılıp yatamazsınız." yazan kutlu insana "İyi madem bul birini çıkma koynundan, ne çalışıp bi kişinin istihdamını engelliyosun koful." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kendi adı+Sevgilisinin adı+Kendi soyadı+Sevgilisinin soyadı şeklinde facebook hesabı alan arkadaşa "Sen de etme annesinin kınalı kuzusu" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Pazartesi, salı ve çarşamba günleri aşırı derecede bıkkın halimi soranlara mahsusçuk sebepler uydururken "Salıverin beni can gelsin, hep işten cansızım, anlamsızın yemin ediyorum." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hayatında hiç erkek arkadaşı olmadığı zamanı hatırlamayan kıza "Nasıl beceriyosun can kuytusu ver hele sırrını" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yanımda olup da kapıyı açıp centilmence ilk benim geçmemi bekleyen beyefendiye "Yapma Recep hepimiz din kardeşiyiz, geç de zaman kaybı olmasın." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Otobüste yanımda dikilmiş seslice redyohed dinleyen keçi saçlı sakallı kumral alternatif çucuğa "Sakal efsane yakışmış, tanışalım mı?" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sıkışık metroda çıkmaya çalışırken çantamla beraber beni sürükleyen teyzelere "Bütün bütün götürün teyzecim olmaz böyle kol bacak parçalanmış halde" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bahçede "Yihaa!" diye bağrışarak birbirine kartopu fırlatan çılgın genç kitleye "Olm görünürde sizden daha gencim ama yaşı başı aldık çılgın hormonlarınızın yankılandığı cırt sesinize dayanamıyorum gayrı." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Brokoli yiyenlere "Brokoli yenir mi be, şu üç günlük dünyada git kebap ye bi şey ye, fiziğini de yemişim. Ye." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Facebookta delik çoraptan fırtarmışçasına pencere fırtıp "Canım nasılsın?" yazan ilkokul arkadaşına "Yav neredeyse yirmi sene önce canım var mıydı yok muydu ben hatırlamıyorum, pezememg ettiniz "canım"ı kanımı yemin ediyorum!" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ekşide "Ankara gri" dedikçe seni topa tutan Ankara anti-grici ":(" topluluğa "Arkadaş gri, şimdi beyaz, beyaz kalkınca gri, görü problemin mi var?" diye... (Hayır yani kota kot diyeceksin, kumaş pantolon diyince kot kumaş pantolon olmaz ki.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* "Bütün gün feysbuktasın çık biraz dolaş sosyallaş." yazan süper çözüm üreticisi yüksek lisans genci arkadaşıma "Ha o yüksek lisans biter seni de koyarlar süs bitkisi gibi dört duvar arasına, panonla vakit geçirirsin saç kıvırcığı o zaman..." diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Masada karşında oturup Hegel'in tarih felsefesinden bahseden gence "Şu an ben seni etkilemeye çalışmıyorum, üstelik dişinin arasındaki susamı görecek kadar da duygusuzum." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bayanlara Dove reklamındaki tüy muamelesi yapanlara "Bi küfretse insanlığından açık ara soğursun ama, kaldığım  yurtlardan biliyorum." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Huşu içerisinde pop ve r&amp;b şarkıları dinleyen arkadaşlarımın yanında "Ben buna müzik demem, Mango'dan başka yerde de dinlemem, rapapapam ram papa paaa." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Beyaz dapdaracık pantolon giymiş ablaya "Teşhirciymişin abla." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tek başınıza balkonda sigara içerken bir grup halinde balkona gelip yalnızlığınızı yüzünüze vuran genç kitleye "İttirin gidin birbirinizi başka yerde için!" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ev arkadaşları evde yokken elektrikler de kesildiğinde, dolayısıyla Ankara'nın en kar yağışlı gününde buz gibi evde mum ışığında otururken supernatural güçlere "Niye ki?" diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsinden ziyade;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İlk görüşte etkileşilip de daha sonra süreci yarım bırakan şahsiyete "Bak olm sen böyle yaptın ama çok yanlış yaptın bence." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gereksiz yerlerde gereksiz sözcükler sarf eden ve fazla samimi olunmayan insana "Mal mal konuşup durma gözünü seveyim." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ve bazılarına "Ben sensiz de yaşarım ama seninle bir başka yaşarım." diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"medim." Bu vesileyle de demiş oldum, yerinde ve zamanında demiş olmadığım için değerinden %70 yitirilen bir takım "düşünceleri". Rahatladım mı, yo. Olsun, çamaşırdır kirlenir omoyla temizlenir en neticede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esenlikle!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-2310612657047092973?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/2310612657047092973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=2310612657047092973&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2310612657047092973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2310612657047092973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2012/01/diyemedim.html' title='&quot;Diye&quot;medim...'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-3452509929657935845</id><published>2012-01-26T12:09:00.000-08:00</published><updated>2012-01-26T12:09:26.746-08:00</updated><title type='text'>Untitled III</title><content type='html'>* Bu kocaman aletlerle ortalığı süpüren abilerin o aletlerin arkasına basıp da eğlenmemesinin tek bir nedeni olabilir, o aletlerin onların işi olması. Sanırım adı iş olunca hiçbir şeyin eğlencesi kalmıyor. Çizimin iş olması henüz nasip olamadı lakin bir gün çizmek benim işim olursa da o da bana böyle gelirse diye çok korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çok kar yağdı Ankara'ya, bugün yağmur yağdı ve eritti karları, yine de biz kardan adamlar yaptık, ben bizzat minik ebatlı on adet kardan çocuk yaptım. Eğleniyoruz yani biz de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kızlar Antalya'ya gittiler, evde bir başıma kaldım. Sanırım son dönemdeki en büyük eğlencem asla telefondan ulaşamadığım ve bana asla telefonla ulaşamayan abimle yazışmak, yirmi beş yaşındayım ve bu yaşıma kadar abim kadar kafamın uyuştuğu bir iki insan tanıdım desem yeri. Canım abim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bugün eve geldiğimde kızlar belirttiğim üzere yoklardı, elektrik de yoktu, elektrik olmayınca ısı da yoktu, bi halt yoktu mum ışığında oturdum ama korkmadım. Tek başıma da kalabilirmişim sanırım derken vazgeçtim, çok sıkıcı be. Her eve bir fazladan soluk lazım efenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Akşam bu yoksunluklar esnasında Burak ile çetlerken (Canını seveyim vınnn) hayatım hakkında doğaçlama mükemmel bir tespitte bulundum, son zamanlarda neden aşırı derecede saçmaladığımı buldum madden, manen... Şimdi efenim bir süreç geçirgen insanı olarak geçmişte bol bol arkadaşlı, bol eğlenceli, mizahlı, kikirtili bir yaşama alışmışım, Ankara yaşamım buna tekabül ediyor bol bol eğlence ve arkadaş, lakin şimdi dört duvar arasında bana hemen hemen hiç fayda sağlamayacak ve açıkçası pek de umrumda olmayan evrakların arasında hayatımı geçirmem, hayatımı geçirirken bir yerlerde hayatın aktığını bilmem, bunlardan ziyade kaçsam da etsem de eninde sonunda hayatı böyle geçirmek zorunda olmam; velhasıl titreyerek hayatın gerçeklerini idrak ediyor olmam bu saçmalamanın sebebi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir süredir yaşadığım hayattan hoşnutsuzum, kendimden hoşnutsuzum, kendime bile zor, garip, huysuz bir insana dönüşmeye başladım o yüzden kızmasın küsmesin kimseler bana. Elimden geleni yapıyorum, kendimi buraya bağlamaya çalışıyorum, bunu yaparken kimseyi kırıp üzmemeye çalışıyorum, gerçekten zorluyorum kendimi buna ama içimde her bir şey ha böyleyken -&gt; :(  ben nasıl böyle -&gt; :) olayım değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir takım yarışmalar buldum, haftaya sanırım bir başıma taşınacağım, sonra da her akşam bir başıma oturup oturup logo çizmeyi planlıyorum. Evet ben sadece bunu hak ediyorum çünkü denge ihtiva etmiyorum, en azından pek yalnız halimden fayda getirecek işlerde yararlanayım kimse beni çekmek zorunda kalmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Zaman, hayat biz eğer bir şeyler yapmaya gönüllü değilsek bizim için bir şeyler yapmaya hiç hiç gönüllü değil, o yüzden size söylüyorum ben anlayayım, kendimizin lehine bir şeyler yapmamız lazım, yarına dinç taşıyacak herhangi bir şey olabilir bu, unuttuğumuz bir hayalimiz, idealimiz, düne gömdüğümüz bir şey. Ne bileyim işte platonik aşkı canlandırmak bile bir sebeptir, tek ki yaşar-uyur gibi sürdürüp durmayalım günleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gönlüm istiyor ki eskisi gibi eğlenceli, "Şunu yaptım bu tespitte bulundum bikbik" diye çılgın atayım şuralarda da, şu yazdığım kelimeler bile güç kaybı gibi esasen, bütün gün bir ofiste bir bilgisayarın başında, hepsinden tiksinerek çaresizlikten yavaş yavaş bağımlılığa dönüşen ve "kapatınca ne fok yicem." dediğimden durup duran sosyal ağlarım ve ben dostum, bence ne halimiz varsa görelim. Yahut çabuk alışalım ya da bu duruma çözüm bulalım. Böylesi şu damla sesiyle bir tür çin işkencesinden bahsederler ya hep, onun "gün" kullanılanı oluyor maalesef, fotokopi makinesinden birbirinin kopyasıymışçasına çıkan günler belli bi noktadan sonra kulak değil de hayat tırmalamaya başlıyor. Mekanizma aynı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle yani, tez zamanda başlıklı eğlenceli yazılarda görüşmek dileğiyle. O değil de hani Marduk gelecekti tatil olacaktı ya, hayret bişi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-3452509929657935845?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/3452509929657935845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=3452509929657935845&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3452509929657935845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3452509929657935845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2012/01/untitled-iii.html' title='Untitled III'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-6395642709165202959</id><published>2012-01-21T09:26:00.000-08:00</published><updated>2012-01-21T09:26:08.169-08:00</updated><title type='text'>Bossa Astoria</title><content type='html'>* Merhaba gençler ve kendini genç hissedenler. Olm içim geçmiş zahir benim ki ofise gelen gençler genç genç espriler yapınca ölümüne şenleniyorum. Beyin hücreleri taze tabi biz artık onlar kadar cin düşünemiyoruz mudur ne halt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tarihimin 18 senesini Eskişehir'de 6 senesini Ankara'da geçirdim haliyle kıyas yapacak miktarda gözlemledim iki şehri de. İlk kez diyebiliyorum ki Ankara, Eskişehir'e fark attı, o nasıl bir soğuktur yarabbi. Geçen ciddi ciddi caddenin ortasına oturup pis pis küfretmek istedim yürümeyi kesip, o derece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşla oturduk bi yerde, çıktık sonra gece 11 civarı "Görüşürüz" diyemiyorum. "Görh ıhh" diyip sıkıyorum kendimi, taksiye bindim bi süre nereye gideceğimi söyleyemedim adamcağıza, bindim ve kırım iti gibi titredim "Bi sanih ıhh" diyerek, feciydi eminim görüntü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim bu karlı buzlu günlerde üç kez düştüm, hiçbirinde kırılmadı bir yerlerim, tekinde işten geliyorum tam bizim evin orada ufak bir rampa var, düşünüyorum da bi yandan şimdi kulağımın üstüne düşsem şu kulaklık salyangoza entegre olurdu valla diye, diyeceğim kulağımın üstüne düşmesem de havada durdum, şahidim yok zira biçimsiz saatlerde dönüyorum işimden evime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Baktım sistemle savaşarak olmayacak sistemin bir halkası olmaya karar kıldım, hep demişimdir pavlov'la mendel büyük adamlar, şartlı koşullanmasak ne halt yiyeceğiz aküğ ve yine de buruşuk bezelyeler... Ah ah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Canlarım insan bir orada, bir burada yaşayıp oturmuş bir düzen oluşturamaz hale gelince huzursuzluğa da alışıyor, mekan folloşu ben tarihimde bir zamanlarda inanır mısınız, yer filan ayırt ederdim kendi yatağım haricinde bir yerde uyuyamazdım, şimdi arar mısınız yerde yatsam yine gıkım çıkmayacak; ey hayat, heyhat...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kimi şeyler beni de dahil ederek aklımın almayacağı şekilde hızla gelişiyor, onları da koyverdim gitti, takip edemiyorum hayat neden bu kadar hızlı akıyor, neden karakterler sürekli değişim halinde. Bakalım gelecek günler neler getirecek. O değil de çok soğuk be.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu haftaki Uykusuz'da Benim de Söyleyeceklerim Var'ı okurken bir takım tespitlerde bulundum, ciddi ciddi bir işletmeye gelen stajyerlere öyle fena mı bakılıyor yav, hayır yani biz de staj yaptık zamanında öyle bir şey varsa söyleyin, furalım gereğince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yine Uykusuz'dan gelsin o zaman "Niyet ettim leptap kazanmaya!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bugün annemin günü vardı, yeğenim kendisine hazırlanan küçük tabağa tepki mahiyetinde hamur işlerini yemeyerek kendisine yapılan küçük insan muamelesini protesto etti, flash flash canlandı belleğimde ki ben küçükken de ya bizi bi odaya tıkarlardı orada koyarlardı önümüze hamurları ya da küçük çirkin tabaklarda verirlerdi elimize, lan olm cidden kırıcı şeyler bakın bunlar topluyosunuz orada çoluğu çocuğu çok zevkli bi şeymiş gibi en azından normal insan muamelesi yapın. Ayıp olduğu kadar günahtır da, etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annemin bi günü var, bi ay sonra 25ime giriyorum, kendimi bildim bileli de var bu gün, ölümüne bir gün zira cidden vefat ettikten sonra dahil olamayanlar oldu, bu eski toprağın öyle böyle değil bi azmi var bu tür konularda, şapka çıkarmak isterdim ama çıkaramam, kafam üşür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dediğim gibi çevremde ve öncelik sıralamamda ciddi değişimler var, olması gerektiği gibi, en tatlı zamanlarda nemalandık birbirimizin hoş sohbetinden bi yerde, en temizi değişime surat asmak yerine değişimin bir parçası olmak. Neyse beylik laflar bir yana servisçinin yanında oturan insan değişsin başka bi şey istemiyorum abi, bu duruma cidden sinirim kalkmaya başladı. Dayuklayacağım, göndereceğim ha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Abi diyen kız iticiliği, bakın nabacağım: Abi. Abi. Abi. Nıhaha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim dün çok ışıksız ortamda artık kendi evimde ilerleyemediğimi, koridorda düşeyazdığımı gördüğüm, kıssadan hisse öz hakiki evimi unuttuğum, gerçeğiyle yüzleşince biraz içim burkulur gibi oldu dün, sonra hemen düzeldi. Yine de garip ne bileyim anne siz gelince misafir gelmiş gibi hazırlanıyor filan bi sürü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Küçükken her şeyden daha yoksun ama daha mutlu, şimdi ise neredeyse her şeye sahip ama mutsuz olmamızın sebebini buldum milyonlar, sobadır abi. Soba böyle güpgüpgüp yanınca içi ısınırdı insanın, ne bileyim mandalina kabuğu koyardık üstüne kokardı, anne pilav nohut yapardı "köri soslu tavuk nedir allasen bi de bana onu." sonra kestane tabi, kül, karanlıkta közlerin tavada yaptığı şekiller. Evet, koskoca bir neslin mutsuzluğunun tek sebebi sobadır, ha bakın yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tabi yine birkaç kanalla idare etmek de bunun bir sebebi, bugün babamın yanında otururken bir yerden sabit ritmli bir sesin geldiğini fark ettim, baktım ki canım babam 2000 küsür kanal arasında seçim yapmaya çalışıyor, al işte bi mutsuzluk sebebi daha. Seçenek azsa insanın aklı karışmaz arkadaş. Vallahi aforizma yazdım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Öyle yani sevgili blogum okuyucuları, soğuk bir Eskişehir akşamından sıcacık bir veda sizleri, gece dikkat edin yorganınız düşmesin sıkıştırın yatağınız bi köşesine he mi. Yüksek saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bi de başlığa şarkı sakladım, yeni bulduğum bir macar grup, dinleyin doğrudan sevin. Neyse kaçtım, bye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-6395642709165202959?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.youtube.com/watch?v=iNywH1RU5Ac' title='Bossa Astoria'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/6395642709165202959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=6395642709165202959&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6395642709165202959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6395642709165202959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2012/01/bossa-astoria.html' title='Bossa Astoria'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-7542568681925852790</id><published>2012-01-09T10:26:00.000-08:00</published><updated>2012-01-09T10:27:17.610-08:00</updated><title type='text'>To Vals</title><content type='html'>* Şimdi siz diyeceksiniz ki bu başlık ne alaka? Evet, çünkü bu şarkıyı dinliyorum, başlık da bulamadım dolayısıyla şarkı, başlık oldu. Kesiyorum kurdeleyi, kees tim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Başlığa sol tıklarsanız ve farklı sekmede açarsanız hatta siz de dinleyebilir, ıkınırsanız şirinleri bile görebilirsiniz. Ikınmak ne komik kelime valla söyle söyle gül, ahah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efendim, ben küçükken çok sevimli bir veletmişim, fotoğraflara bakınca kendim de hak verdim cidden sevimliymişim yani, ondan kelli beni çok kaçırırmış eşraf. Nasıl, işte böyle kaçırıp ağlatıp bırakıyorlarmış kapının önüne, bence de sadistçe evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bi kere yalnız hiç unutmam, büyük teyzemin kapısının önünde oynuyordum, Nejla teyze vardı rahmetli büyük teyzemin komşusu, genç kızı vardı onun da, toprak eşelerken seslendi pencereden, "Gel bak sana ne vereceğim" diyor, koştum gittim neyse böyle bir poşet dolusu incik boncuk içinde, bileklikler kolyeler, işte beş altı yaşında bi kız çocuğu neyin hayalindeyse. Lan ne sevinmiştim öyle böyle değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Salıncakta sallanırken midemin bulanmasını çok özledim var ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efendim son günlerde kendime hazırladığım playlistlerimde Grek müziğin acımasız bir yükselişi var, zaten başıma bir hal gelmeyecekse ben pek severim bu Yunanistan ile alakalı her bir şeyi, kültür yakın ondan zahir. Böyle bu şarkıları dinledikçe sözlerini anlama yönünde karşı konulmaz bir istek duyuyorum, bugün dedim karar vermek başarmanın yarısıdır haydi yavrucak, aldım yunanca harflerin çıktısını filan, ilk günden adımı soyadımı bile yazdım. İlkin alfabeye sonra da dile kastedeceğim. Ayrıca latin harfleri halt yemiş ne de estetik adınız bu harflerle. Yavrum benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlmetmemin vesilesi de Orfeas Peridis'tir, hastasıyım bu adamın not edin bir yere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu azmimi de kpss konusunda gösterseydim şimdiye bilmem ne uzmanı olduydum vallahi, neyse dünyaya keyfetmeye üstelik bir kere geldik arkadaş, hayat bizim yarın bizim. Foklayalım bakalım nereye giderse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Stajdaki öğrenciler geldi, bi sene önce yanlarında ehe mehe diye gezdiğim insanları böyle kümelemek çok şerefsizce geliyor lakin ne yabacağın, yine okulun önüne sigaraya çıkmak bir şenlik havasına büründü, böyle bir sürü "Türkan!" diyip gelenlerim filan eheh, nasıl da hoşuna gitmiş bakınız saksağanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir önceki haftaya göre biraz daha depresyondan çıkıyor gibiyim, kitap okuyorum ve film izliyorum, yeni yeni sesler keşfediyor hayırlı işler yapıyorum. Yunanca öğreniyorum yahu daha ne yapayım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Olm bakın Türkçe şarkı sözlerine ağız burun kıvıranlarımız var aramızda, yabancı olsun da dibim düşsüncüler var, size Tülin tarafından reddedilmiş Caner dili yapıyorum burada, ahah, ekşide bu minvalde az edepsiz bir başlığa denk geldim, benim muhteşem tespitim değil yani. Her ne ise, şimdi bakın şarkı çevireceğiz;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"goodbye my lover.&lt;br /&gt;goodbye my friend.&lt;br /&gt;you have been the one.&lt;br /&gt;you have been the one for me.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i am a dreamer but when i wake,&lt;br /&gt;you can't break my spirit - it's my dreams you take.&lt;br /&gt;and as you move on, remember me,&lt;br /&gt;remember us and all we used to be&lt;br /&gt;i've seen you cry, i've seen you smile.&lt;br /&gt;i've watched you sleeping for a while.&lt;br /&gt;i'd be the father of your child.&lt;br /&gt;i'd spend a lifetime with you.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fasten your seatbelts, çeviriyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hoşçakal sevdiğim&lt;br /&gt;Hoşçakal arkadaşım&lt;br /&gt;Benim için tek&lt;br /&gt;Benim için tek olacaksın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hayalperestim ama ayıldığım zaman&lt;br /&gt;Perimi kaçıramazsın (oha)- rüyalarımı çalıyorsun (gizli zalım var burada)&lt;br /&gt;Gittiğinde beni hatırla(?)&lt;br /&gt;bizi ve ne olduğumuzu hatırla!&lt;br /&gt;Seni ağlarken gördüm, seni gülerken gördüm&lt;br /&gt;Sen uyurken seni bir süre izledim (Burada çeviride zeval olabilir, takılmayın)&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Senin çocuğunun babası olurdum&lt;br /&gt;Seninle hayatımı geçirirdim."&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Şimdi arkadaş "Senden çocuğum olsun istiyorum" diyince vuruyorsunuz da "Senin çocuğunun babası olurdum" diyince niye vurmuyorsunuz? Her acı biraz arabesk değil midir ey yurttaşım? Acının milliyeti mi var, keserim ha bak bileğimi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O değil de şu hayatta bir gerçek varsa o da "Beni beğeneni ben ben beğenmem, benim beğendiğim ise beni beğenmez." dir nacizane şapkamı çıkarıyor, en yakın zamanda bir zurna ediniyorum kendime. Not düşelim unutulmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yani böyle işte, şimdi ben takınca sol gözümü kapatan şapkamı taktım, siyah çerçeveli gözlüklerle şalımı kombin ettim ve panpişler, müsaadenizle mum ve bilgisayar ışığında Zorba the Greek izleyeceğim. Şaka şaka, yayıla yayıla izleyeceğim, zaten çalışmışım bütün gün çalışıyom ben ya. Esen kalın, sevin sevilin, o değil de meselem var yemin ediyorum. Hadi bay.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-7542568681925852790?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.youtube.com/watch?v=8W56tskwv8E&amp;feature=share' title='To Vals'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/7542568681925852790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=7542568681925852790&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7542568681925852790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7542568681925852790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2012/01/to-vals.html' title='To Vals'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-102454346475859365</id><published>2012-01-04T03:33:00.000-08:00</published><updated>2012-01-04T03:36:21.632-08:00</updated><title type='text'>Bir Garip Yazı</title><content type='html'>* Ne kadar ağır, sinir bozucu, her an ekranına indireceğim bir darbe ile ekranda altı yedi çeşit renk şerit oluşturulası bir bilgisayarda sinir kontrol mekanızmamı geliştirdiğimi -ki bu en basit örnek- bilseydiniz tanıdıklar arasında ufak bir ödül töreni düzenleyerek bu sabrımı ödüllendiresiniz gelirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ben uykusuzluktan ölmeden şu mesai saatleri konusunda bir düzenleme getirseler çok iyi olacak, kaçta yatarsam yatayım saat onda kalkmadıkça ben huzursuzum, mutsuzum. En büyük sorunum da sanırım bu işte. Fazla yaşamak zorunda kalmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Uykusuzluk demişken, benim üniversitede bir hocam vardı. Bu hocadan dönemler boyunca ders aldım. Dersinde kontrolsüzce, alabildiğince not almak zorunda olurduk. Gelin görün ki bu hocanın sesi bende inanılmaz bir uyku isteği yaratırdı. Dolayısıyla yazım önce küçülür, sonra kalp grafiği gibi olur, en sonunda da küçük bir çizgi ile süreç tamamlanırdı. Bir gün hatta ön sıraya geçeyim uyumam belki, diye düşündüm. Yine uyudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyuya ede, not bula bula verdim o dersleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şimdi mezun olduğum üniversitede bir çalışanım. Söve söve gittiğim bu yere yine söve söve gelip girdim, neden demeyin, hayat garip bi düzenek. Dün de bir toplantımız vardı, toplantıda bu hoca da vardı. Bu hoca konuşmaya başladı ve ben yine, dinler görüntü vererek uyudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman, bizler, hayat bir şekilde değişiyor ve hatta bir klasik olarak değişmeyen tek şey değişimin kendisidir fakat bazı şeyler var ki dostlarım, asla değişmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İnsan her şeyi kendinden ibaret algılıyor, hani birkaç sene önceki gibi gelecek nesillere yol gösterecek duygusal ilişki rehberleri yazmaya üşenecek yaştayız, insan sarrafı olduk cümlemiz gibi beylik laflar da sarf etmek istemiyorum. Yine de yirmi beş yaş semalarında süzülürken bizler, fark ettiğim, risk alma konusunda duyduğumuz kaygı ve korkunun çok değil birkaç sene öncesine nazaran devleşerek büyüme kaydettiği. Statiği sürdürmekten edimimiz %10'sa ve değişimden edineceğimiz %90'sa, "iyi böyle ya" diyerek o yüzde doksanlık dilimi elin tersiyle çevirmek işten değil. İlla ki %100 olsun da onu sağlamak için de yolun üçte birinden fazlasını tamamlamışız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceğim beynimiz renklere körelmiş, her şeyi gri kabul etmekle beraber beyaza ya da siyaha alerjik reaksiyon türetiyor psikoloji. Bir de hadi nostalji olsun, sepya tonlarla aklımızdan geçişen kareleri kucağımıza topluyor, oturdukça oturuyoruz. İyi hoş, korkumsa bunun kronikleşmesi. Tıp makalesi yazıyor sanki saksağan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, mevcuttan tatmin yok, mevcudu değiştirmek için çaba yok, çabalayana karşılık verecek güç yok... Ha böyle oturdukça otururuz biz de "nasip"lerin, "hayırlısı"ların ardına sığınarak. Müstahak bizlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle insan uykusuz olduğunda, haliyle mutsuz olduğunda çevresinde dolaşıp onu hayata döndürmeye çalışan süper enerjik zat, lafım sana. Dolanma gözünü seveyim. Zaten dünyada yeterince lüzumsuz insan var, teki eksik olsa bir şey olmaz dedirtme insana, bilişsel günahlara sevk etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Adana'yı Adriana okuyacak kadar uykusuzum bugün. İnsanlar, bazen çok güzelsiniz bazen de çok fazlasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir de sonları edepli şekilde kabul ettirebilsek kıyımıza köşemize, böyle ıssız adalara vurmayacağız. Ölümün olduğu dünyada biz aciz insanlar ne demeye bir şeyin sonunu kabul etmekte bu kadar zorlanırız, bu da içgüdü sanırım, bilimsel açıklayalım diye kasalım her bi foku tabi, bize kaldı ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim uyuyabilecekler uyusun, getirtmesin beni oraya. Ben de bir öğle aramı daha tamamlayıp gloomy evraklarıma geri döneyim. Sevdim sizleri, iki gün kaldı cumaya az daha sabır!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-102454346475859365?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/102454346475859365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=102454346475859365&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/102454346475859365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/102454346475859365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2012/01/bir-garip-yaz.html' title='Bir Garip Yazı'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-3996792412583972126</id><published>2012-01-01T12:18:00.000-08:00</published><updated>2012-01-01T12:18:23.906-08:00</updated><title type='text'>İkibinoniki</title><content type='html'>* Derken biraz daha iyi ikibinonbire göre. İnsanın dudakları daha az garip oluyor sanki. Sayıları yazıyla yazarken rakamları ayrı ayrı yazıyoruz, aman diyeyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu sabah güzel bir kar yağışı ile başladı Ankara güne. Şayet sabahki kar tanecikleri bütün gün aynı hızda yağmaya devam etseydi, yollar kapanacaktı. Haliyle yarın tatil olacaktı. Yağmadı. Yarın soğukta işe gitmek durumundayız. Kar yağışının sürekli olmaması oldukça acı bir durum. Marduk da gelmedi. Marduk gelseydi hiç işe gitmek zorunda olmayabilirdik. Neyse, henüz senenin çok çok başındayız. Hatta ilk günündeyiz. Bayram tatillerinden önce gelirse "marduk" tatil olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da bu gece kendimi izin için feda edip pencerem açık uyuyabilirim. Böylece çok üşürüm, hastalanırım. Doktor üç gün rapor verir ve işe gitmek zorunda kalmam. Üç gün yatarım. Yatmak süper bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da mükemmel doktorumun iyi niyetini suistimal edebilirim. Ajitasyonla üç gün rapor alırım. İşe gitmek zorunda kalmam. En neticede yarın kalkıp işe gitmek zorunda olmak çok sıkıcı. Pazartesi, pazarın yani son tatil gününün ertesi olması bakımından sorunlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salı da sıkıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşamba saat 12:00'den sonra insan kalan iki günü de kolayca atlatabiliyor. Çarşamba çok önemli o yüzden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dün beynim uyuşuktu. Beynimin uyuşukluğu bünyemi tesirledi. Sonra oturdum evde. Bir sürü planı iptal edip edip oturdum. Halbüse Parov Stelar konseri vardı. Olsun, ben yine de oturdum. Yatmayı ve oturmayı seviyorum. Akşam Selim geldi. Selim çok güzel bir çocuk. Zaten son iki senedir akıl yaşımın evlilik seviyesine gelmemesi, yine de biyolojik olarak sanırım biraz meyilli olmam sebebiyle çocuk sever oldum. Çocuklar da beni sever oldu, onlar niye öyle oldu bilmiyorum. Selim'le Angry Birds çizip boyadık. Çok güzel oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sonra da bir tablo yaptım. Satranç tahtalı ve atlı tablo. Aslına bakarsanız yeni yıla ellerim akrilik boyalı girdim. Sanırım şimdiye kadar girdiğim yeni yıllar içerisinde en konsepte uygunu bu yeni yıla girişimdi. Saçıma akrilik boya sıçradı, gece ikide saçlarımdaki sarı boyayı çıkarmaya uğraştım. Akrilik boyayı yağlı boyaya tercih ederim, yağlı boya kadar güzel kokmasa da daha temiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ben yine evim olacak eve çıkamadım. Durumdan ise en çok ben sıkıldım. Bence tamamen bir mesaj, "Hazır yerleşmemişken ne demeye çıkıp gitmezsin" demeye getiriyor evren bana. Benim de evrene bi mesajım var. "Lan madem çıkıp gitmemi istiyorsun, niye önüme fırsat çıkarmıyorsun!" Bu vesileyle onu da iletmiş olayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İkibinonikiden Dünya Güzeli seçilmişimcesine dünya barışı diliyorum. Böylece egomu taçlandırıyor, asamı narin narin tutup demeç verir görüntüsü oluşturuyorum. Gördünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yılın son günü çıldırmışçasına koşuşturup birbirinin yeni yılını kutluyor insanlar. Ben de yaptım bunu misal. Ama anlamıyorum. Zaten çoğu şeyi de anlamadan yapıyorum. Herkes öyle yapıyorsa öyle yapılması icap ediyor demek diye. Yılın ilk günü de önceki yılın son gününü takip eden bir "gün" en neticede. Ne demeye bu taşkın heyecan. Herkes bi heyecan peşinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çok sevdiğim müzik icracılarının konserlerine gidiyorum. Onları dinleyen kitleleri görüyorum. Soğuyorum. Bir daha onları hiç dinleyemiyorum. Birinin pantolonunun paçası kısa oluyor. Soğuyorum. Biri tavuğu çok vahşi yiyor. Ondan da soğuyorum. Hastalıklı bir psikoloji sahibiyim. Ha ben dört dörtlük müyüm, yo... Ama yine de soğuyorum. Bir gün detaylarımı alarak yitip gideceğim, haberim yok.Benim gibiler genellikle evde kalır, ha buraya da yazıyorum. Yazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hayat çok aynı. Hiçbir değişiklik yok. Nebulam ne zaman bir dünyaya dönüşecek, merak içinde bekliyorum. Hiç dönüşmeyebilir, evet, yine de bu ihtimali düşünmek istemiyorum. Henüz bir toz bulutunda yaşamayı sürdürmeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dünya üzerindeki hiçbir oluşu, hiçbir iradeyi değiştirememiz çok üzücü. Aslına bakarsanız bu oluş ve iradeler karşısında rotamızı muhafaza etmeye çalışmak da çok zor. İnsanın bazı bazı dengesiz evrene uyum sağlayarak dengesizleşesi geliyor. Sonra dengeyi sağlaması gerektiği zamanı düşünüyor, frenliyor kendini. Yine de keşke bir an sonrasını düşünmeden o an ne istersek yapabilseydik. Çok sınırlıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Feysbuku mu kapatsam... Bi film izlesem de dünyam mı değişse bi süre. (Kitap da olabilir bu) Yoksa ağlarak aynanın karşısında saçlarımı mı kessem. İstifa edip eşyalarımı bırakıp memleketi mi gezsem. Vedat Milör olup lezzetleri mi keşfetsem. Ben ne yapayım a dostlar zira beni bu şehre bağlayan tek bir şeycik yok. Boşlukta girdim ben yeni yıla da ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Evde bir canavar var. Çorap tekiyle beslenen bir canavar var bizim evde. Çoraplarımın teki mütemadiyen yok arkadaş. Artık uygunsuz bir biçimde bu yaptığımın anlaşılmamasını umarak kalan tekleri çift yapıp giyiyorum. Tüm sorunum bu çoraplar işte. Nereye giderler bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bütün gün wireless'ın içinde oturup masasındaki iki kaktüsten medet uman. Bir de sen unidentified flying object'sin gözümde. Kaktüs diyorum bak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bundan bir yedi sene sonra. Spora başlamış olacağım. Çalışır gibi yapıp markafoni (bu değişken) inceliyor olacağım. Birileriyle konuşurken ciddi mail yazıyor görüntüsü vermeye başlayacağım, mimik sıfıra indirgenecek. Öyle düz bir insan olacağım ki tek derdim kimin ne giydiği, kim çantasına ne kadar vermiş, kim kime ne demiş olacak. Sağlıklı besleneceğim, brokoli seveceğim, bilmem nenin bilmem ne tarzında vitaminini öldürmeden pişirme usulünü bileceğim. Benmari usulü dedim bak bildiniz mi? Döngüyü gördünüz mü, yapacağım olacak. Bu böyle gitmeyecek, alışacağım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bakın gayzer kaynaklar vardı coğrafyada. Bunlar böyle sıkışıp sıkışıp kalıplaşmazlardı hayır, patlarlardı. Yani bi çıkış bulmak lazım. Aslında bizler hepimiz birer potansiyel gayzeriz. İçimizde bulmak lazım o çıkışı, o kutup yıldızını desem de;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hikaye hepsi. Olacakları tahmin etmek o kadar da zor olmasa gerek ne dersiniz... Dostum, acıyım, gerçeğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İkibinonikiden bi isteğim daha var; Bi şeyler yap ve please please please let me live ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aksiyonun deniz seviyesinde ilerlediği hayatımdan bir yazı daha çıkardım. Afiyet olsun hadi. Görüşmek üzere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-3996792412583972126?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/3996792412583972126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=3996792412583972126&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3996792412583972126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3996792412583972126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2012/01/ikibinoniki.html' title='İkibinoniki'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-1074998194002377861</id><published>2011-12-25T10:45:00.000-08:00</published><updated>2011-12-25T10:53:34.116-08:00</updated><title type='text'>Pillow from Home</title><content type='html'>* Telefon. Telefonunuz gün boyunca çalmayabilir. Ertesi gün de. Ondan sonraki gün de gelen tek mesaj Flexi'den -ki onlara oldukça da ters bir şekilde bu kartı istemediğinizi söylemiştiniz, iptal etmedikleri gibi bir de üstüne size mesaj yolluyorlar, yüzsüzlük de bambaşka bir şey- gelebilir. Ama şu bir gerçektir ki evrendeki tüm kontakt(!)larınız sizi şarj aletini işte unuttuğunuz ve telefonunuzu şarj edemediğiniz o gün arayacaktır. Evren ve enerjilerinin oyuncu bir yapısı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçenlerde bir arkadaşım Facebook'ta İstanbul ve civarlarında yaşadığımı söylemiş ve onayla demiş bana. Bir diğeri birkaç gün sonra Ankara'da. Bugün bir başkası Eskişehir'de. Şimdi şehir olarak Ankara'dayım Ankara'da olmasına da, yine mi enerji ya. Şahsen ben kendimi düşünüyorum, düşünüyorum da biriyle bi konuda bir eğlenirim, hadi iki olsun, üçüncüde bir dur derim. Gülemem çünkü daha da o güldüğüm şeye. Hayatın derseniz bu tarz konularda garip bir espri anlayışı var. Madam Estreya'nın Muhittin Bey'inin dediği gibi hayatın ta kendisi kötü bir şaka. Şaka içinde şaka hatta.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Erasmus çocuklarım gidiyor bir iki. Nasıl bir burukluk içimde anlatamam. Sanırım ilk olduklarından, bir de işle duygusal yapımı birbirine karıştırdığımdan iki arada sevivermişim. Çok mutlu olsunlar onlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Haftaya iki aydır olduğu gibi bir aksilik çıkmazsa taşınıyorum. Bugün eve geldikten sonra alelacele eşyaları bavullara tıkıştırdım. Şimdi odada şöyle bir çevreme baktığımda bavullanmış her şey emaneten olduğumu hatırlatıyor. Şimdi bir de onlar hatırlatıyor. Tabi kötü mü oldu, hayır. Böylece yeni yıl akşamından çıkıp eşya toplamak zorunda kalmayacağım, ki toplayabileceğimi de hiç zannetmiyordum zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bazı şeyleri söylemekten, en azından çevremdekileri cesaretlendirmekten korkmak istemesem de sanki bazı konularda hepimiz hemen hemen eşit yıpranmışız. Çok büyük sevgi söylemleri, gözü kapalı aşık olma telkinleri filan. Ne biçim insanlara dönüşüyoruz değil mi zamanla. Yorgunluklarımızı birbirimizden çıkarıyoruz filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yani hayatta artık bazı şeyleri kabul etmek lazım. Hani görünen o ki o her neyse çok istediğimiz şeyler bizim onlara o çok ihtiyaç duyduğumuz zamanda olmayacaklar. Bizim artık o kadar da ihtiyaç duymadığımız zamanlarda olacaklar ki bizim o ara çok istediğimiz daha başka şeyler olacak. Yani son kullanma tarihi geçmiş bir kalıp çikolata gibi. Nasıl kurdum ben şimdi bu bağlantıyı. Utanç olarak kalsın bu burada, ceza bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Keşke Gözde olsaydı. Hala dolaşırken ederken süper yerler görüyorum. Şurada birilerinin fotoğrafını çeksem ne güzel olurdu diyorum. Mesela şimdi bulunduğum evin bahçesi süper. Gece daha da güzel oluyor. Fotoğraf çekmeyi özledim. Gözde'yle. Neden insanlar diğerlerinin gözündeki büyüklüklerini umursamadan yok olmayı seçerler ki. Garip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçenlerde tiyatroya gittik. Gizler Çarşısı'na. O gün de inat gibi bir migren ağrısı çektim ki akşama kadar sarhoşlayıp kalmışım. Sahneden deli gibi duman veriyorlar, o da seyirciye bocalanıyor. Migrenim sorun değil de orada bir astım hastası ne hale gelirdi kim bilir. Bence önceden uyarılmalı izleyici. Güzeldi oyun. Biliyorsunuz hiçbir tiyatro oyununa kötü demem ben. Ama biraz gerilmedim de değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Brazzaville'in bir albümü var "Jetlag Poetry" diye. İndirin bi dinleyin, bence. Illegal download'a da böyle alenen teşvik edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Cuma günü mesai bitiminde pazar sendromum başlıyor. Acaba insan delice sevdiği bir işi yaparsa bu böyle olmaz mı? Yoksa delice sevdiği iş de bu yolda heba mı olur... Bilemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kimi konularda bir diğerine şans verirken arada kendimize de şans vermiş oluyoruzdur değil mi? Hepimiz mutlu edilmeyi de, kendimizi mutlu etmeyi de fazlasıyla hak ediyoruz gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bence toplu taşıma araçlarındaki insanların halleri, ya da insanların  çok sayıda bulunduğu herhangi bir yerdeki halleri; en neticede, insan halleri en resmedilesi, en güzel şey. Üzgün insan, mutlu insan, kızgın insan... İnsan çok güzel. Uzaktan ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yeni yıl geliyor, bu bir senem son yedi senenin en garip senesiydi. Getireceği de bu altyapıyla sanki pek de farklı olmayacak. En dayanıklı olduğumu gördüğüm seneydi bu sene. Ya da nasılsa herkes analiz yapacaktır şimdi ben yapmayayım gerek yok. Bi garipti işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İş dönüşü serviste müzik dinlemek kadar severek yaptığım bir şey sanırım yok. Sanırım şu sıralar müzik dinlemekten başka severek yaptığım bir şey de yok. Halbuki evimiz sıcak, karnımız tok daha ne istiyoruz bizler değil mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aşık olmak lazım. Evet, böyle benden on bir senede bir kez belki duyabileceğiniz bir tümce ile olayı bitiriyorum; onu bunu tartmadan, getir götür hesabı yapmadan şu zaman tekmiş, öncesi yokmuş gibi, ilkmiş gibi aşık olmak lazım. Aşık olunca cidden insanın duruşu değişiyor. Bakışı ışıldıyor. Kalkınca enerjisi oluyor yahu, bulunduğunu sürdürmeye ya da bulunduğunu yıkmaya cesareti oluyor. Ne bileyim, bir insan değil ama bence aşk bağlıyor hayata. Şahıs önemli değil gençler ama bence böyle soğuktan dışarı adım atma konusunda yetmiş bin pazarlık yaptığımız günlerde yapılabilecek en makul şey oturduğumuz yerde aşık olmak. Platonik mlatonik, az bi iç ısıtsın kafi... Zira yaş ilerledikçe hava da malumunuz, soğuyor. Mlatonik de ne garip oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Olm kim izliyor bu Çok Güzel Hareketler Bunlar'ı ya. Neden hala bitmiyor bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bence yeni evime çıktığım zaman her şey çok farklı olacak. Mekan değişecek ve Ankara'yı bir anda çılgınca sevmeye başlayacağım. Hayatıma yeni katışan insanlar acayip iyi niyetli ve sevimli insanlar olacak ve onlarla çılgınca eğleneceğiz. Ve hatta kahkahalarımız muhiti titretecek! İstanbul aklıma hiç gelmeyecek, her sabah ben ne diye uğraşıyorum ki diye kalkmayacağım yataktan, uykum erkenden gelmeyecek, uykum gelmiş olmasına rağmen birkaç saat daha yaşıyorum'u hissetmek için uyanık kalmaya çalışmayacağım çünkü çok daha fazla enerjim olacak. Pırıl pırıl olacak buraya yazdıklarım, böyle gri olmayacak. Sırf hayatımın boşluklarından tutunduğum umut kırıntıları bu kadar önemli, hayati olmayacak çünkü hayatımda boşluk olmayacak. Bir şekilde dolduracağım. Beni sevenler iyi olsun diye iyi olmayacağım, kendim için iyi olacağım. 1 Ocak 2012'de bir evim olacak benim ve her şey farklı olacak. Olacak çünkü ben aşık olacağım. Bir şekilde. Ne gerekiyorsa yapacağım içinde bulunduğumu sevmek adına, mutlu olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Desem de her yeni gelen yılın bir geçen yıl üzerine geldiğini hesap edersek sanırım bu kadar radikal bir değişim silsilesi beklemek de pek doğru olmayabilir. Şimdi bunların üstüne şunu diyebilirim ki sadece bu yeni yıla da sarhoş olarak girip bütün sene salaklayacağımdır yine sanırım. Nasıl girerseniz öyle gidermiş ya... Dünyevi taşınamazlardan uzaklaşmak için 21. yy insanı her neye sığınıyorsa bunları uygulamakta pek sakınca yok değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yeni yıla kendini bir şeylere ait hissedebilme umuduyla gireceklere hediye olsun &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=a7zZPX_Df_k&amp;feature=share"&gt;şu şarkı&lt;/a&gt; benden. O kadar da kaygılanmayalım, ait olmak güven, ait olmamaksa özgürlük bir yerde, ne dersiniz? Sevgilerimle, hepi niv yiır olsun hepimize!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-1074998194002377861?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/1074998194002377861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=1074998194002377861&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1074998194002377861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1074998194002377861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/12/telefon.html' title='Pillow from Home'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-603930524602429967</id><published>2011-12-19T03:30:00.000-08:00</published><updated>2011-12-19T03:30:31.682-08:00</updated><title type='text'>Maybe Not</title><content type='html'>* Hastane ortamı garip, işlerim profesörlere bağlandığından haliyle uzun uzun bekleyişler gerçekleştirme durumunda kalıyorum, çevremi gözlemliyorum, hastane çarşılarında kahve içiyorum falan filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçenlerde şaşkınlıktan gözlerim büyüye büyüye bir teyzenin metamorfoz gerçekleştirdiği iddiasını dinledim, psikolojimin fazlasıyla absürd ilerleyen konuşmayı kaldırmayacağını anladığımda dışarı çıktım, ilerlerken yanımdan geçen bir evlat (ama tipi görme) "Sarışın kızlar esmer erkeklerden hoşlanırlar olm, yani benden!" diye aşırı derecede özgüven içeren söylemlerde bulunarak geçti gitti, ses etmedim usulca gittim, kahve içtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Eskişehir'deydim bu hafta sonu, bayramdan beri göremediğim sevgili aileme kavuştum, ağızlarından tek bir cümle çıkarabilmek için olanca mahrumiyetimi sıraladım ardı ardına, istediğim cümle çıkmadı, dönüş için otobüse binerken bile köpek yavrusu gibi baktım da yine "Gitme hadi eve gidelim." demediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Artık çok büyüdük, ağlamak güzeldir halbuki kimse kimsenin yanında ağlayamıyor, ağlasak bir öncekinin temizliğinde değil. En temiz ağlayabilen altı yaşındaki yeğenim şu aralar, ardımdan gitmeyeyim diye döktüğü gözyaşları ve bu gidiş gelişler arasında benim için çizdiği onlarca resim şu anda hayatımdaki en önemliler sıralamasında ilk üçe girebilir sanırım. Girsin de, çıkarsız sevilmekten daha güzel bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kucağıma oturttum, bir yandan sağa sola sallıyorum diğer yandan masallar uyduruyorum: "...ve Hande'ye halası geminin güvertesinde dalgaların şiddetiyle sarsılıyormuş, halası Hande'ye sımsıkı sarılmış ve "Korkma Hande'cim birazdan geçecek" demiş, birden denizin dalgaları arasında upuzun altın gibi saçlarıyla deniz kızını görmüşler..." Ertesi gün bir deniz kızı çizip gelmiş, "Halacım hani sen bana dün masal uydurdun ya, bugün de uydurur musun?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben küçükken benim gibi vaktiyle küçük kız olmuş biri yoktu çevremde, ne yalan söyleyeyim babam masal uydurma konusunda anneme göre daha ilerideydi, durumun vahimliğini siz düşünün. Şimdi minik yeğenimin neler duymak istediğini bildiğimden ve onu çok sevdiğimden masallar uydurabiliyorum. Evet küçük kızlar neler duymak ister, deniz kızları, peri kızları, masalın sonunda ölmeyen kibritçi kızlar belki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Altı senedir gidip gelirim şu Ankara'ya, bu kadar zor değildi geçmiş senelerde buraya gelmek. Artık ölümüne zor, sanki ben gelmiyorum da bir kütle dönüyor her seferinde. Buraya beni bağlayan hiçbir şey yok, gerçekten. Vaktiyle vardı belki, artık önemini yitirdi onlar da. Sanki başka yerlerde bağlanabilecek bir şeyler bulma ihtimali var da burada yine yok, o kadar kredisiz burası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya geldiğimde dünümde bıraktıklarım yine aynı, yine aynı kokusuyla bekliyorlar gelişimi bir yerlerde. Burada ise artık kimse dündeki gibi değil. Burada deli gibi bir değişim işliyor, sanki bir ben yerimdeyim hala, bir ben dünümdeki ben'i de sevmişim. Ne yazık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gerçekten ufacık bir fırsat kolluyorum bir şeyleri düzeltebilmek için yolumda; şu anda burada değildim, şu anda bunları yapmıyordum, bunları yazmıyordum ben. Şu anda herkes zihnimde dünde kaldıkları kadar güzeldi, bugün keşke yanımda olmabilselerdi ama bir yerlerde iyi olduklarını biliyordum çünkü ben hayatın getirdiğini değil kendi istediğimi yapabilme adına onları bırakıp gitmiştim. Ben uyuştum, beynim uyuştu ve benim için bir şeyler ne karar veriyorsa onu yapıyorum artık. Bazı şeylerin kontrolümün çok çok dışında geliştiğine hak getirdim. Önemli de değil desem de, hayır hepsi hala çok önemli. Elimdekilerin çoğunu sevmiyorum ben, o çok ise dağınık şekilde ve benden uzakta şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu Ankara'ya dönmemin benim için şeyden farkı yok, mesela biriyle iyi kötü bir şeyler yaşamışsınız zamanında, sonra ayrılmışsınız ama kırmadan birbirinizi. Aklınıza gelince saygıyla anacağınız ama beraberken de yapamadığınız, haliyle yapamayacağınız biri. Çünkü bitmiş bir şeyler, tahammül bitmiş, baktığınızda onun insan kusurunu örten her şey uçmuş, gitmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle Ankara'ya dönmek, eski sevgiliye dönmek gibi ki ben bunu hiç yapmadım. Birbirimizi bu kadar tükettikten sonra onun benden bir şeyler beklemesi, benim ondan beklemem sanki imkansız. Öyle bir şeyler işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hemen güzel bir şeyler olsun istiyor insan. Hemen bir şeyler değişsin, aynı gün devinip durmasın, hiç değilse çok değil birkaç sene önceki cesareti geri gelsin, kaybedecekleri konusunda bir pazarlığı olmasın, alışmasın, bağlanmasın. Gitmek istiyorum, yeni bir eve taşınıyorum. Faturalarda ismimin geçmesi beni bağlıyor, bağlayınca daralıyorum, adımlarım kısılıyor. Yarın değil, şu anda bir şey olmalı o yüzden, mucizevi. Ne bileyim küçükken nasıl mucizeler gerçekleşiyorsa insan hayatında o şekil mucizeler. Bir şey kurtarmalı, bir şeyler umut vaat etmeli ki tutunabilsin. O toprağa tutunabilsin, o toprakta yeşerebilsin. İpler insanın kontrolünde olmalı, sevenini sevebilsin, sevilmediğinden çekip gidebilsin. Üzüldüğüm her şeyden korkuyorum. Gülmeye alışık insanım ben, mevcut ifadesizliğim ise yoruyor son zamanlarımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Güzel bir haber de vereyim tabi, hastane sürecim sonlandı, yeni ilaçlarımı buldum. Başka bir hastalıktan daha şüphelenmişlerdi testlerim temiz çıktı. Bu pek sevdiğim yaşama eylemine sizler gibi bir süre devam edeceğim anlamına gelir şimdilik, yani en azından istediklerimi gerçekleştirmek için zamanımın olduğu. Her ne ise işsizlik kötü ama işlilik de sanırım bir o kadar kötü, sabah uyuyabilmenin tadını çıkarın o yüzden. %10 kadercilik yeterince iyi, hayat akıyor ve zaman bizler pek uzun sansak da kısa, oturun düşünün ne yapamadıysanız, neyi unuttuysanız. Elbet içlerinde tutunacak bir iki tane bulursunuz, o da bir süre idare eder. Selametle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-603930524602429967?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/603930524602429967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=603930524602429967&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/603930524602429967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/603930524602429967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/12/maybe-not.html' title='Maybe Not'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-4519578501721621610</id><published>2011-12-13T00:48:00.000-08:00</published><updated>2011-12-13T00:48:00.464-08:00</updated><title type='text'>Song el Brothel</title><content type='html'>* Mutsuzluk bulaşıcı. Gerçekten. Çözümleyebilmek içinse biraz oluşları zamana bırakmak gerekiyor. Zaten biz ne planlarsak planlayalım bazen hayata kaderci yaklaşmak gerekiyor, bir düzen işliyor ve bizler o düzene ne şekilde ayak uydurmamız gerekiyorsa çoğunlukla onu yapıyoruz. Kimi şeyleri kabullenmek lazım. Çünkü içinde bulunduğumuz her neyse, onu kabul etmeden ne fazlasına ulaşabilecek gücü ne de günü kurtaracak mutluluğu bulabiliriz. Yarın da kaynar arada, gün de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Mutsuzluk, varlığını kabullendikçe görülmeye başlanan bir şey. Yirmi beş yaşındayım artık birkaç ay sonra. Kimi değerlerimi, kimi doğrularımı, sakin kişiliğimi, mutlu kişiliğimi, insanlara karşı lüzumsuz insiyatifimi koruyabilmek için insan üstü bir çaba harcıyorum. Gerçekten insan üstü bir çaba bu ama. Mutlu hissettiği gibi mutsuz da hisseder insan. Çok doğal. Mutsuzluk zararlı; ne zaman en zararlı ama söyleyeyim, eğer mutsuzluğunuz diğerlerinin mutsuzluğuna da sebep olmaya başladıysa, mutsuzluğunuzun soyut sebeplerini somut ve aslında sebep olmayanlardan çıkarmaya başladıysanız hem yıpratır hem de yıpranırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dengimiz kadar büyüdük. Bir dengimiz kadar yaşadık, az ya da fazla; kendimize ait doğrularımız, yanlışlarımız ve değerlerimiz oluştu. Önemsediğimiz ve önemsemediğimiz şeyler gördüğümüz baş sayısı kadar, herkesin bir düşüncesi, bu düşünceye bağlı görünüşü, duruşu, anlayışı var artık. Temeli attık bir şekilde, bundan sonra "doğru" ve "yanlış" olarak adlandırılanları değiştirmek çok zor. Değiştirmek zor dediğim gibi ve hatta çoğu zaman, imkansız. Bizim değiştirme değil böyle konularda kabullenme zamanımız artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ben hırslı bir insan mıyım? Zaman zaman. Eğer sonucunun benim için yararlı ve bir diğeri için zararsız olacağını düşünüyorsam bir şeyin, bunu gerçekten mantığıma yatırabiliyorsam evet, elde etmek için de elimden geleni yaparım. Gelin görün ki arkadaşlarım kontrolsüz hırs, hırs değildir. Ben kontrolsüz hırstan korkarım. Nedenini anlamlandıramadığım şeylere insanların duyduğu hırstan da korkuyorum. Hepsinden ziyade hırsla ve mutsuzlukla yıpratılmaktan korkuyorum. Korkuyorum ve başıma geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demir gibi düşünün şimdi kendinizi. Gereğince sağlam her şeye karşı. Yağmur altındasınız, bu yağmur çevrenizdekilerin mutsuzluğu olsun. Şeklinizden aslen memnunsunuz, ama bir yerden de sürekli bir çekiçle darbe alıyorsunuz.Bunu da kendi "mükemmel" şekilleri adına şeklinizi yok sayan, sizi şekillendirmeye çalışan  mükemmel hırslılar olarak düşünün. Sonra size ne oluyor? Siz şeklinizi de kimyanızı da bozmaya mahkumsunuz sonrasında. Velev ki o darbelerde canınızın yandığını söylemeyin, o yağmurun altında zararını yok sayıp durmaya devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin acısı sizin yanınızda olup size yardımcı olmaya çalışanlara dönüyor ya ilkin damlalar da darbeler de. İnsan nasıl korunur bu zedelenmeden söyleyeyim, yağmurdan kaçmak için de darbe almamak için de yer değiştirmek lazımdır, zorunludur artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniden de korkarım ben aslında. Eski güvenilir gelir hep. Lakin yine de bir yerde çin işkencelerini hatırlayın, o damla sesiyle işkenceyi, bu da onun gibi. Başlarda kaldırılır gelen şeyler zaman içinde kaldırılamaz oluyor. Çünkü insanın herkese karşı bir tahammül duvarı oluyor ve o duvar, zamanla gelen darbelerle güçsüzleşiyor. Yıkılmaya yaklaştığı zamanı kestirebilmek lazım. Tahribatı önlemek adına, biraz olsun uzaklaşmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bunca mutsuzluk üzerine, hırs üzerine mutsuz muyum ben? Ben asla mutsuz değilim. Tükenmeyen bir enerjim var, her akşam bu ofisin kapısından girerken ve bu kapıdan çıkarken, evin kapısından girerken, sabah kalkarken ve o yatağa girerken mutluyum. İstediğim işi yapmıyorum, işe yarıyorum ama, mutluyum. Bir sürü hastalık bilmem ne, yine de iyi olmak için çabalıyorum çabaladıkça sonuç alıyorum, mutluyum. Ne bileyim şu sefaletime gülüyorum, kimse gülmeden ben gülüyorum, bir şekilde mutluyum. Şartlar mutlu olmamı gerektirdiğinden değil ama mutlu olmaya çabaladığımdan mutluyum. Şu büyük ah dardayım vah başıma neler geldi değil olay, anlatabiliyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse bizim kendi büyüklerimizi; büyük sorunlarımızı, mutluluklarımızı, sıkıntılarımızı... kendi büyüğüymüş gibi yaşayamaz. Böyle bir şey beklemekten öte bir bencillik olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsanlar çok garip bak. Valla. Sen mutsuz olduğunda, üzgün olduğunda kıkır kıkır güleni var. Senin mutsuz hissetmen sebebiyle gülüyor ama. Söylüyor da bunu. Annen baban karışmaz, neredeyse kaç çiğnemede lokmanı yutman gerektiğini söyleyecek olan var. Elini kolunu bağlıyorlar. Bir şekilde hepsi de var mı hayatında yarınında, çok güzel, haliyle sen de dilini bağlıyorsun. İki şeyi bileceksin esasen, özgürlüğünün ve mutluluğunun kıymetini. Özgürlüğünü de inadına yaşayacaksın, mutluluğunu da. Öyle hissetmesen de inadına hissedeceksin. Yok başka yol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulunduğunu, yanındakini, elindekini sevebilmek için aynadakini, kafandakini; velhasıl kendini seveceksin ilkin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir de insan düşünen canlı. Çoğu zaman düşünmez, işine gelmez. Yine de bizler, saçma sapan günlük sıkıntılarımızın gazıyla uzun vadeli birikimleri eritmemek için hep konuşmadan önce iki de değil, bir düşünelim. Sonra konuşalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mükemmeli bulmak ucu bucağı olmayan bir yolculuk azizlerim. Bu yolculuğun önündeki en iddialı düşman ise mükemmel olduğunu sanmak. Çok iddialı, kendim taraflı bir söylem gibi durdu ama esasen ben de her birimiz gibi hiçbir şeyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle işte, bırakalım birbirimizi herkes doğrularını yaşasın. Uyaralım tabi fakat sesimizin tonunu bilelim. Dünya bizim için yaşanılmazsa bir diğerine yaşanılmaz hale getirmeyelim. Gözümüzün gördüğü dağınıklığı önce bir toparlayalım ki içimizin dağınığına sıra gelebilsin. Hayat aslında o kadar güzel ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle yani. Oh rahatladım yazmak süper bi' şey yahu. Sevgilerimle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-4519578501721621610?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/4519578501721621610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=4519578501721621610&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4519578501721621610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4519578501721621610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/12/song-el-brothel.html' title='Song el Brothel'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-4187897715960839601</id><published>2011-12-10T04:06:00.000-08:00</published><updated>2011-12-10T04:12:36.854-08:00</updated><title type='text'>Yaşam Boyu Başarısızlık Ödülü</title><content type='html'>* Melaba!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen gün İstanbul'dan dönerken Alibeyköy'de otobüs bekliyordum. Bir sürü sevimli kedicik ortalarda cirit atıyor, aynı zamanda insanlara yılışıyordu. Bilirsiniz, kedileri sonradan sevdim ben. Yakından değil ama uzaktan sevdim. Her ne ise, insanlar kedileri kovarken bir teyze onlara tostunu açtı. Tostundan parçalar kopardı ve atmaya başladı. Çok mutlu oldum. Mükemmel bir görüntüydü, bembeyaz saçlı bir teyze ve iki kedi, teyze onları besliyor. Fotoğraflarını çektim hatta. Sonra kedi bir parça daha tost isteyip patilerinin üstüne kalktı, teyze de ona tekme attı. Tekme dediysem, ayakkabısının ucuyla sertçe ittirdi yani. En neticede tüm değerlerimi sarsan bir olaydı. Bambaşkaydı o teyze.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Burak'la buluştuk. Burak beni koskoca İstanbul'da Tavanarası diye bir yere götürdü. Güveç yedik. Derin konuştuk. Derin konuşurken bilhassa sesli ve derin konuştu ki çevredeki insanlar ona "Aa ne derin..." diyecekmiş. Sonra bunu itiraf etti. Pek zalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fal baktırmaya gittik. Bilirsiniz ben, dört senedir fal baktırmıyorum. Çünkü ben çok inatçı insanım. Bir şeyi yapmam dersem yapamıyorum. O yüzden Burak'a baktırdık. Melekler Kahvesi'nde kişi başına bir falcı düşüyor sanırım. Çok garip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün standda dururken gün boyunca fal aklımdan çıkmadı. Kahve falı baktırmamaya sözüm vardı, ama neden tarot olmasındı! İstiklal'in başı ile malum kafe arasında tam üç kere gidip geldim o akşam. Gidip gelirken anneme telefon edip, sözümü bozmam halinde bir şey olup olmayacağını sordum. Annem "Olmaz" dedi ama ben yine de baktırmadım. Neden, çünkü bir inatçı parçasıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen hastaneden geldim. Anahtarım yoktu. Merdivene oturup düşündüm. Hayatı ve nereden gelip nereye gittiğimizi düşündüm. Sonra akşam geç gelirse evinde kaldıklarım ne halt yiyeceğimi düşündüm. Karnım toktu, gidip bir kafeye oturmak istemiyordum. Zaten çok da soğuktu hava, o soğukta dışarı çıkmak için fazla üşengeçtim. Ben de gidip radyatörün üstüne oturdum. Sonra yan kapı komşumuz yukarıda başka birinin evinden çıktı. Beni evinde misafir etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İranlı bizim komşularımız. Elham bu civarlarda gördüğüm en güzel bayan. Bir saat içerisinde bana hem Türk kahvesi, hem çay, hem kadayıf hem de garip bir bisküvi ikramında bulundu. Bir senede çok iyi ilerletmiş Türkçesini, yirmi altı yaşında ve komşularını sevdiğini ama genç olanlarını sevdiğini söylüyor. Çünkü o derdini anlatmak için beyin fırtınaları gerçekleştirirken teyzeler tahammülsüz davranıyormuş. Teyzeler bakın bu iki oldu, etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de teyze olacağız değil mi? Abla olduk sıra teyzede. Hayırlısı olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Eskiden bir şey yapardım. Sonra sonra yapmamaya başladım. Kimi kadınlar kadınlar hakkında pek fena konuşuyor. İçten içe "Ben sizin bildiğiniz kadınlardan değilim." imajı yaratmaya çalışmak gibi hissediyorum mesela bunu. Bu tarz bir ortamda bulundum geçtiğimiz günlerde. "Kadınlar ve İş Hayatı" konusunda yanımda bir kadın dedi ki "Aman aman kadınlarla çalışmak çok zor." Çevredeki er kişiler de "Evet evet!" diyerek onayladılar onu. "Hayır!" dedim. "21. yy'dayız sevgili gençler, hepimiz belli bir birikimin ilmin irfanın insanlarıyız artık, kadını erkeği yok bu işin..." "Gelin biraz yüksekten bakalım bu konuya insan diyelim." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demedim tabi. "Yea sorunlu insan her yerde sorun kadını erkeği yok bunun" dedim. Üçü de şiddetle karşı çıktı. Sonra baktı olmayacak dedim ben de "Evet ne biçim ne ahlaksız yaratıklar, ay geberesiceler!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demedim tabi. Neden, çünkü ben de kadınım illa ki faşistleşeceksek. De diğer mensubunu anlamadım. Vallahi o benden daha kadındı. Diyeceğim, yapmayalım böyle. Küfreden kız kadar itici bence bu da. Öhm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Benim unconciously Mardin'de bir Süryani hacısı olduğumu biliyor muydunuz? Ondan beridir bir hacıya yakışır şekilde yaşamaya çalışıyor, gıybetten uzak duruyorum. Biraz para biriktireyim pilav da vereceğim, hacı pilavı, fotoğrafını da buraya koyacağım. Bir süre daha heyecandan duvarları yumruklayarak bekleyiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* "Benim unconciously" derken aklıma geldi de, aslında bir dile aşırı derecede egemen olan insanlar, iki dilin kelimelerini neredeyse hiç birbirine karıştırmazlarmış. Benim ise İngilizce tarihime gireliberi, kimler kimler... Bunda da içten içe "Ben bu dili biliyorum kızım sen anla." kaygısı seziyorum ben. Yani Türkçe cümlelere İngilizce kelimeler sokşturmak filan, i mean. Eğer bunlar da benim gibiyse diyeyim ben size temiz temiz, İngilizceleri bildiğiniz kötüdür. Kötü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya ben bazı insanları çok kolay üzebiliyorum. Hatta vefasız kelimesini çoğu zaman taşıyabilecek yapıda da bir insanım. Bazen de insanları üzüyorum, ama aslında onları hiç üzmek istemiyorum. Onları üzünce çok daha fazla üzülüyorum. Ben üzünce ve üzülünce gitmek istiyorum yine. Ama bu sefer gerçekten gitmek istiyorum. Çünkü sırf başka üzülmemesi gereken birinin üzülmesinde payım olduğunu bildiğimden olmamam gerekmiş gibi hissediyorum. Çok uykum geliyor, iyice yorgun hissediyorum. Kendim dahil, hatta kendim aşırı hatta iyi dileklerde bulunuyorum onlar için. Onların istedikleri gibi olabileyim, ya da istedikleri fazlasıyla çıksın karşılarına diyorum. Sanki %50 kusurluyum, en kritik noktada kusurluyum, kimin kusurlu olduğunu da bilmiyorum. Gerçekten kafam karışık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz kendi kafamızdaki aslında pek de mükemmel olmayan mükemmel kavramının peşinde koşup duruyoruz. Bir yandan da bizler için mükemmel şeyler yapılıyor. Mutlu olmaya ya da mutlu edilmeye alışık olmamak mıdır nedir her neyse, oldukça karışık işler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle efendim. Delice bir karar aldım. Eğer bu ev işi çözümlenmezse bir dahaki ayın başında çok çok radikal değişikliklere gideceğim. Çok ama. Söz verdim. En iyisi belki de odana çekilip çizim yapmak, böylece ne üzülüyoruz ne üzüyoruz, herkesin "Nasıl?" geçtiğini merak ettiği tıkır tıkır işleyen hayatımıza geri dönüyoruz. Bekleyelim, görelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu "Chinawoman"ın "Party Girl" diye bi şarkısı var. &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=EBe6wd4rNT4"&gt;Şurda&lt;/a&gt;. Bence dinleyin. İyi hissediyorsanız dinleyin ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu kadar şimdilik. Mutlu olun, en çok o lazım.Sevgilerimle!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-4187897715960839601?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/4187897715960839601/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=4187897715960839601&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4187897715960839601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4187897715960839601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/12/yasam-boyu-basarszlk-odulu.html' title='Yaşam Boyu Başarısızlık Ödülü'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5423465549454945858</id><published>2011-12-01T13:22:00.000-08:00</published><updated>2011-12-01T13:22:15.062-08:00</updated><title type='text'>By the Way...</title><content type='html'>* Bi Akın vardı. Akın'ın Rebeka diye bir şarkısı vardı, bildiniz mi? Heh, ben o Rebeka'yı çok severdim, hala da seviyorum. Şarkının baş kısmındaki tırt gök gürültüsü seslerine ve Nokia Sh888 melodisine rağmen, çok seviyorum yahu.. Şu anda da dinliyorum hani, iyiyim mesudum hoşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim bugün öğle 12 sularında gafil gafil dolanırken ortalarda "Gitsin işte Türkan iş işte öğrenilir." sözleri ile sarsılıverdim, o bendim ve işi işte öğrenecek de bendim. Apansızın birkaç saat içerisinde tüm belgelerimi hazırlamam gerektiğini ve İstanbul'da hemen de yarın bir organizasyonda yer alacağımı öğrendim. Haşa, asla işten kaçmam, yani bazı bazı kaçarım, da işte işi işte bir başıma öğreneceğimi öğrenince tüm öğrenme değerlerim sarsıldı. Sarsıldım da gittim böyle, bir tesellim yarın bu saatlerde Ankara'dan İstanbul'a girerken her seferinde hunharca sırıtarak baktığım dipsiz uçsuz bucaksız ışık yığını görüp rahatlamış olmam olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka yahu şaka. Dün Spike Spiegel ile konserdeyiz, nasıl bir İstanbul konuştuysak evren de sessizliğini anında bozuverdi işte. Kan çekiyor başka açıklaması yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bu engin organizasyonda çıtpıt ingilizcemle bir üniversiteyi nasıl temsil ederim, kafamda bir büyük şaibedir yıllar yılı (mübalağa ettim). Nasip yine de, başa gelen çekilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim son günlerim maksimum düzeyde yoğun geçti, bazı bazı hayıflanıyorum yok efenim yalnızlık yok yazı yazmak bilmem ne, vallahi hikaye... Eş dost hoş muhabbet muazzam şeyler bunlar. Eskiye sadakat amenna, eskiden gelen her şey güvenilir, sığınılır gelin görün ki yeninin de vahşi bir tadı var bünye üzerinde. Sağolsun evrenin enerjileri de beni mütemadiyen ensemden yakalayıp böyle farklı farklı ortamlara sürükleyince başta "Eheh meraba" diyip resesif kalsam da bukalemun gibi iç yapıya da sahibim. Vay vay vay, işin gücün laf cambazlığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İşte çok yoruluyorum, ölümüne çalışıyorum ama ne bileyim, onun da vahşi bir tadı var sanki. Bilemedim. Her şey bir vahşi tatlı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aslında yarın Hollanda'lı öğrencilerimle bir organizasyona katılacaktık, ne fark ettim Hollanda'ya giden ve gelen öğrencileri diğer öğrencilerden kayırıyorum sanırım ayrı bir iletişim doğuyor zaman içinde aramızda. "De niye Hollanda?" diye soracaksınız da, ben ne bileyim?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bi mandafon inek diye bi kavram vardı, nereye mahsustu o nerenin orijinindeydi mandafon inek ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Burak gidecek gibi çok çok uzaklara, hatta gitmek üzere. O bakımdan İstanbul'a gitmem şahane oldu, work planımızı yaptık bende mecal kalırsa İstanbul'un mecaline kastedeceğiz, velhasıl iyi ki var Burak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Size kendinizi güzel hissettiren insanlara karşı güzelleştiğiniz yönünde bir hipotez attım tam şu anda ortaya, hipotez desem de evet, bu gerçekten de böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gün garip, günün ne getireceğini ve ne götüreceğini tahayyül edebilmek imkansız, bu anlayana acayip bir motivasyon sağlıyor hayata karşı, hiç ummadıklarımız bir anda oluveriyor ne bileyim deli gibi umutlandıklarımız sönüp gidiyor filan, cidden ilginç düzenek. Zamana sonuna kadar güveniyorum; zaman iyileştirici, dinlendirici bir şey, belki de en güzel şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bazen bencilce, hunharca düşünceler geçiyor zihnimden, bu amatör gruplarda ciddi anlamda sevip dinlediklerim var, oldukça kaliteli parçalar oldukça etkileyici sözler müzik filan, bunlar hiç ünlü olmasın. Böyle sadece aşkla o işe tutunsunlar ve herhangi maddi bir şey girmesin bu aşka, öyle olunca ölümüne güzel oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Markafoni'den çılgınca alışveriş yapıyordum birkaç hafta öncesine değin zira mutsuzdum, bir takım yolunda gitmesini çok istediğim şeyler hiç de yolunda gitmeyince kendimi internet üzerinden alışverişe vurmuştum. Şimdi ise ofis masama bırakılıp kaçılan şirin paketleri hediye almışçasına açıyorum, mutlu olmuyorum değil lakin o hediyeleri bizzat ben almış olduğumun bilincine varınca az bir içe dönüyorum. Ama bir Sıla gibi değil. ( . Ama dil bilgisi yanlışlığı değil, blogger şımarıklığı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim bir ayakkabı aldım üstünde minik kuşlar var tellerde, diğerinin burnunda su ve turuncu balinalar var, yan tarafında da gemiler. Henüz giymedim bu gidişle giyemem de ben bunları, öyle şirinler ki duvara filan asılmalılar. Annem görse "Şunlara mı verdin paranı!" diye suratıma sahtecikten tükürürdü tabi, neyse göstermezsem görmez. Annemi çok özledim ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kendim dengesiz bir insan olduğuma zahir dengesiz insanları gidip bulma konusunda inanılmaz bir performansım var, şurada bir anlatacak olsam ciddi ciddi 3 senedir yazdığımın toplamı kadar daha yazarım, üstelik değerlerinizi de alt üst edebilirim. Olsun ama bir gün başaracağım yönünde sonsuz bir inancım  da var lakin var mı bu durumu çözmenin bir çaresi, bir yol, bir ne gerekiyorsa işte. Neyse parası veririz arkadaş ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçenlerde bir iş! görevim esnasında kurşun döktürecek oldum (çaresizsen yaneyabacağın!) derken bir odada teyzeler vardı, kurşun kaynatmışlardı ve mumya gibi sardıkları farklı humanbeinglerin üstündeki taslara o metali döküyorlardı. Girdim olay mahaline gözlemliyorum. Biri kurşunu döktü ve bir big bang ardından, dersiniz bir dinazorun gözü üzerinde çalışma yapılıyor, te suyu metrelerce ötede izleyen bana kadar geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş arkadaşımı tuttuğum gibi "Yürü be yanlışlıkla kafana filan döker mazallah beynim akar, yürü yürü." diye kaçtım, evet en neticede kurşunu döktüremedim hala paçalarımdan akan o şanssızlıklar... Kurşunu döktürebileydim ben böyle mi olurdum ya. Yine de beyin de gerekli işte, ona da ne bileyim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka maka şu günüme değin şöyle şeylere prim vermezdim ama gerçekten de bir göz değme olayı filan var mıdır ki, yok yani bu sürecin açıklaması başka. Vallahi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatsam daha anlatırım ama anlatmayacağım, neden, çünkü çok uykum geldi ve önümüzdeki beş gün başımdan neler geçeceği hakkında zerre kadar fikrim yok. Durum çok belirsiz olduğu için uykuluyum, bi de dün gece çok geç geldim. Uyumalıyım. Yarın özgür kız olazayim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacık ve hıphızlı hayatı kaçırmamanız dileğiyle, güzelleşin sevgili okuyucularım! Şimdiliik, ölümünüze kadar hayattasınız diyelim, Arap Sado sen var ya ölmemeliydin o filmde. Neyse öperim, bana şans dileyin e mi!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5423465549454945858?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5423465549454945858/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5423465549454945858&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5423465549454945858'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5423465549454945858'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/12/by-way.html' title='By the Way...'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5020681875425721520</id><published>2011-11-23T15:21:00.000-08:00</published><updated>2011-11-23T15:21:40.085-08:00</updated><title type='text'>Untitled I</title><content type='html'>* Yaz kokusu duyardım kışın ortasında bile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Merhabalar efendim, koşturmaca yorulmaca derken böyle kendime dair ne varsa düşünmemeye çalışıyorum, arada blog da gümlüyor tabi yapacak bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Öğrencilere son öğrencilik tarihinizden bir sene sonrasında baktığınızda bile bi acayip oluyor, çok sevimliler ne bileyim, kapı açılsa da biri girse diye ara ara ofisin kapısına bakmıyor değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen bir yazı hazırlıyorum, biri hararetli hararetli müdürle tartışıyor bambaşka bir konu hakkında, arada duraksıyor masama doğru geliyor ve "Sen napıyosun?" diyor hızlıca, "Eheh liste dolduruyorum." diyorum. Sonra gerisingeri tartışmaya dönüyor, bir süre daha devam ediyor ve yine masama meylediyor; "Bitti mi?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Az kaldı" diyorum, gülümsüyorum. Tekrar diğer tartışma ortamına dahil oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra iki öğrenci, farklı bu sefer pdf üzerine yazı yazmaya çalışıp beceremiyor, apansızın irkiliyorum "Abla, bi de sen bakar mısın şuna yapamadım." diye geliyor yanıma, stajdayken abla diyip komplekse soktuklarım film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bu "Abla" beni çılgınca maneviyat dolduruyor ve feysbuk çet hanesinden nabzımı yoklamaları eşliğinde iki gündür illustrator'da belgelerini hazırlıyorum. (Mevsim de sonbahar benim yine bu sosyal platformu kapatma vaktim geldi gibi ya, hayırlısı bakalım.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir öğrenci geliyor mesela, bırakıyorum işimi "Efendim..." diye dönüyorum, "Yok öyle sizi görmeye geldim." diyor ve evet, ben de onları seviyorum. Her yaptığıma zaten maneviyat karıştırmasam ben şimdiye piuu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz gülümseten her şey güzel. Birkaç sene önceki halim güzel, onlar gibi, ondan birkaç seneki halim de onlardan güzeldi. Şimdilerde ise sanki en çirkinim, bilemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın istesem dönebilirim evime sanki, çok da bir şey kaybetmem, diğer taraftan çalışmak hep derim ya mükemmel bir şey. İnsan kendine döndüğü anda karışıyor, İstanbul'da herkesin veryansın ettiği şeyler cazip gelmişti o vakitler bana, sabah kalkıp alelacele üstünü başını değiştirmenle başlayıp akşam son atp'ni kırmış olarak eve adım attığın o ana kadar kendinle ilgili ne varsa silen o hayat. İstanbul'u deli gibi özledim; bu hafta Ales, haftaya taşınmacalar, yeni eve yeni hayata alışmacalar vs vs. Bitip tükenmeyen ev değiştirme maratonumda bir evi daha tarihime gömüyorum, tarihime gömdükten sonraki ilk fırsatta da İstanbul'a gidiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün enteresan bir günü arkadaşım Senem ile noktalamıştık, ben yine İstanbul'da bilmediğim bir evdeydim, Senem uyumuştu, bir sigara içip yatmanın iyi olacağını düşünmüştüm ve perdeyi açtığım gibi dört bucağı kuşatan mezarlıkla göz göze gelmiştim. Sigarayı içmemiş, perdeyi kapamış ve usulca yerime ilerlemiştim. Ürpertici bir manzaraydı evet, unutmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yani, bi sürü yaşanmış ve terk edilmiş evcikler, burada da geçen mesela menengiç kahvesi ile hüzünlü bir bakışmanın ertesinde kahvenin burada kalması gerektiğine karar verdim. Birkaç havuçlu tarçınlı kek ihtimaliyle beraber. Böyle oldu, olabilir, hayırlısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen nefretle ilgili bir yazı yazdım ekşide, sonra bir yazar nefretin gerekliliğini dolaylı şekilde anlatan bir takım görüşler sundu. Gerekli değil gerçekten, evet nefret etmek birilerinden bir şeylerden belki bir duygunun bir duyguya çevrilmesi için kolaylık ama peki ya kalıcılık... Ben kimseden ne olursa olsun nefret etmeyi başaramayan o çılgın azınlıktanım, tanıdığım tanımadığım her insanın her eylemi için kendi aklına bile gelmeyecek ve onu haklı çıkaracak sebepler bulur bir şekilde izin vermem onun için içimde nefretin oluşmasına. Yine de bazı zamanlar illa birine yüklenmek gerekiyor sanki ve o yüklendiğim de bir sürü acaba'yla kendim oluyorum, bunu da yapmadığım anda sanırım tam bir insan'ı kamil olmayı başaracağım, herkes iyi hoş da bana da yazık yahu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Diyeceğim keşke annem yanımda olsa ya, böyle her şeyin aslında zor gittiği, belki görünürde zor değil ama insanın zoruna gittiği zamanlar tarihimde var, hep bir şeylere adama ihtiyacı duyuyorum kendimi böyle zamanlarda ve genellikle sonuçları pek de hoş olmuyor. Aslında çevrede ne güzel insanlar da var, ne bileyim küçük şeylerle kocaman mutluluklar yaratmayı başarıyorlar, sizi düşünüyorlar, yormuyorlar... İnsan bir içinde bir dışında iki çift göz taşıyor, teki kör bakıyor teki canlı diri görüyor, hangisinin gördüğü en doğrusu bilen varsa beri gelsin. Bu ikisinin bakışını birleştirmenin bir yolu yok mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle karmakarışığım, acaba bugüne kadar doğru sandığım, doğruluğuna inandığım değerler, sonuçlarıyla değerlendirdiğimizde doğru olmayabilirler mi? Evet, herkes haklı bir ben haksız genellikle de, sanki mutlu olmayı da hak ediyorum biraz ne dersiniz? Kendime bu kadarcık hakkı görmeyeyim mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soluduğunuz havanın içinizde değmedik yer bırakmaması dileğiyle, keşkelerimizin yok, mutluluklarımızın çok olmasını umalım. Sevgilerimle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5020681875425721520?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5020681875425721520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5020681875425721520&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5020681875425721520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5020681875425721520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/11/untitled-i.html' title='Untitled I'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-2534183399831273640</id><published>2011-11-14T04:18:00.000-08:00</published><updated>2011-11-14T04:18:30.413-08:00</updated><title type='text'>Line Drive</title><content type='html'>* Selam olsun cümleten yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Uyku uykunun mayası, böyle hafta sonlarından uykulu kalmış, yıpranmış, bitmiş, ayılamayan bir insan olarak performans yerlerde başlıyorum haftalarıma, uyumak nasıl güzel bir şeydir. Keşke her gün beş saat filan çalışsak da uyusak kalan zamanlarda. Kamu çalışanlarının mesaiye 6'da başlaması cinfikirleri dolanırken ortada ben de usul usul fikir sunup durayım köhne köşemde, evren de oturmuş benim supernatural fikirlerimi bekliyor ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sığınak dediğin dönüp dolaşıp yamacına sığındığın yer, ben de verdim yine kendimi illustrator'ıma açıldıkça geometrik şekilli güneşim yüreğime ışın ışın ışıyor. Üç günlük dünyanın sanal yalnızlıklarıyla eyle bakalım kendini eyleyebildiğince. Olm böyle zamanlarda bakınız ne yapamadıysanız hayatta hala çok pis kıyınızdan köşenizden kafasını çıkarıp tısır tısır gülüyor. O değil de "eyle(mek)" negzel fiildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Abime bir haller geldi, tez zamanda Eskişehir'den semalarıma uçacağından korkuyorum. Sen altı senede üç kere ya ara ya arama, sonra son birkaç ayda ez geç tüm skorlarını, diyeceğim abim aşka geldi, çok mutluyum böyle aranılmak sorunulmak mükemmel duyguymuş. Dahası da var, feysbık çetten yazıyor efendim fotoğraflarımı beğeniyor... Dahası soruyorum soruyorum, "Abicim senin için bir şey yapabilir miyim?" diye, "Yok kardeşim canının sağlığı" filan diyor adam, menfaatsiz bir kuzu oldu çıktı ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşınacağım ya üç haftaya, insan böyle kritik zamanlarda eş dost arıyor haliyle, gerçi şükür hiç de yok değil arayan soranım kollektif halledeceğiz gibi, geçen abim arıyor "yine", işte "Kardeşim, ne zaman taşınacaksın geleyim ben." diye "Kapat" dedim telefonu "Kapat kapat arayacağım ben seni." İzbe bir köşe bulup öğle tatilini ağlayarak geçirdim, öyle bir maneviyat dolu dolu, çağlayarak, saf'i abim aşkına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahu yaşı almaya bağladım da patolojik olarak da incelenmeli bu olay, mezuniyetime teşrif etmeyen delikanlının şişme yatağımı taşıma konusundaki teklifi ne ola ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka bir yana gönül dostları, ben abimi çok severim, valla. Hani böyle dişi kısmısında bilirsiniz okumuşsunuzdur bir yerlerden, er kişi modelleme sistemi mevcut, işte beyin kıvırcıkları tazeyken böyle bir imaj, bir model bir efenim her ne ise sizde yer ediyor ve bilinç altı bir takım kurallar koyuyor. Genel baba modellemekle beraber ben de sanırım abimi modellemişim, hani herhangi bir kız kardeş oturt karşına zannetmem ki böyle masal kahramanı gibi bahsetsin abisinden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süper adam ya, hani böyle insanlar vardır ya cidden komik şeylere gülerler öyle şeylere gülüyor mesela. Bir tane daha biliyorum bu adamlardan, Terminatördir ki o filmlerinde ondan çıkan esprilere güldüğüm kadar bir şeye güldüm mü, güldüm. Ama mizah yönü gelişik robot vesselam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülüp güldürmenin direkt zeka değerlendirmemin bir numaralı ölçütü olduğundan önceki yazılarımda bahsetmiştim, ha tabi siz bana şimdi "Senin kriterini yerim ben." dersiniz, diyin de, ben de yiyeyim zira. O ne be.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim abim diyorum, işte pek tasvip ettiğim bir insanoğlu. Yamacındaki kız kardeş olmak da güzel, düşünüyorum da tek kardeş hakkımı yine ondan yana kullanırdım sanırım. Abim benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hayat boyunca, minimize ederek hatta gün boyunca pek çok çeşit insanlarla karşılaşmaktayız dostlarım, yani kimin nerede ne yapacağını kestirebilmek gibi bir şey söz konusu değil. Lisana döküldüğünce herkesin aradığı ve bulamadığı/ sakladığı ve veremediği şeyler bir aslında; herkesler aynı şeylerin noksanlığından şikayet ediyor ne bileyim, o şeyleri uygulamaya kalktığında ortalıkta kimsecikleri bulamıyorsunuz ama. Dolayısıyla elde ne varsa en güvenilir ya nasılsa, illustrator en fazla crack serial'den problem yaratır, o da insanı fazla yaralamaz berelemez gibi, bunlara sığınıyoruz. Hayat adım adım öyle bir makineye çeviriyor ki bizleri hemen her şeyi mantıklılaştırmaya, makineleştirmeye ve paslanması üzere oldukları yerde terk edip kaçmaya meyilli hale geliyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Risk sevmiyoruz bizler, geçmiş zamanda aldığımız riskler mütemadiyen elimizde patlayınca da risk alamaz statik bünyeler olarak günü şekillendirmeye değil, günün getirdiğini yaşamaya koyuluyoruz. Gün neler mi getiriyor, her sabah 06:40'da kaldırarak her gün neyi getiriyorsa işte. Hepsini biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsana hayatı bir nebze olsun tatlı kılan her şeyi mantık adında bir sineklikle vurmuşçasına öldürmek mümkün. Kimi şeyler sanki sihirli de bozulmamalı sihri; doğaçlama, el yordamı böyle. Oluyorsa öyle olmalı, olmamalıysa çıkıp gitmeli insanın içinden. İkisinin arasındaysanız yine size esmer günler düşüyor ziyadesiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim böyle işte, gloomy uykulu günler yaşıyorum. Neyi çözemiyorsa insan ona uyuyor, erteliyor da erteliyor. Son damlasına kadar erteliyor, sonra devam ediyor neyi yapıp duruyorsa ihtimallerini devirerek. Domino prensipli hayatlar ve hayatlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kısa zamanda her şeyin daha da güzelleşmesi dileğiyle, taşınacağım yeni bir eve alışacağım filan of nasıl gözümde büyüyor, freelance logo designer mı olsam ne yapsam ben ki, ooof. 24 yaşındaysanız ve hedefsizseniz hayat gerçekten çok zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmek üzere, esen kalınız efenim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-2534183399831273640?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/2534183399831273640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=2534183399831273640&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2534183399831273640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2534183399831273640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/11/line-drive.html' title='Line Drive'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5682033252368924798</id><published>2011-11-07T14:39:00.000-08:00</published><updated>2011-11-07T14:51:09.614-08:00</updated><title type='text'>Kül Hece</title><content type='html'>* Başlığıma bir şarkı sakladım. Ayrıca geçen yazımı da silmeme nedenim sadece ve sadece yazdığım yazıları silmeme mottom yoksa öyle bir "giriş!" gelişme ve sonuç yapmışım ki okudum ve apansızın kendimden soğudum. Bir kendimi iyi hissetmek isteme anımın yüz karası olarak kalsın orada öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bayramların benim için tatil, annem için benim eve gelmemden daha fazla şeyler ifade ettiği dönemlerimi hatırlıyorum. Şimdi bizim tek katlı bir evimiz vardı ben küçükken, böyle kocaman bir bahçesi vardı, Eskişehir'de o soğukta nar ağacı bile yetişmişti ya o bahçesinde. Sokaktan, ağaçların tepesinden toplanmazdık haliyle mosmor bacaklar filan. Bayram diyince de bu zamanlar diriliyor aklımda; en güzel zamanlarım işte, anne hala anne kokuyor, baba hala tütün, ev tütün kokuyor. Çocuk tütün kokusunu sever mi, ben mesela ta o zamanlardan severim tütün kokusunu. Ne bileyim işte a şarkısını b kişisi ile bağdaştırmak gibi. Günümüzde kokular ve şarkılar unutulmamayı pek severler ya... Tütün de çocukluğumun kokusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mandalina sonra. Sobanın üstüne güzel güzel koksun diye dizdiğimiz mandalina kabukları.  Kaçınız bilir ki bunu, hatırlayalım da ekşi mandalina yemişiz de birine gülümsememiz gerekiyormuş gibi olalım diye sordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde yaptım ben bunu, ofiste mandalina yedim ve kabuğunu çöpe atmak üzereyken dedim radyatörün üstüne koyayım da koksun, araya iş girdi, bir süre sonra kabuğun radyatörün üzerinde olmadığını fark ettim. Ofis arkadaşım biri orada unuttu sanıp atmış, ne bilsin tabi benim dandik bir mandalina kabuğuna atfettiğim anlamı, o da haklı. Halbuki kokabildiği kadar güzel kokardı sanki yine, ne bileyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse nereden nereye, hep bu şarkı yüzünden çıkıyor bu kelimeler... Müzik de nasıl bir şeydir. Issız adaya düşsem ilk üç sıralamamda yer alır, net.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O değil de o ıssız adanın akibetine de hep üzülmüşümdür. Bugün ekşide üç beş dananın birleşip bir şahsa girmesi minvalinde bir başlık gördüm onun gibi, bu ıssız adaların hiç mi seçim hakkı olmaz yahu? Fark etmeden sanırım ekşi mandalina tadında bir yaklaşımda bulunmuş olabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostlarım zaman, zaman fena bir şey. Zaman tutkuları, istekleri ve bilumum her bir şeyi tüketip yıpratan ve en kötüsü, bitiren bir şey. Bizler otomatik portakallara dönüşürken örnekleyeyim, bu kadar ekşi vurgusunun ardından ekşiye atıfta bulunmasam ayıp kaçar gibi sanki, mandalina mı yiyorum ne halt eheh, ekşide yazar olmayı pek çok seneler beklemiştim, ilk duyduğumda da nasıl sevinmiştim, taşkınca yazmıştım böyle. Şimdi ise bir okurdan ötesine gidemiyorum pek. Tutkuyu, her neyeyse bu yazmak mı çizmek mi gitmek mi... daimi kılabilmek çok zor, ben mesela birkaç noktamı aydınlattım bu noktada, bir şeye fazla rağbet varsa benim ona duyduğum hemencecik sönüveriyor, böyle kıyılarda köşelerde ne yapıyorsam yapıp durmalıyım belki. Zaman zaman ben bile kendimi unutmalıyım, geri döndüğümde asla bulamayacağımı bilerek her şeyi aynı bulmalıyım. Alın size ütopya, parayla mı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse çocukluk diyorduk, ben mesela böyle kıyılarımı köşelerimi kolayca dile dökebildiğim zamanlarımı özlüyorum. Ne bileyim pazarlık yapmıyorsun mesela o zamanlar sanki sen neysen, seninkini öylece sunduğunda saflığını görüp kabullenivereceklermiş gibiydi. Sonradan sonraya "Ne kadar benzetebilirsen kendini onlara o kadar yararınadır." sokuldu aklımıza usulca, stratejiler stratejiler ve stratejik sahteliklerle bezendik akabinde. Objektiflere mükemmel fotoğraf tabloları çizdik değişkenlerle, değişkenleri kendimize dahil ederken değiştik, yaşadıkça kelimelerimiz afillendi ve hayatın kelime cambazları olup çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Nefret edebilmeyi de özledim. Ben gerçekten nefret edip o nefret ettiğim her ne ise kötü şeyler dileyebilmeyi özledim çünkü bu basitti. Mesela bunu yapamadığımı algıladığım zamanlar kötüydü; nefret edilesi bir şey yapmış birine yapabileceğim en güzel şeyin o yaptığı her ne ise affetmek olduğunu gördüm. İnanır mısınız sırf bu yaptığımdan ağlayanlar bile oldu karşımda, ben nefret etmemiştim ama onlar, bilmem neden kendilerinden o an nefret etmişlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sürecin bana gösterdiği düşündürüyor asıl beni; bir insana insan olma vicdanını hatırlatmak onu ağlatabiliyorsa bu insanlık dışı şeylerin döndüğü anlamına gelir. Nefret etmenin çözüm olmadığını gördüğünüz gün hem bu nefret edilesilere daha hazırlıklı oluyorsunuz, hem de insanla ilgili her şeyden korkuyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin için ağırlığı ise şöyle ki; nefret etmek doğal, bazı durumlarda olması gereken bir süreç. Diğeri ise çiğ, üzerinde düşünülmüş, pazarlıklı ve kimden ne götürdüğü belli olmayan bir intikam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ondan gibi gelir bana bu biz insancıkların kedilere, köpeklere, kuşlara bağımlılığı; sanki onlar yırtınca elini insanın kabuklanıverir de geçer gider, sanki ellerimiz dışında hiçbir yere değmez tırnakları. Bilinçli mi yapmıştır hayvan onu, nasılsa düşünmediği kadar zararsızdır, affedilebilir. Onlara hiçbir şeyi hatırlatmak zorunda kalmayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ağlamak sonra, işin ironisi bir yana o zamanki gibi ağlayabilmeyi de isterdim pek tabi. Ağlamak güzel şeydir, doğa bile ağlar da hayat bulmaz mı onunla koskoca evren, doğa ağlar da bizler yaşamaya devam ederiz değil mi? Kuruyup kalmamak için sırdır bu bizlere bahşedilmiş. Küçüktüm, beni önemsemesi gerekenler benimle beraber birbirini de önemsemeden sevimsiz gürültüler çıkarırlardı, o gün bu gündür gürültüyü huzursuzluğu sevemem mesela, biri birine sesine yükseltse kelebek aklımın içinde sürüler uçuşuverir, kalbim hızlanır. Hala bile bazı bazı duyuyorum o gürültüleri ama gürültüler o zamanki gibi değil, öyle kolay kolay ağlatamıyorlar. Ne yıpratmışsa bizleri zamanında dudağımızın kenarına iliştirilmiş bir tebessüm olup kaldılar. Neyle karşılaşıyorsak da baş edilmez gibi geliyorsa "Bilmem ne geçmiş, bu mu geçmez" diyoruz. Ne çok büyüdük, hala da büyüyoruz. Yine de kalkanlar, kalkanlar... Taşıması zor, bir o kadar da gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç sene kurumuş gibi olmuştum ben, bu en umutsuz zamanlarımdan birinde bir şey gururuma dokundu zahir, ağlayıverdim. Bir gökkuşağı uzanmış bir omzumdan bir omzuma bir taş yığınından kurtulmuşum da bir pamuk tarlasına koşuvermişim gibi, hala yaşıyormuşum da anlamışım gibi. Ağlamam dilimde ya, gururuma dokunursa bir şey ağlayabiliyorum artık ve genellikle pek kimse görmüyor bunu. Yine pamuk tarlalarımda dolaşırken ayağıma taş parçaları batmıyor değil diyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir şey var onu inatla, her şeye rağmen sürüklüyorum nereye gidersem peşimde işte, hayal kurabilmek. Ziyadesi, hayal kurmak zaten sığınaktır, inanmam ki bir insan o sığınağa sığınmaksızın tutunabilsin şu saçma düzeneğe, benimki az daha realisti, hayalim o her neyse onu gerçeğe dönüştürme ihtimallerim ayakta tutan... Umarım bir gün bir çocuğum olursa, o zamana bu ayakta tutanlarımın hepsini gerçekleştirmiş olurum ve o da okurken bunları gülümser, gülümsüyorsa da okuyor demektir. Bu ne de güzel bir sürpriz olur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Zorluyorum bir şeyleri en başlangıç seviyesinde tutabilmek, grafiği aşağıya çekmemek için bakalım. Bir yandan da her şey de sanki çok gerçek, çok standart yahu. Yine de hayal kurmanın diğer anlamı umut etmektir ya, umudun olduğu yerde de yarın vardır, hala yarının bir şeyler getireceği ihtimalini ummak da bir nebze olsun gülümsetiyor insanı. Siz de umutsuz hissettiğinizde hayal kurun olur mu; o içinizdeki mandalina kokulu, gece yeni alınan ayakkabısıyla uyuyan, sevimsiz gürültülerde kulaklarını tıkayan ya da yatmadan önce kulaklarına sevimli sözcükler fısıldanan terk edilmez çocuk aşkına bir hayalde bir umut bulun, gülümseyin yahu. Hayat gülümsememek için çok kısa değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilerimle; umudunuz bol, içinizdeki çocuklar ölümsüz olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5682033252368924798?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://fizy.com/#s/3bofi6' title='Kül Hece'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5682033252368924798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5682033252368924798&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5682033252368924798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5682033252368924798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/11/kul-hece.html' title='Kül Hece'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-4743493741031330266</id><published>2011-11-05T17:23:00.000-07:00</published><updated>2011-11-05T17:48:44.560-07:00</updated><title type='text'>Anlam</title><content type='html'>* Geçenlerde hayatımdaki en anlamsız asılma şekli gerçekleşti. Anlatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömrümün yirmide biri diyeyim son altı senedir otogarlarda geçiyor. Otogarlardaki insan kaynaşmasını izlemeye bayılıyorum, o yüzden az erken gidiyorum. Neyse, kulaklıklarım takılı, sırtımı duvara yaslamışım, başım yana doğru meyletmiş ve dizimin tekini kırmış "4" vaziyeti almışım. Gayet iyiyim. Çizerdim şimdi ama üşendim. Sonra yanımdaki kapı açıldı, bir genç çıktı. O çok sesli müziğe rağmen bir takım kelimeler duydum. Kelimelerin bana yönelik olduğunu fark ettiğimden tepki vermedim. Bir adım boyu ötemde durdu "genç", o da "4" yaptı bacaklarını. Dengesini sağlam sağladı, takdir ettim. Bayağı da durdu öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüp üç numaralı bakışımı fırlattım bir saniyeliğine. "Napıyosun ki..." bakışı. Sonra başımı yine çevirdim. Az daha durdu. Zorlandı sonra zahir, başımı çevirdiğim yöne doğru geldi. Eğildi baktı yüzüme, çıktı gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bunu ne demeye anlattım. Derin bi anlam arayışı içerisindeyim de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Değerli okurlar bakın, şimdi şöyle bir durum var. Hepimizin sorumlululukları ve sorumlu oldukları var. Ne bileyim kimilerimiz evlerine yiyecek taşımak zorunda. Sonra nesli devam ettirmek için üremek, hayata devam etmek için tıkınmak, acıktıkça yine tıkınmak, bunun için günde sabah dokuz ve akşam altı arası çalışmak zorundayız. Kısa vadede zaten işin içinden çıkamayacağımızdan uzun vadeli bir takım tutunacaklar bulmak zorundayız kendimize. Bu ne bileyim sittin sene öncesi aşık olduğun birini beklemek de olabilir, üç sene para biriktirip mastera gitmek de olabilir, önce yurdumdan başlayıp dünyayı gezmek de olabilir... Türetilir, diyeceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani devam etmek içgüdüsel ya, bir şekilde tarihten güne uzanan türetme zincirine uyum sağlamak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de akşam iş bitiyor, servise oturuyorum arkadaşlarım. Acayip bir trafik oluyor her akşam. Böyle caddeler boyu şeritler uzanmış artık saçma sapan, durağanlık, durağanlığı bölen bir ışık hareketliliği. Hani karıncaları bildiniz mi? Evine yiyecek taşırlar şeritler halinde, birbirinin üstüne basarlar filan... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticede her akşam bir karınca gibi oluyorum ben ve aksi içgüdüce istenmediğinden karıncalaşmaya devam ediyorum. Her o trafik karmaşasında, her sabah o alarm öttüğünde, ne bileyim işte biri gelip karşıma "4" şeklinde durduğunda karıncalaşıyorum. Kompleks bir şey kalmıyor, düşünebilirliğim de kalmıyor zira tüm bunları düşünüp eyleme dökemiyorsam ne kalıyor ki... Faaliyete geçiremediğin düşünce seninle ölmeye mahkum bi yerde, evrendeki başka hiçbir şey bilmiyor ki onları senden başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Derken anlamsızlaşıyor işte. Ne bileyim mesela yoldan çevrilen adamın otursa yapacağı bir şey için değerli atfediliyorsun, üstüne para veriyorlar bak hele ama hiç yoktan bir şeyler ortaya koyman iplenmiyor pek. Bir hafta önce nelere üzülüyorsun mutlu oluyorsun da şimdi nelerden bahsediyorsun. İnsan mütemadiyen çalkalanmaya mahkum. En temizi düşünmemek belki. Düşünürken düşündüklerini uygulayamamak çünkü adım adım bitiriyor insanı. Sonra böyle almışsın eline bir yumak düğüm dolu iplik, nereden tutsan çözülmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Üç sene önce çok değil, cesaretliydim ben. Mesela böyle zamanlarımda o yerden ve o insanlardan uzaklaşmak istediğim için, safi kendim için, gidebiliyordum. Cidden. Nerede kalacağım derdim olmuyordu, ne yapacağım yalnız mı kalacağım... Yapabiliyordum. Şimdi kpds konuşuyorum mesela. Diğer kpds konuşan sürüyle beraber ingilizcemi belgelemem gerektiğini konuşuyorum. Bana ne oluyor? Dönüşüyorum amenna ama düşünüyorum da aynı zamanda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Milyonlara bir şey yutturulmuş gibi. Milyonlarca insan sanki sabah içmiş içmiş içmiş sarhoş olmuş ve başlarına her ne halt geliyorsa uyum sağlıyorlar gün boyu, bunu da zevkle yapıyorlar. Şu sıralar ciddi anlamda istiyorum bunu sadece bunu, madem "oturmuyor" kafamda bir şeyler, içip içip kısa vadeli de olsa düşünmeyesim var. Kompleks bi denklemin içindeki basitliği çözesim en azından çözemesem de sesimi çıkartmayasım var. İçinde bulunduğum her ne ise kabullenmek ama nasıl?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hırs mesela. Hani bir insan buna çok inanıyorum, hırsla maddi her şeyi yapabilir. Çok para elde edebilir, istediği insanı belki, istediği arabaya binebilir, en güzel muhitte oturabilir, bir diğerini öldürebilir... Herkes yapabilir sanki bunları. Yapmasına yapar da, niye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha ben bi gün bu niyeyi sordum işte kendime. Ciddi ciddi sordum. O gün bu gündür hırs, uzakta görüp bazen gevrek gevrek gülümsediğim, bazen ne garip dediğim bir uçuşkan oldu kaldı hayatımda. Sonrasında muhabbetimi de bağdaştıramadım, düşüncemi de, uyum sağlar gibi yaptım yapmasına da istediğimi ekseriyetle alamadım o kelime kalabalıklarından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yalnız kalabildikçe anlıyorum. Yalnız kalmak dediğim de böyle geceler işte. Çok ses sevmiyorum ben. Hele ki mahremim dediğim şeylere bulaşan parmak izlerini hiç hiç sevmiyorum, yani hayatıma dahil olan ikincileri, üçüncüleri beşincileri... Bir kişiliğime iki parmak, iki kişiliğime üç parmak değdi miydi huzursuzlanıyorum. Hayatta da yegane şeydir bu huzur bana, para mal mülk zır olmadı önemli, olmaz da, huzur arkadaş. Sadece huzur bulmak için tüm bu yaptıklarım. Ne bileyim annem huzur buluyor mesela ben çalışınca, o mutlu ya huzurluyum ben de o yüzden, gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, işte bu parmak izleri, insan sesleri arttıkça her ne ise söz konusu olan, soğuyorum. Dedim ya sıkıyı görünce onda dokuzum kaçar benim. Bazen cidden iş boğazıma kadar gelir, boğulurum ve hissederim, kaçarım ve adı gitti olur. Yaparım ben bunları derken, yapar"d"ım ben bunları. Ağlayayım mı az?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceğim o mahremim dediğim, yalnız kaldığım zamanlar, düşüncelerim ve kendime ait bir şeyleri birilerine mecbur kalmadan halletme isteğim, değerli oldu her zaman. Birileri dahil oldukça böyle zamanlarıma acziyet hissettim ve takibinde huzursuzluk. Ben bu iki hissi hiç sevmem, hissettirenden soğurum ve sonra kaçarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey, herkes tüketir cinsten aynı ve tüm bunları sürekli düşünürken ben öyle tepkisiz ve öyle sessizim ki... Bulamadıkça o "anlam" her neyse aynı güne kalkmaya devam edeceğim ve her ne ise aklımı bulandıran aklımda uçmaya devam edecek. Yine birileri benim için bir şeyler söylemeye devam edecek ve ben yine acziyet hissedeceğim. Bu hisler aslında güçlü olduğunu bildiğiniz hisler üzerinde bile ölümüne yıpratıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin garibi de yarın yine aynı güne kalkacaksınız ya bi halt yapamadan. O çok fena. Soruyu bulsam çözüme yorardım ya kafayı ben. Niye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gitmek istiyorum, gidemiyorum. Kalmam lazım, sevemiyorum. Kalmayı sevimli kılmaya çalışıyorum, beceremiyorum. Bir şeyler söylemek istiyorum, söyleyemiyorum. Neye başlamaya çalışsam elimde kalıyor, olduramıyorum. Tutuğum, cesaretsizim, içten pazarlıklıyım sanki artık. Böyle olmak istemiyorum ama aksi de elimden gelmiyor. Bir histen daha nefret ederim mesela, o da çaresizlik böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Mutlu musunuz ya, ciddi ciddi mutlu musunuz siz? Bana bi mantıklı yol önerin ama "mantıklı" bir yol önerin, olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Öyle yani. Ankara'ya da İbiş'i getiriyorum, otobüs firması engel olmaya kalkarsa bir ufak katliam gerçekleştirebilirim zira muhabbet kuşu ile hayata bağlanarak tarih kitaplarında yer etmek istiyorum. Bir gün belki bir kitap yazarım bu konu ile ilgili, düşüneceğim. Sevgilerimle esen kalın o vakit.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-4743493741031330266?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/4743493741031330266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=4743493741031330266&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4743493741031330266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4743493741031330266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/11/anlam.html' title='Anlam'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-2819060058106255344</id><published>2011-10-30T12:38:00.000-07:00</published><updated>2011-10-30T12:38:27.979-07:00</updated><title type='text'>L'ours</title><content type='html'>* Başlığıma pek sevimli bir şarkı saklamış olabilirim. Hatta bunları o şarkıyı dinleyerek yazıyor olabilirim, siz de farklı sekmede açıp dinleyerek okuyabilirsiniz. Bence de iyi edersiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İç karartmanın kolay ve süregelir bir yapısı var sanırım, o yüzden bugün bir takım kararlar aldım! (Kıvanç Tatlıtuğ vay vay vay'ı gelsin bana.) O değil de bir kulaklık almışım bugün gönül dostları, muhteşem vallahi çıldıracağım!bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim ben nicedir depresyona meylediyorum ya böyle hiç yoktan çileler edinip (Acımam "çile" derim.) dolayısıyla polifonik koromu bırakmayı düşünüyorum sinsi sinsi, bugün düşüncelerimi sorguladım ve dedim ki hasta mıyım ben... Ben bu yaşıma değin bu kadar çılgın bir ortamda bulunmadım arkadaş, anlatayım da rahatlayım ilişmeyin hele;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaş ortalaması diyeyim size 40-45... Şimdi böyle amfi tipi minik bir salonumuz var, ilkin hoca girdiğinde herkesi ayağa kaldırıyor. Tren gibi dizilşip birbirimize masaj yapıyoruz. Masaj yaparken de " uuu" diye sesler çıkarıyoruz. Soprano, alto ve bas sesler. Dostlar, ben gülerim böyle zamanlarda. Bir zaptederim kendimi, iki zaptederim ama üçüncüde dayanamam. Bugün arkamdaki teyze masaja başlamadan "Şimdi Türkan'a masaj yapacağım." dedi. Teyze bayağı yaş ortalamasını karıştıran bir teyze.Elit ve cumhuriyetçi bir teyze, tipten belli. Bana gönülden bağı var, aşırı derecede seviyor ben burada teyzeyi çekiştireyim, ne naled insanmışım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse. Bir de Hamit var. Bas Hamit. Hepi topu iki basımız var zaten, biri bunların Hamit. Geçen ders hoca Hamit'e emzik başı (?!) bulup gelmesini söyledi. Hatta Hamit emzik başını nereden bulacağı konusunu sesli düşününce bir tenör abla "Çikodan mikodan bulursun." dedi. Öyle güzel çiko miko dedi ki soprano güldük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ders ise Hamit emzik başı getirmemiş, hoca da emzik nerede diye sormadı. Zor tuttum kendimi, zira bir haftadır emzik başı ile Hamit'e ne yaptıracağı konusu kafamda soru işaretiydi. Şimdi siz bana diyorsunuzdur "Ne pis niyetli insanmış nasıl da çata çata yazmış ismini adamcağızın, puh sana" diye de, ne bilsin ki Hamit benim blogumu filan. El mantık yahu, ne yaftacıymışınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Her zaman için kırmıştır beni bir şey, ne şey, efenim işaret zamirleri; "Bu, şu, o" Böyle kimi karakterler "Bu da öyle düşünüyor ekeh ekeh" filan diyor. Demesenize öyle "bu". Çok üzülüyorum öyle zamanlarda, anlatamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya şimdi şöyle bir şey var. Facebook. Ben hep direndim bu sosyal ağa sosyal hassas konular karıştırmayacağım diye. Karıştırmadım da. Neden, çünkü ciddi konular için oluşumu ciddiyetsiz buldum. Neyse öyle işte ama sosyal hassas konularda herkes bir şeyler karıştırınca sanki ben sosyal hassas değilmişim gibi geliyor. Vay arkadaş ne ayo technology çocukmuşum meğer ben de nelere kafa yorarmışım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bende bir şans var ki dostlarım yürüyen merdiveni duran merdivene çeviren cinsten. Mütemadiyen rastgele yaşıyorum zaten ona hepimiz hak getirdik de, neden ben hayatımın her alanında bu kadar çok arıza kişilikle uğraşmak zorundayım ya? Bi münasip köşe bulup ölmek isterim böyle yağmurlu zamanlarda ben hep ama!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Zırt pırt göynüm şöyle göynüm böyle diyip duruyorum ben, şu göynüm'ü de bir açığa kavuşturalım yeri gelmişken. (şiir gibin oldu) Ne vurucudur mesela siz bir film/kitap/dizi atıflı bir espri yaptığınızda karşınızdaki insanın "Bilmiyorum ama çaktırmıyorum da!" gülüşü. Bildiniz mi o tebessümü? Hani o sahtelik akan... Neyse ona mahal vermemek için, Köyden İndim Şehire'de Halit Akçatepe'nin balkondan aşağı baktığı zaman "Göynüm bulandı." demesine atıf yapıyorum. Bu da böyle bilinsin isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bugün olayı çözdüm ben. Valla. Şimdi benim serotoninin %40 oranında azaldığından bahsetmiştim siz sevgili okurlarıma geçen yazımda. Bugün sabah ilk iş Choco Eggs aldım. Bayram çikolatası, yumurta şeklinde. İki kutu. Bitsin, yine alacağım. Tekini bugün otobüste, metroda, koroda filan bitirdim zaten. En son Emine'ye "İki daha yemeyeyim mi?" diye yalvarırken yakaladım kendimi, o derece. Ne oldu ama serotonin tavan yaptı mı? Yapmasa da % 20'lik bir açık kaldı desek onu da yarın ikinci kutuyla. Çözdüm olayı en neticede. Bakın bi önceki yazıyla farka, %20, net!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir iki ay öncesi nasıl yaşıyordum biliyor musunuz? Kendime ait tam yedi saatim vardı, uyumak için. Bir gece bir çılgınlık yapıp o yedi saati beşe çekerek yazı yazdığımı hatırlıyorum buraya. Yazı yazmak terapim, tedavim benim. Sığınağım pek çok zaman. Burası benim alanım ve burada mutluyum. Artık kendime ait zamanlarım var ve en çok da bunun için mutluyum. Koro be daha ne olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Üstelik yarın bir kutu çikolata yemesem de kendime söz verdim, çok daha mutlu olacağım. Eğer hiçbir şey değişmiyorsa ve değiştiremiyorsam neye sahipsem onları seveceğim. Bir kere gelmişiz gönül dostları ne yapıyoruz bizler, titreyerek kendimize gelmeliyiz acilen. Daha neresindeyiz hayatın daha neleer neler, piu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ne güzel kafa taşıyorum ben yea. Canımı seveyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Öyle yani efenim bence siz de Choco Eggy yiyin, çok güzel hatta bir tane daha yiyeyim, yedim ve tabi ki sevdim sizleri! Görüşmek üzere esen kalın efenim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-2819060058106255344?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.youtube.com/watch?v=0Hh6HgMPoHU' title='L&apos;ours'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/2819060058106255344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=2819060058106255344&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2819060058106255344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2819060058106255344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/10/lours.html' title='L&apos;ours'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-297967308674677577</id><published>2011-10-29T05:46:00.000-07:00</published><updated>2011-10-29T05:46:31.636-07:00</updated><title type='text'>Maria and Violin's String</title><content type='html'>* Taşınmam bir ay daha ertelendi, her şeyden bir anlam çıkarmaya can atan ruhum buna da bir takım anlamlar yüklemeye can atıyor haliyle, sanki bir ay içinde bir şeyler yapmazsam temelli yerleşecekmişim gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İnsan duygu yoğun şeyler hissettiğinde ve işler pek de yolunda gitmediğinde serotonin oranı %40 kadar azalırmış, mutsuzlaşırmış, dışarıda hava çok kapalıymış da içi sıkışıyormuş gibi olurmuş, kaçası gelirmiş her şeyi bırakıp ve belki de kaçamadığından battaniyesini daha da bir üstüne çekermiş. Annesini özlermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle zamanlarında her şeyi olduğu gibi bırakıp kaçmak hep daha cazip gelirmiş. miş, miş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ölüm; sevdiklerinizin ve sevdiklerinizin sevdiklerinin ölümü. Ölüm bambaşka bir şey, her maddeyi anlamsızlaştıran ve bizleri de maddeleştiren bir şey. Duyulduğu anda şu an neye sıkılıyorsam ve ne için mutluysam bunlar ne ki diye sorgulamanıza sebep oluyor, kelimeler uçuşuyor bir anda ve tüm o yaşanılan "önemli"ler, ölüm sessizliğine bürünüveriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dün yine her şeyin anlamsızlaştığı ve fazla da konuşulamayan bir zaman dilimi geçirdik bir arkadaşla, zaten şu aralar dedim ya her şey üzerimde büyük yük, küçükler de yük; o kadar uzun süre hiç mi hiç ses çıkarmadım ki her ne gelirse başıma ufacık umut vaat eden şeylere büyük anlamlar atfetmekten alıkoyamıyorum kendimi, ihtiyacım var buna. Bana göre büyük, sizler için sıradan, olmasa ölünmez ama olsa iyi olurdu'lar... Tatminsizlik berbat zaten, çevrenizdeki sesler susunca elinizde kalanın sizi yalayıp yutan bir yalnızlık olduğunu fark ettiğinizde bu geçici seslere de gitgide tahammülünüzü yitiriyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm diyordum, dün hoş olmayan ve hala düşük yüzümü toplayamamın sebebi bir şeylerden haberim oldu, arkadaştan ayrılıp otobüs durağına doğru yürürken kendimi bir anda otobüs duraklarının çok çok uzağında buldum; nasıl oraya geldiğim, geçtiğim yollar hakkında bir fikrim yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlışlıkla gittiğim bu yolu gerisingeri yürürken bir ara ışıkların içinde kayboldum gibi oldu, bu Sheraton'dan Tunalı'ya doğru inerken yolun sol tarafında kalıyor, ışığı mükemmel yansıtan metal plakalar var. Bir gece tek başınıza yürürken, üstelik içiniz de oldukça kararmışsa buradaki ışıklara dalıp içinizdeki karanlığı bir nebze olsun aydınlatmanızda fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bu aklınızı dağıtacak mı, belki bir nebze, yine de yanlış otobüse binip ufak bir şehir turu atmanıza mani olamayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzenim geçen sene babasını kaybetti, geçenlerde bir masada oturuyoruz, elimizden geldiğince konuyu oraya getirmeye çalışsak da konu bir şekilde geliyor. "Türkan" dedi, "Ben seni göreceğim bir gün öyle ya da sen beni göreceksin. O taşın üzerindeki cansız bedene dokunmak her şeye öyle farklı anlamlar yüklüyor ki..." Tek bir gerçek var evet ve biz, insan"cık"lar doğada bunu bilerek yaşamaya mahkum tek yaratıklarız. En baştan cezalıyız dediğimde kastettiğim bu aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bunu düşündüğünüz anda beton yığınları, her gün servise oturup başımı pencereye yasladığımda gördüğüm onlarca arabanın karıncaların birbiri üzerine basıp geçmesine benzer o görüntü, eve geç gitmem, gidip bilgisayarı açmam, sırf biraz daha kendime dair bir şeyler yapabilmek için uykumu tutmam, uyumamam, sabahın bir körü gidip koroya tiz sesler çıkarmam, çözümsüz konulara dair ettiğimiz o muhabbetler ve çözümlülere, bir evrağı birine daha önce götürmem de diğerine daha sonra imzalatabilmem, hiyerarşi, statü, neden birinin masada oturup diğerinin gün boyu ölümüne koşturduğu, kendi işimi görebiliyorken bir diğerinin benim işimi görmesi çünkü bir sözüm ona bir halt olmuşçasına kendimi ona kabul ettirmemin gerekliliği, işin acayibi ondan farksızlığını bilmem ve bu dünyanın size ve bana kabul ettirdiği milyonlarca zırva... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamsızlaşıyor. Mutlu olmam bekleniyor, önüme sürülen standartlar dahilinde şekli almam ve uyum göstermem ama üzgünüm. Algım çok şekilsiz, uygunsuz benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçenlerde otobüsteyim, birkaç sokak çocuğu otobüse binmeye yeltendi ve otobüsün şoförü yerinden kalkarak çocuklara sövmeye başladı, benim anlamadığım ve anlamayacağım nokta da bu aslında, bir insan kendinden farksıza böyle sövebilecek cüreti nereden bulur birincisi, ikincisi bir insan bu nefreti nasıl oluşturabilir saniyeler önce gördüğü bir insana... Herkese yetecek dünyaya sığamamak, gerçekleştirilen katliamlar, ölümler, Allah(!) cezalandırdılar... Ve bir gün her birimiz öldüğümüzde o zaman neyin cezasını yaşıyor olacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafalarımızda çözmemiz gereken çok ağır ve kompleks bir problem var, o problemi çözdüğümüz gibi daha insanlaşmayı başarabileceğiz gibi: Her birimiz kendi küçük dünyalarının uçurulmuş ya da yerle yeksan edilmiş başrolleri olabiliriz ama bir şey var ki bizlerden milyonlarca var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Birkaç ay önce büyük denilen insanlar odaya girdiğinde ayağa kalkmak zorunda olduğum zamanlar en zorlandığım zaman dilimlerimdendi, onlardan farksızlığımın algısı içindeydim ve otobüs şoförünün sövdüğü çocuktan da farksız olduğumun... Yine de yapılmak zorundadır bazı şeyler, kendiniz için olmasa da kendinizden ziyade düşündüğünüz diğerleri için, en neticede çareyi olayı kafamda oyunlaştırmakta buldum. Ne bileyim o insanı görünce ayağa kalkmalıydım ve bu bir oyundu başka bir şey değil. Babam hastaydı ve ben iyi olduğum için mutluydu, bu yeterliydi o zaman için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Eskilerden bir arkadaş bencilleşmemi söylemişti, gururla bencil olduğunu eklemişti ardından. Ağır kan uyuşmazlıklarım var benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Diyeceğim, gözümüzü en çok kapadığımız tek bir gerçek üzerine kurulu hayat. Hepimizin 317 numaralı otobüse aynı yerden biliyor olmamızla sınırlı değil gerçek, gerçek değişik bir kavram. Bir cenneti ya da cehennemi yaşatan bizlere herhangi bir nesne değil. Bizler cennetlerimizin ve cehennemlerimizin mimarlarıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu sürekli dillendirdiğim, senelerdir dillendirdiğim gitme sözünün de kılıfı yok aslında, belki ondandır bu derece tahammül herkese, her olana. Ben biliyorum, nereye gidersem gideyim yine farklı şeylerle karşılaşmayacağım, dahası gün ilerledikçe kirlenmiş, daha fazla kirlenmiş insanlar çıkacak karşıma. Hiçbir oyunum amcamın o yedi yaşımdayken evindeki merdivenlerinde oynadığım "prensesçilik" oyununun verdiği zevki vermeyecek, ne bileyim o merdivenleri asla öyle göremeyeceğim bir daha. Annemin bir bayram sabahı geceden dikmiş olduğu bayramlığı gördüğümde hissettiğim mutluluğu sağlayamayacak bir diğerinin sahip olamayıp benim sahip olduğum şeyler. Her şey daha da sarpa saracak, daha da azalacağım, farkındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yine de madem vazgeçmeye cesaretimiz yok, bir şeylere bağlanma çalışmalarımız devam edecek tabi ki. Mesela Türk kahvesi, kahveyi içip fincanı kapattığınız gibi fincanın tabakla temas ettiği yere bakın, eğer kalp atışı gibi kahve fincanın içine çekilip sonra bırakıyorsa kendini bu sizin için bir kalbin attığı anlamına gelirmiş. Fincanı kapatırken kimi düşündüyseniz tabi. Efenim, öyle işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Umarım böyle kapkararıp çökeldiğimiz cumartesilerimiz, günlerimiz seyrek olur. Durmaksızın geçen zamanı sonlarımıza kadar en güzel kullanır, sonumuzun belirsiz tarihini en insan zamanlarımızda bile unutmayız. Bu andan ibaretiz bir yerde, ondandır güzel olsun anlarınız. Sevgilerimle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-297967308674677577?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/297967308674677577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=297967308674677577&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/297967308674677577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/297967308674677577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/10/maria-and-violins-string.html' title='Maria and Violin&apos;s String'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-9143290384514774505</id><published>2011-10-25T15:04:00.000-07:00</published><updated>2011-10-25T15:04:46.645-07:00</updated><title type='text'>Velhasıl Kelam</title><content type='html'>* Benim kırgınlığım kime arkadaş? Oldu mu size hiç şöyle, hani kızarsınız kızarsınız bir şeylere da sorarsınız "Neye?" Yoktur o ne, bir hiçlik sonrasında bir handikap... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi saniye gönül dostları, ben kızmam ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Merhabalar sevgili okurlarım. Yazının ortasındaymışım gibi başladım yazıya sırf böyle heyecanlandırayım sizi, hayatlarınızı renklendireyim diye. Heyecanlandınız, rengarenk oldunuz biliyorum, mutluluktan öleceğim ben de sayenizde. Canımsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bende bir garip enerji var, bu enerji yoldan geçen kimliği belirsiz şahsı durup konuşturtacak cinsten... İnsancıkları çatır çatır çarpmamın akabinde şimdi de ışıklara taktı muhterem, geçen canım sıkkın işten çıkmışım, bizim yol üstünde bir park var hava da güzel dedim "Az soluklanayım." (Yeğen yok, bitti o.) Her ne ise, efenim bir bankta hem melankoli yapıyor hem müzik dinliyor, aynı zamanda da hayattaki oluşları (!) sorguluyorum. Fonksiyon bedava. Bi ara dalmışım lambaların birine, bir şeyler oldu, yanıp yanıp sönmeye başladılar ailecek. Dünyaya döndüm, sigarayı attım, melankoli deseniz kaçış o kaçış. Neyime benim melankoli zaten artık işinde gücünde koşuşturmalı insancığın biri... Neyse işte parktan da kaçış o kaçış, arkama baktım desem yalan olur. Titreyerek korkuyoruz bu gibi durumlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bugün yeni olacak evimi görmeye gittim efenim, kalacağım odanın lambası bir asırdır bozukmuş bilmem ne derken "push the button, turn on the light" oluverdi. İnsanları korkutmak istemiyorum, zaten tipim de korkunç değil de ne oluyor yahu böyle bir egzantriklikler bir supernaturallikler... Hayır yani gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal süreçlerde normal bir yaşam sürmek istiyorum desem de, cık. İyi ya böyle de eğlence çıkıyor, eheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bugün olmam gereken iğnenin bir ekmek parçasına dökülüp yutulduğunu öğrendiğimde koridordaki beşinci zafer koşumda arkadaş durdurdu diyeceğim ama külliyen yalan.. Çok mutlu oldum, o doğru bakın. Mp3'ümü hazırlamışım bakınız Thom Yorke abimiz "It's gonna be a glorious day" diyecek teselli mahiyetinde sonra şarkı ritmlenecek, ben Ayşenur'un elini sıkacağım hemşirenin eli zaten hafif olacak, her şey olup bitecek; senaryo hazır, çok hazır. Derken hiçbirine gerek kalmadı, glorious day oldu cidden simit üstü ilaç yuttum işte. Gerçi az boğazımı yırtmadı değil ama olsun, topal bir saksağan misali tur atmaktan iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Müzik de hayatımda böyle bir yerde işte, o muhteşem (!) sahneye bile bir fon müziği şart! Şarkıyı da çok severim, kötü anılanacaktı olmayacaktı, ben kurtulmadım şarkı kurtuldu esasen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Okulun hemşiresi stressiz huzurlu mutlu yaşamam gerektiğini söyledi (romatizmayla nasıl bir bağlantısı var ben çözemedim, siz de düşünmeyin gerek yok), dahası iş arkadaşımın yanında söyledi, kalan saatlerde bunu hunharca kullandım olması gerektiği gibi, ilerleyen günlerde de kullanmayı düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim siz bilmiyorsunuz benim hassas ve narin kemiklerim incelmeye başlamış zira beş senedir acımasızca kortizon kullanıyor ve bir kilo bile tepkimiyormuşum. (Acayibim dediğimde inanmayanlara gelsin sıradaki parçamız, daha nabim ben...) Lakin gelin görün ki meret benim kemiklere oynamış direkt, narin ve kırılgan etmiş beni. Hatta öyle bir kırılgan etmiş ki doktor "Kırkını geçkince kırılır senin çatı." diyiverince biraz pazarlık yaptım, "Elli olmaz mı ya... Hı?" Yine yumuşak yüzümün ve soprano sesimin ekmeğini yerim sandım da sökmedi iskelete...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hayır bi de net bir şey söylemiyor, ben bir şeyin net olmamasına delilirim, canım çekilir, ifil ifil olur böyle; kırk dese sınır şu an diyorum, basacağım istifayı gideceğim arkadaş. Gideceğim sefil filozof hayatı yaşayacağım yeminle izbe sokaklarda, hayatın anlamını Himalaya'larda arayacağım. Ferrari'mi satacağım olsa o derece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Elli derse tabi iş değişir, o zaman Garanti Emekliliğe para yatırır, mortgage araştırır, evlenir yuva neyin kurabilirim. Eheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu günlerde deseniz içimde bir telaş, eksi kırk derece soğuk suda bile yüzerim inan ki! (Fark edildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler: Eksi kırk derece su ne ya...)Ama olsa yüzerim, böyle sanki bir şey olacak da olmuyor, sanki bir yere geç kalmışım, sanki sanki, ımm. Her şey aslında olması gerektiği gibi; ne bileyim bir çatım var iyi kötü, benim olacak bir çatı adayım var, arkadaş eş dost sağolsun onlar da var. Ne bileyim, sanırım benim hala sindiremediğim şeyler var. Hep yanlış silsilesi üzerine kurulu sanki hayat, hep hayatımda başka parmak izleri, izler ve izler, kendim neredeyim? Pişt kime diyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aslında bir şehir sizin için olabildiğince anlamsızsa (kelime budur) anlamlandırmak lazım, anlamı da önce içerilerde bir yerlerde bulmak lazım. Yine de öyle bir hımbıllık, öyle bir korkaklık. Yok yok henüz büyüklerden korkacak kadar yılgınlık öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canım sıkkın, ilk fırsatta felsefeye sardırıp anlamlar arasında boğulsam. Hippi mi olsam ben, yurtta sulh cihanda sulh. Ne yapsam ki ben ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim bu yoğun hisler bütünü ile sürdürdüğün yaşam tarzı ne ara tepkimeye girer, deneyin sonucunda neler açığa çıkar gerçekten bir fikrim yok ama düşünmem gereken ziyadesiyle fazla sayıda insan var, bilin ki bu durgunluğun, suskunluğun da sebebi odur. Küçük görüntün kabuğunda içten içe olmak da böyle bir şey, diğerlerinden kaç tane taşıyorsan o kadar ağırlaşıyorsun bir yerde. Onlar yaratıyor seni, sen mevcudunu köşeye koyup onlar olmaya çalışıyorsun. Bir yandan asıl seni de terk etmiyorsun, edemiyorsun. Hangisi yük düşün dur sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O değil de bu telaş, bu telaşın sonu güzel olsun. Güzel şeylere ihtiyaç duyar ki insan bazı bazı. Olsun be, hadi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sabah kalkar kalkmaz aklınızda dimdik dikilenler yüzlerinizi gülümsetebilecekler olsun, kelebekleriniz bol, günleriniz güzel olsun efenim. Sevgilerimle!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-9143290384514774505?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/9143290384514774505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=9143290384514774505&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/9143290384514774505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/9143290384514774505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/10/velhasl-kelam.html' title='Velhasıl Kelam'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-9197407200328422160</id><published>2011-10-17T07:45:00.000-07:00</published><updated>2011-10-29T04:07:35.945-07:00</updated><title type='text'>Crystalline</title><content type='html'>* Sincap Björk ablanın bir takım parçaları vardır bilen bilir, bu son albümünde Crystalline'i var, efenim Earth Intruders'ı var. Bu parçaları böyle insanı bir Mario yapıyor, bir Luigi yapıyor bakınız aklıma ne geldi, abimle atari oynardık ben Luigi olurdum ve geride kalırdım, abim de bu sebep kelli beni tartaklardı. Ne yıpratıcı çocukluk yaşamışım yahu, yıpranmışım dövülmüşüm ezilmişim ben...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen beyin hücrelerine streç filmleyip saklayacak radde önem ver, yeri gelsin telefonla konuşma; gel gör ki dış mihraplara dirençsiz zamanında geri dönüşümsüz hücrelerini abine feda et. O değil de ben abimi özledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ben üç gün Diyarbakır'daydım. Diyarbakır'da Mardin'de ve Midyat'taydım daha doğrusu, maaşımı şal ve türevlerine yatırdım, halay çektim en küçük Erasmus oldum orada. Gitmeden evvel dedilerdi ki bana işte efenim sakın çantanız büyük olmasın, sakın aman telefonla konuşmayın, bir ses duyarsanız cenin pozisyonu alın, dışarı çıkmayın -çıkma kız!- ama gittik gördük ki dünyalar güzeli insanlarla dolu bir yurdum ili, Diyarbakır'ı çok sevdim ve ona gönül verdim. Gidemediğin yer senin midir, anlaşamadığın insan; dil din renk farklı olsun be yurttaşlarım gönüller bir olunca anlaşmak da müzik gibi değil mi bir yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Mardin'de bir rehberim vardı İbrahim, 11 yaşında, İbrahim'i alıp kardeş edinesim geldi öyle güzeldi çocuk. Söz verdi bakalım okumaya gelecek Ankara'ya, rehberlik yaparak okulunun parasını çıkarırken adam olup gezen bir sürü insandan daha adam olacak, hayatının başlangıcından eksiyle doğduğunu sanarken bizler bizim asla edinemeyeceğimiz artıları o çoktan toplamış olacak. Aferin İbrahim'e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir de hava değişimlerinden hassas ve kırılgan yapım eklendi ki tez zamanda uzuvlarımı caddelere yollara dökerek gezme ihtimaliyle karşı karşıyayım. Bezmişim yağmurundan Ankara'sından diyorum gitsem Mardin'e kapansam Süryani Kilisesi'ne huşu içerisinde bir hayat sürsem. O değil de kahveleri efsaneymiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What about Himalayas, what about yogis dediğinizi duyar gibiyim, gitmem arkadaş soğuktur oralar, romatizmam var benim. Ayrıca Ferrari'm yok ve bilge de değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dün gece tablo yapıyoruz evde kızlarla. Bir adet şovalemiz var dolayısıyla en bu işlerde en köklü geçmişli ben kendimi feda ederek yere abanma suretiyle sanat icra etmekteydim derken arkadaş internetten bir panda bulmuş. Diğerine gösterdi ve eş zamanlı söylenen cümleler şöyle oldu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaş2: "Aiyy ne sevimli pandaymış!" (Gayet kibar, oldukça cinsiyete uygun)&lt;br /&gt;Arkadaş3 diyelim öyle olsun: "Ayı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece bir karar aldım ki benden olacak gibi değil. İçimde gizlenen canavar her ne kadar sanat icra etmeye filan çalışsam da ulu orta belirerek san'atçı kimliğimi yıpratıyor agadaş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hani böyle bazen her şey her ne kadar kötü denmeyecek şekilde gidiyor da olsa (bkz ama iyi de değil) aşşırı derecede bir kaçıp gitme ihtiyacı duyarsınız ya (belki de yegane sebeptir nötrality); bakın bu mevsimde İstanbul yağmurludur romatizmalıdır ama deli güzeldir, yeminle biri "Hadi gidiyoruz." dese tası tarağı toplayıp gideceğim peşine takılıp, nereye gidip gelsem Ankara'yı daha bir sevmiyorum, evet ben Ankara'da yaşıyorum ama bi sorun neden yaşıyorum?.. (Soru işareti iki nokta koymuş zalım diyin diye öyle koydum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben en çok İstanbul'u özledim yahu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ha bir de ben Polifonik Dernek sopranosu oldum. (Ya ne olacağdı) İlk dersime de bu pazar girdim, hocamızın bir bayana örnek mahiyetinde beni yanına çağırmaya teşebbüs edip akabinde "Senin sesin çok ince" diyerek yanımdaki arkadaşı çağırması da double soprano olduğumu kanıtlar nitelikteydi. Yaşlı yaşlı teyzeler var koroda pek sevimli pek naif pek cıvıldak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin görün ki hoca "Şimdi sopranolar" dediğinde bencileyin sesli altı kişi bir ciklemeye başlayınca çıkan sesi tahayyül edemezsiniz, camlar titriyor o derece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim ben bir de gece 23 civarlarında bütün gün Mardin turundaydım, sonra eve geldim ve 07:30'da da kalkıp koroya gittim, tarihin altın yapraklarında bu şekilde yer etsin isterim extraordinary enerjim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Daha pek çok şey yazacaktım aklıma geldikçe yazayım artık, bitti bu kadar şimdilik. Ilık sonbahar yağmurlarına dikkat edin, sözüm çiftlere romantizm filan yapmayın yaprak üstü, insan üşütünce geri dönüşü olmuyor bildiniz mi? Snıf. Sevgilerimle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-9197407200328422160?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/9197407200328422160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=9197407200328422160&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/9197407200328422160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/9197407200328422160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/10/crystallized.html' title='Crystalline'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-6951749217288780195</id><published>2011-10-01T11:36:00.000-07:00</published><updated>2011-10-01T11:42:31.508-07:00</updated><title type='text'>World Citizen</title><content type='html'>* Hi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Uçan adam Sabri'nin uçabildiği iddiası niteliğinde bir iddiadır ki ışınlanabiliyorum, yıllardır bilimin kimseye yapamadığını ben bizzat kendime yaptım ki aynı anda üç beş yabancı öğrenciyle Tunalı civarlarında görülebilir, Gazi Hastanesi'nde tek elimde trençkotum, dirsekten kolum bükülmüş tentürdiyotlu bezi muhafaza etmeye çalışırken ağzımda sonuç kağıtlarımı sıkıştırıp ve aynı zamanda çantamı alıp arada Kamil Koç'a ulaşarak bilet alabilir, arada Dışişleri Bakanlığı'nda sergiye katılabilir, Eskişehir'e gelebilir, aynı zamanda işte işimi ve sosyal ağlarımı takip edebilir ve temizlik de yapabilir oldum. Üstelik ışınlanma kısmı külliyen yalan gönül dostları hepsini de kendim yapıyorum ki iniş takımlarıma zeval gelmesin. Yıprandım billahi. Üstüne bir de neşeli ve pozitifim ki, yemeyin de yanımda yatın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bugün otobüste gelirken tam çaprazımda bir bey oturmakta idi, kendisi koordinatörüme pek bir benziyordu ama benziyordu. Emin olamadım. Dolayısıyla selam veremedim. Sanki selam bekliyormuş da vermiyormuşumcasına baktı. Yine veremedim. İnşallah koordinatörüm değildir. Ne bileyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Benim Erasmus'la gelen ve koruyup kolladığım öğrencilerim var, balık burcu olmam kelli zaten çılgınca anaç bir insanım, geçen istemsizin birine "Geç oldu yat artık bakim sen" yazarken geliverdi aklıma ki üç yaş küçükler benden, dedim ne yapıyorsun sen anne kılıklı. Seni turk anne!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şimdi bu yabancı isimlerde sonu sessizle bitince er, sesliyle bitince dişi kişi oluyormuşsunuz ya, başta uzaktayken onlar bana Mr. diye mail atarlardı. Ama velveleye vermemek için ses etmezdim. Şimdi kim anlatsın ingilizce ingilizce kültürünü, ananeni, cinsini vs... Biri geç gelecekti zahir gelip gördükten sonra ona haber vermişler, Miss demeye başladı. Sonra da hepsi geldi artık Mr. bile yok anasını satim direkt ismimle, pek ciddiyetsizim pek bi kendilerinden biri gördüler beni. Samimi samimi iyi de oluyor gerçi geziyoruz nargile filan içiriyorum yavrularıma, kehkeh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Zaten gereksiz bir Exchange muhabbetim vardır benim, kader kısmet mi nedir, bilemedim. Gittim te İstanbul'da üç ay iki exchange'le bile yaşadım geldim, sanırım ülke sınırları içinde daha da fazla haşır neşir olunamaz. Bir de memleketi kurtarmak istermişçesine bir misyon yüklemişim kendime mütemadiyen ülke methetmeye çalışırken neye elimi atsam, cortluyor arkadaş. Zaten elimi attığımı kurutmakla bilinen bendeniz yüzünden de imajımız çiziliyor. Ama valla niyet iyi altındaki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen Kalecik'e gittik festivale, bir afiş ama görmelisiniz, wine festival uluslararası neyin diyor "ehen" dedim "böyle kırsala götürsem orada bile wine mine derler, tamamdır bitti bu iş..." Götürdüm dostlarım ve festival yerini gördükten sonra nasıl da kriz durumu insanı olduğumu anladım. Festival fenaydı. Dolayısıyla hemen acilen çocukları Kalecik kalesine çıkardım, o da rakım rakım Anadolu gibi bir şeymiş keçi gibi tırmandık bir tepeye, yorulduk otobüs kaldı yolda aman aman. Bir lider olarak ilk deneyimim üstelik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sonra indik kaleden şoför abiye dedim ki "Abi kriz." O da dedi ki "Kızılırmak" Götürdüm Kızılırmak kıyısına "This is the longest river in Turkey" dedim. Taş filan attılar işte. En neticede bir taş da ben ektirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akabinde Alman öğrencimi gördüm. Bir başına dünya başına yıkılmışçasına taş atıyordu Kızılırmak'a, sanki bir başkasına atmak istiyordu da atamıyordu gibi, bir şeylerden hıncını alıyordu adeta... Yıprandım, şeytanmışım da taşlanmışım kadar oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şaka maka nasıl bir talkshow yaptıysam yine de hepsi de "Gezi yok mu, gezi yok mu?" diye darlıyor afacanlar, eheh. Ayrıca artık İngilizce espri de yapabiliyorum! Yani güldüklerine göre sanırım yapabiliyorumdur, inşallah ona gülüyorlardır tabi o da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim sonra memleketimizi aklama babında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile Kübalı bir grubun Cermoderndeki konserine götürdüm, lakin gelin görün ki o gece de dondurucu soğuktu, yanımda tiril tiril titrerlerkene dedim ki yine "I am sorry. I am sorry." Ama gitmeden önceki gece uzun kollu giyin dediğim için bu sefer az daha az sorry idim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Derken, beni pek bir seviyorlar yamçır yumçur ismimi telaffuz edip peşimden ayrılmıyorlar, tavuk ve yavru civcivler modunda dolaşıyoruz her bir yerde. Kendime de acımasızca tavuk dediğimi belirtmeden de geçemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Öyle bir tempo, öyle bir hikayeler birikti ki anlatsam, ileride anlatayım en iyisi ama süper yorucu bir işi sevmek güzel. Çalışmak güzel işe yaramak güzel, insana yaşamı sevdiriyor. Okumaktan daha çok seviyormuşum çalışmayı onu anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Beraber çalıştığım insanların da tabi rolü yok değil, müdür sıfatı altında mütemadiyen yorucu günleri çiğköftecide sonlandırdığınız, zorlandığınızı anladığı anda size sarılan bir abla sahibi olmanız mesela pek çok şeyi görmezden gelmeye sebeptir bence. Maneviyat insanıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim hani ne insanla ne insansız oluyor ya, sorun insanla uğraşmak ama eğlencesi de bol oluyor, haliyle ikisi birbirini nötrlüyor, neyle uğraşıyorsanız onu çekilir kılıyor. Sevgi ve iyi niyetin bulunduğunu bildiğiniz yerlerde devam etmemeniz için hiçbir sebep yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ayrıca öğrenci olduğum üniversitede çalışan olmak, öğrencilerin ne de acımasız yaratıklar olduğunu anlamamı sağladı. Ben de acımasızdım onlar gibi hatırlıyorum evet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yine de İstanbul'a gitmeden ve çizer olmadan feysbıktaki ilgili boşluklarımı doldurmayacağım. Tavşanın dağla inatlaşması da böyle bir şey olsa gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle işte, cebinizin kıyısında kalmış bir adet çekirdeği bulup yediğinizde duyduğunuz muzip mutluluk tadında günleriniz olsun, bir başka yazıda görüşmek üzere esen kalın. Esen esen böyle. Eheh.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-6951749217288780195?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/6951749217288780195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=6951749217288780195&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6951749217288780195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6951749217288780195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/10/world-citizen.html' title='World Citizen'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-7572297524679764935</id><published>2011-09-17T05:01:00.000-07:00</published><updated>2011-09-17T05:03:01.268-07:00</updated><title type='text'>İncir Reçeli, Şişme Yatak, Vapurlar Filan</title><content type='html'>Kedi tablosu yaptım! Ayrıca sanırım kedileri sevmeye başladım ve bence iyi de oldu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-VS7AgcgVeuA/TnR8DzkItkI/AAAAAAAABi8/gvBn4zIVPGk/s1600/ked%25C3%25BC.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-VS7AgcgVeuA/TnR8DzkItkI/AAAAAAAABi8/gvBn4zIVPGk/s320/ked%25C3%25BC.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;* Hızlı koşan atın seyrek düşer hesabı artık ayda bir düşürdüğüm blogum yazılarının birinden sıcaccık bir merhaba geliyor siz sevgili izleyicilerime!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bazen çok pis bir zihne sahip olduğumu düşünüyorum, çok tırt şeyler yapasım geliyor ve bunları yapmamak için kendimi çok zor zaptediyorum. Aynı anda birden çok fazla- ama çok çok fazla- şeyi düşünüp bir anda hepsinden birden bahsediyorum ve muhatabım her kimse zor duruma düşüyor. Aslında düşürmek istemiyorum ama beni de böyle kabul etmek lazım. Ne bileyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Mesela İncir Reçeli isimli film. Ben sanırım filmin soundtracklerini sevdiğimden olsa gerek- forever arabeskim- çok yüksek beklentilerle izlediğimden midir filmi desem, değil abi. Film hiç iyi değil ya. Zaten bi canım vatandaşım, ıssız adamlar ve kadınlar furyasından bi kurtaralım zihnimizi bizler, ıssız filan değiliz bir1. Her yanımız ıssız olsa ne olacak üstelik nerede yaşıyoruz, bi şartlarını bil sonra ıssızlan değil mi, ıssıza gelene kadar senin mezuniyet, işsizlik, uyumlu eşsizlik, yüksek yaşadığın topraklar egosu vs vs alt etmen gereken zibilyon noksanın var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncir reçeli diyordum, mesela bir not yazdı ya dişi karakter buzdolabının üstüne günaydın kalbimin sol üst köşesi konseptli; o neydi ya... Hani ben diyorum, arabeskim diyorum; benim bile tikel tikel oldu tüylerim görünce o sahneyi, kalbin köşesi oy oy çok fena. Maksimum köşede öleyim kalıbını kullanın bence ki o da sempatik, o yüzden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra efenim filmin adından da anlaşılacağı üzere İncir Reçeli'ne aşşırı derecede bir vurgu söz konusu, ki hani şey istenmiş sanırım hem traditional hem de alternatif kızın bir alaşımı ama şimdi mesela şey gibi, diyelim ki ben alternatif bir dişiyim ve üzüm pestilini- bildiğimiz pestil, kahverengi kayış gibi olan- çok seviyorum. Sonra ölümcül hastalandım ve sevdiğime diyorum ki "Bir seni bir de üzüm pestilini çok sevdim aşkım.1" Abi o ölümün ciddiyeti kaldı mı şimdi? Pestil var yani işin içinde... Yani sürekli incir reçelinden bahsedilmesi de öyle bir etki yaptı üzerimde. Pestili sevmişimcesine, pestili kalbimin köşesinde bir yerlerde kemirmişimcesine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir de Facebook'ta filan hep arkadaşlarım filmden kesitler paylaştılar, filmden çok etkilendiklerini yorum etmişler vice versa, film hakkında kötü bir şey demeye cesaret edemez oldum. Sosyal ortamsız kalırım pek de ipimdeymiş gibi sevmezler filan, mazallah diyeyim. Velhasıl kelam bence İncir Reçeli kötü bir film ya, bildiğiniz kötü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sonra efenim hani geçen aylarda -yıl mı diyeyim acayip bir zaman kavramım mevcut- bir furya başlamış idi, dişi arkideşlerimiz "sabah karşı geldiler bana, benimkini saldalyenin sol bacağına bağladım ihihih" konseptli bir takım iletiler paylaşmışlardı eş dönemli bir şeylere destek yahut tepki niteliğinde. Neden olduğunu araştırmamakla beraber araştırmak da istemedim ama çok fena şeyler yazasım gelmişti o dönemde. Velev ki bir şeyi anlamsız ve komik bulunca sevgili zihnim üreticilikte dur durak tanımıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de yeni şey başladı bakın, yenilmeyenler ve günleri konseptli bir akım. Böyle 33 gün 6 saat 3 dakikadır brokoli yemedim, annem çok fena hep mercimek yapiyor bir enginar dolması yapmıyor a dostla, 49 gündür bir şey yemedim dolayısıyla boşaltım sistemim kurudu, hayatım boyunca hiç domuz eti yemedim!(yemyeşil bu) vice ve versa gibi. Tabi bunlarda biraz abartmış olabilirim, ki abarttım, yine de bunları gördükçe de elim iletiye gitmiyor değil de tam o esnada bir sevdiğim daha paylaşıyor kaç gündür ne yemediğini, onu alıp böyle yanıma yediresim geliyor ne yemediyse! O derece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O değil de hayatımda kimse bir oralet ısmarlamadı ya, bir portakallı oralet diyeceğim oralet vardı biz küçükken ya, böyle kurt gibi kurt gibi ne güzeldi o. Bir meşrubat vatandaş, bir dostun muhabbeti ne de güzel şeylerdir bunlar. Öeh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şişme yatak aldım. Aslında tek kişilik şişme yatağımı aldım, yataksızım evsizim yurtsuzum ve cennetten kovulanım ya ben, ama tek kişiliğin pompası yoktu. Bir de pompası için çift kişilik pompalı şişme yatak aldım.Sonra çift kişilik yatağın pompasıyla tek kişilik yatağımı şişirirken tek kişilik yatağımın da aslında çift kişilik olduğunu gördüm. Sonra çift kişilik yatağımı tek kişilik bazanın üstüne yerleştirdim ve bazen, bazı sabahlar hala bile yataktan inmeye çalışırken düşeyazıyorum. Sefalet diz boyu ama portatifim! Üstelik rahat da. Bir de plastik kokmasa meret şahane olacak. Çift kişilik şişme konfor sürüyorum to summarize. Bir gün düşersem işte o zaman o, kaderdendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O değil de sürekli bir yerden bir yere, bir alışveriş merkezinden eve, bir şehirden diğer bir şehre, evden üniversiteye, oradan buraya ağır eşya taşıyorum arkadaşlar. Ben bizzat kendim cep mendil ebatında insanım. Çok pis sövüyorum düzene bu durumlarda. Çok da kızarıyorum, hemen birileri yardım ediyor o durumlarda hoş oluyor tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu eşyaları taşıdıkça kendi işimi kendim görebildiğimi fark ediyor, daha bir güçleniyorum. Nietzsche'nin güç tanımı gibi güçleniyorum, ölmüyorum da güçleniyorum. Öyle olunca da özel hayatıma daha da kimseyi dahil edesim gelmiyor, yalnızlığım ve kollarım en vefalı sevdiklerim olarak beliriyor. Nasıl olsa eşyalarımı taşıyabiliyorum çünkü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Haliyle geriye doğru evrim gerçekleştiriyorum, artık çok daha uzun ve kaslı kollarım varmış gibi mesela ya da bana öyle geliyor. Emin değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Erasmus öğrencilerim geldi, hepsi de pek bir şekerler, bugün onları Armada'ya götürecektim ama atlattım. Kendimi yanlarında anneleriymiş gibi (yuh dediğinizi duyar gibiyim de anaç insanım yapacak bi şey yok) hissediyorum ve ofis arkadaşımın dediği üzre neredeyse ağızlarına yemeklerini vereceğim, kendimi durduramıyorum. Bir de "My English is not very well hihi" dedikçe ben "No it's well Türkan" diyorlar, gaza geliyorum ben de. Çok fena İngilizce konuşur oldum, yolladığım gibi onları Toefl'a gireceğim desem de;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.5 ay iki Erasmus öğrencisiyle bir evde kalmış olduğum ve ertesi dönem mühteşem bir başarı sergileyerek İngilizceyi geçemediğim gerçeğini burada sizlerin huzurunda kendime hatırlatmak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yani dostlar sonuç olarak, ben şu anda birkaç ay öncesindeki gibi değilim, az buçuk özgüveni toparladım ve burada aslında hiç de yaşamak istemediğimin de farkındayım. Çaktırmıyorum o başka. Aslında ben giderim, ben az gaz versem giderim bavulumu alıp bu şehirden de, bu insanların da hepsini aklarım kafamda zaman içinde. Tertemiz ve yepyeni başlayınca çünkü her şeye herkes de temizleniverir berrak zihnimde biliyorum. Umudum olur yeni olunca bir şeyler, o zaman daha güzel olurum yine de;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine burada çok eşya birikti be. Ne yapacağım o eşyaları hiç bilmiyorum ki topuklu ayakkabılar filan. Of of, dardayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Mutlu haftasonlarınız olsun Yataş yataklarının güzide çocukları, mutluluklarınızın şişme olmaması temennisiyle şimdilik esen kalın. Gotta catch em all panpişler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-7572297524679764935?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/7572297524679764935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=7572297524679764935&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7572297524679764935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7572297524679764935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/09/incir-receli-sisme-yatak-hayatm-boyunca.html' title='İncir Reçeli, Şişme Yatak, Vapurlar Filan'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-VS7AgcgVeuA/TnR8DzkItkI/AAAAAAAABi8/gvBn4zIVPGk/s72-c/ked%25C3%25BC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-4279418485164850577</id><published>2011-08-12T11:02:00.000-07:00</published><updated>2011-08-12T11:02:24.746-07:00</updated><title type='text'>Araf</title><content type='html'>* Ve böyle iki yazı arasında hayatımda gerçekleşen çalkalanmaları takip edebilmek için önceki yazımı okumak zorunda kalmam... Anladım yahu ben cidden normal bir insan hayatı yaşayamayacağım, yani kestim umudu ya yatacağım, ya yıpranacağım ama ne olursa olsun ölümüne olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şöyle bir bakıyoruz tabloya, dear Ankara, valla sevmiyor bu şehir beni. Ben de onu sevmiyorum. Sevişmiyoruz yani. Hatta şöyle bir Ankara tarihime bakacak olursak ekseriyetle kişi, kurum ve kuruluşlarca bi şekilde kırıldığımı görüyoruz. Hayır düşünüyorum, Eskişehir desen orada da vardı tonla problem de, "Hadi kırsın, çekilir." kişileriydi, referansları sağlamdı! diyeceğim de buradakiler ne oluyor lan? Şaşkınlık içerisindeyim sevgili okuyucu nasıl olabilmiş bu kadar şey, nasıl devam etmekte hala ben ne çeşit bir gerizekalıyım ki kaldırabiliyorum hepsini. Hayır bu kadar toleransın; evrene, kendine, çevrene suyu nereden geliyor yahu bu çarkı ben nasıl döndürüyorum. İbretlik bir paylaşımım bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neler oldu hemen özet geçelim bu kocaman aralıkta... Efendim ilk işimden hunharca çıkarıldım, çıkarılma sebebim hassas ve kırılgan olmam olarak gösterildi ki detay vermeyeceğim, etik değil. (Benim hala etik düşünen kelebek beynim)Her ne ise şöyle diyaloglara gebe idi aslında, öhm;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sinek hanım çok hassas ve kırılgansınız. Sesiniz ince ve 45 kilosunuz. Yüksek seste anksiyeteniz baş gösteriyor ve huzur insanısınız. Kimseyi kırmamaya özen gösteriyorsunuz, bir bit edasıyla çalışıyorsunuz ama olmaz böyle. Keşke ölseniz çok miniksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Peki efenim öleyim ben zaten. Şu köşe iyi mi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken ben de üniversitemde çalışmaya başladım. Buradan da tepekonmazsam ama Ekim'de Prag'a, Polonya'ya filan gidecekmişim de yazdım ya buraya kesin patlar ha demedi demeyin. Bu da son günlerde duyduğum en olumlu şey idi yazma ihtiyacı duydum öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O değil de rahat olduğum ortamda çılgın İngilizce konuşabiliyormuşum, sadece konuşmam gereken insanlar Amerika Dış İşlerinden olmamalıymış onu da fark etmedim değil hani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu arada size küçük bir 'sır' (yohartık) Ben bir eski bakanı gecenin 11'inde madoyu arayacağım diye arayıp "Dondurmalar çıktı mı?" dedim, vay kız çılgınmış diyin diye yazmadım, demeyin de, kazmaymış az diyin siz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne ise, normal bi iş tempom var artık en azından, akşam 6'da filan çıkıyorum çok garip, aynı servislere binmem de çok garip, sonunda "Bir daha diplomanın aslını almaya gelirim ben buraya daha da gelmem." dediğim şen yuvaya kuyruğumu kısıp geri dönmüş olmam da garip... Bir sonraki aşamada hayat bana neyi yutturacak bekliyorum. Beklemiyorum ya, şaka yaptım. Dur dur sakin şampiyon!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse işte, refugee gibi gidici olduğum bir evde, sürekli gidecekmişim hissiyatıyla, gitsem de nereye gitsem belirsizliğiyle elimde ne kaldıysa tutunmaya çalışıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tam da ilk işimden bir buçuk ay sonra şu sebeplerden ötürü çıkarılmamla eş zamanda baş gösteren bir diğer olay ise şu oldu ki öncesinde sevgili ebeveynlere bir çift lafım var;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sevgili ebeveynlere açık mektuptur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili ebeveynler. Şimdi siz çok düşüncelisiniz, hassassınız. Cansınız ciğersiniz bunu da böyle bilin. Lakin bu sizin evladı üzmeyeyim politikanız nedir da? Genetik midir bu ataerkil midir nedir yani? Hayır siz hastalandığınızda, birine kötü bir şey olduğunda neden bir asır sonra haberimiz oluyor bizim. Edeb ya hu, etmeyin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım anladınız sevgili okuyucularım, hani babam hastaydı ama iyileşmişti şimdi çok iyiydi ya, külliyen aldatmışlar beni. Bir pazar sabahı giyinip iş için mesajım geldiğinde bugün izinlisin diye, dedim bi sürpriz yapayım afacanlara, atladım otobüse zaten Eskişehir Ankara'nın köyü ya, ben daimi göçebesi, gittim hemen evime. Babamın elini öpeyim diye yeltendiğimde gördüğüm bilekten dirseğe mosmor bir kol; beynimden vurulmuşa döndüm, hastaneye yatırmışlar tekrar, taburcu olmuş, taburcu olmasının ardından bi gün sonra bu sefer ambulansla kaldırmışlar babamı hastaneye. Karardım. İçim karardı çünkü, her şey olabilir ama onlara bir şey olmamalı. Onlar benim canım çünkü, olmamalı o yüzden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kandırılmıyorsam şimdi daha iyiymiş ama. Bir daha da kandırmazlar heralde çünkü gerekli tepkiyi verdiğimi düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Derken bunlar böyle birike birike her şeyi sorgular oldum, her şeyden şüphe eder, her şey bi başka yaralar oldu. Ama ilginç bir şekilde hep dem vurduğum şey olmadı bu sefer, yorulmadım aga, hırslandım. Ama rakip çok iddialı. Dünya 45 kiloluk Rockie Balboa görmedi, tribünler ayakta, son vuruşlardan da ustalıkla sıyırtan boksörümüz ve cidden deli, ya da bildiğiniz dayanıklı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle yani dostlarım. Bir de diğer bir takım meseleler var ki şöyle aksaklıkların baş gösterdiği dönemlerde de zaten o tarz aksak olmayacak işlere de insanlara da meyletmeniz beklenen bir şey olduğundan, hayatımızın her alanında ya sabır çekmekten başka bir çaremiz kalmıyor... Hayırlısı diyelim hayırlısı olsun. Çok dikkat edin kendinize, karşıdan karşıya geçmeden önce sağa sonra sola, bir de dönüp kendimize bakıyoruz. Olumlu düşünüyoruz, kozmosa oynuyoruz. Tutmayın küçük enişteyi soon... Görüşürük, öperim!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-4279418485164850577?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/4279418485164850577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=4279418485164850577&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4279418485164850577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4279418485164850577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/08/araf.html' title='Araf'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-8552186587856965605</id><published>2011-07-29T13:55:00.000-07:00</published><updated>2011-07-29T13:55:28.776-07:00</updated><title type='text'>Yine Yazı Bekleriz</title><content type='html'>*Hi! Nasılsınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tatminsizliğin açılımını yapalım bugün. İnsanoğlu pek bir değişken, gün geçmiyor ki öncelikler, eksikler, yeterler, yetmezler değişmesin. En fenası da "Bir gün olacak ve her şey çok farklı olacak."larınızın ertesinde gelişen oluşlar ve her şeyin farklı olmaması. Yani farklı olması ama yine de sizin beklediğiniz farklı'nın bu olmaması. Akabinde kendinizden kendinize gelen suçlama "Neyim eksik?" ve ardından açıklama "Tam'ların bu mu?" Hepsi de soru işaretli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çok değil bir ay öncesinde neyin şikayetini ediyorsam bugün hepsine sahibim. De bir şey yanlış gidiyor sanki yine öyle garip bir hissiyat mevcut anavatanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şehir problemim var öncelikle. Ben ne bileyim her şeyimle ayrılmıştım bu şehirden, sanki bir robot geri döndü gibi bir his. Zaten hisler garip şöyle bir düşünüyorum da, efendim'ler efendim değil, canım'lar canım değil, kime ne diyorsam pek nadiri haricinde onlar, onlar değil. Mütemadiyen kendine yabancılaşma takip ediyor tüm bu sıfat kullanımlarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Garipsiyorum kendimi belki, belki hala benden istenene ayak uydurmamın ağırlığını taşıyorum, ne bileyim üzerimde taşıdıklarıma, saçlarıma alışamıyorum farklı bir ben taşıyorum, dünde kalanımın üzerine geçirdiğim. Asıl ben'i ben seviyorum ama doğa sevmiyor. Evrenin sistematiğine mantık erdirmek en gücü velhasıl kelam, ne demeye sizi kendi haline bırakmaz da ona ayak uydurmaya zorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yani siz ne kadar direnirseniz direnin hayat sizi işlemeye devam etmesi için bir şekilde bir vidaya dönüştürüyor. Dönen çarka katkınız tek teselli payınız oluyor, çok da bi tarafınızda ya dönüşü. Her neyse, afiyet olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yani her şey oldu, istediğimin beklediğimin de ötesinde oldu. Yine de ciddi eksik bir şey var ben bunu bir düşüneyim bakalım altından kaç kara delik çıkacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse, en azından vesilemle yaz geldi başka zihinlere; ben mi, yedi bahar geçer ben yine yazı beklemeye devam ederim. Sabırlı insanım neticede, üst mercilerce de onaylandı bu extraordinary sabırlılık hali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Her sabah otobüste benimle muhabbet eden teyzelere gelsin sıradaki parçamız da, bi bırakın da iki müzik dinleyeyim yav zaten ölümüne çalışıyorum müzik dinleyebilmeye aç kalmışım. Etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle konuşuyorum ediyorum sonra yine vicdan yapıyorum bakınız annemi babamı özledim sanırım ya, evcimen insan olup gelmişim, tatilim yok gidip göreyim, bi kere ağlayayım mı, tamam sustum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İyiyim iyi. Şaka yapdım. Bugün ama başıma güneş geçmedi değil. Uykum da gelmedi değil. Siz tatil gününüze 11 civarlarında gözlerinizi açacakken ben karga foku yemeden kalkacağımdan, size sevgiler bana iyi geceler diler bitiririm bu postu ben. Bitirdim, siyup!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-8552186587856965605?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/8552186587856965605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=8552186587856965605&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/8552186587856965605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/8552186587856965605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/07/yine-yaz-bekleriz.html' title='Yine Yazı Bekleriz'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5791140295487370957</id><published>2011-07-23T17:48:00.000-07:00</published><updated>2011-07-23T17:48:12.901-07:00</updated><title type='text'>Hooray!</title><content type='html'>* Sevgili dostlarım, sizlere bu satırları yazarken (sanki şiir yazacak saksağan) yepyeni bir klavyeden, yepyeni bir hayattan harfler seçiyorum derken aşk mektubu yazmadığımı fark etmiş bulunmaktayım. Arz ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim şimdi derseniz ki iki aydır ne yapıyorsun sen, derim ki iki aydır yedide kalkıyorum ben. Ayrıca ciddi anlamda oturmuyorum. Aslına bakarsanız ciddi anlamda oturdum birkaç kere. Neyse, sustum. Özet geçiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Babam hastalandı. Enteresan refakat maceraları atlattım. Anlatayım hemen birini misal, böyle gergin bi gün. Acile girişimizi takiben babama yatacak kararı çıktığında zaten fazlasıyla bozulmuş sinirimle zırlıyorum, yukarı çıktık. Nikotin ihtiyacım var, gece bir. Aşağıdan yiyecek bir şeyler alma bahanesiyle çıktım, asansöre bindim. İndim neyse, koridorlar loş, koridorlar bomboş... Tepemde alengirli bir "çıkış" yazısı, beynimde sulanma belirtileri. Çıkış yazısının olduğu koridor boyunca esenlikle ilerlemekteyken kafamı kaldırdığımda sarsıldım zira yan kapım "erkek morg". Birkaç adım daha attım ki bu sefer daha büyük bir kapı, "Ana morg" Adımlarım sıklaştı, hızlandım. Derken yürüdüğüm koridor çıkmaz koridor... Gerisingeri morggillerin önünden richter ölçeğine göre 7.5 şiddetinde sarsılarak geçerken ise, yıprandım. Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bitmedi. Tam da doğru yolu bulmuş ardıma bakmaksızın seke seke giderken asansörün kapısı açıldı. Bir abla indi, allah sizi inandırsın böyle the nightmare before christmas'tan fırlamış gibi. Gözleri dikti bana "Sen" dedi, "Bu ileride ne var biliyor musun?" Morgların olduğu tarafı gösteriyor kafayla da... "Biliyorum abla" dedim. "Ben oradan çok korkuyorum." dedi böyle tısır tısır gülerek; dostlar, ardıma bakmadan bir kaçışım var ki... Çıktım dışarı, yıpranmış şekilde sesli ağladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O değil de o abla hakikaten ne ayaktı ya. Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Derken işte hayatımın ilk cesedini bu refakatçi günlerimde görmüş oldum, hastanedeki amcaları 24 yaşında olduğuma bi türlü ikna edemedim, seçim kritiği yaptık, dell inspiron'ım bozuldu,  hani ben sensiz yaşarım ama seninle daha güzel yaşarım dedim emektarın ardından. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçmiş olsun dileklerinizi duyar gibiyim. İyi babam şimdi iyi, eheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sonra da işte Ankara'ya mülakata geldim. Aradan birkaç gün geçti, ikinci mülakat. Derken haftasonu hazırlan gel, pazartesi işbaşı. Bugün de 22. günümdü. Şimdi malumunuz kamuya açık alan ama şu kadar söyleyeyim, biraz yoğun- tamam çok yoğun- ama pek güzel bir kuruluşun pek güzel bir bölümünde uzman yardımcısı oldum. Giysilerim değişti, hayata bakışım değişti, bi halta yarıyorum filan. İyiyim yani. Kafa değişmedi ama. Değişmez de. Arz ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ama insan yine de büyük konuşmayacak azizim. Yine böyle bir kuruluşta stajlarken derdim ki "Bu insanlar makine mi yea, böyle gece gündüz haftasonu filan çalışılır mı, hiç mi sosyal hayatı yok bunların" O üniversite öğrencisi gevşekliği lafları imiş. Tükürdüm, yaladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dedim ki "Ankara nasıl bi şehir yea, kupkuru filan İstanbul'da yaşayacağım ben." Akabinde turning back to başkent. Tükürdüm, yaladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sonra dedim ki "İnsan sevdiği işi yapmalı. Çizer olacağım ben." Bir sürü program öğrendim. Çizdim. Denedim de. Olmadı. Olsun ama en azından bir şeyler oldu ya. O da güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* En neticede Türkiye'de yaşadığımı az biraz hatırlatan olsaydı, belki de kendimi lama gibi hissetmezdim o dönemde. Niye kimse beni sarsmadı yahu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Özetle, pek çok şey oldu. Bir ay geçti halen şoku atlatabilmiş değilim. Şu an tek bildiğim şu cümleler bana ayrılan sadece uykuluk zaman diliminden çalınarak yazılıyor. Vay ağadaş diyeceğim, kız bildiğin çalışıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen sekizde işten çıktım. Hayır bi de yazı yazmayı filan da özledim, blog mlog almam lazım artık bi bilgisayar ama alacak vaktim yok. Neyse bir alışveriş merkezine girdim saat 20:30. Bilgisayar, vınn, giysi alışverişi, iki elektroniğin kurulumu, ayakkabı, çanta bilmem ne ve çıktığımda saat 22:02 idi. Böylece kadın milletinin alışverişte çok zaman kaybetmesi, beğenememesi vikvik muhabbetini de sonlandırmış oldum. Yapabilen varsa beri gelsin, ben yaptım oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Öyle yani. Kuyruğu tuttuk geldik Ankara'ya, umarım bu sefer çok daha güzel olur her şey ne diyeyim. İşim var, darısı olmayanların başına. En yakın zamanda görüşmek dileğiyle, arz ederim, eheh.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5791140295487370957?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5791140295487370957/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5791140295487370957&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5791140295487370957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5791140295487370957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/07/hooray.html' title='Hooray!'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-1557737920561509313</id><published>2011-05-28T13:06:00.001-07:00</published><updated>2011-05-28T13:23:36.647-07:00</updated><title type='text'>İbiş</title><content type='html'>* Çocuklar ve anlamsız tepkileri; beş yaşındaki (annesine sordum, teyit ettim sanırım ben dört yaşında da beş yaşında diyormuşum, beş yaşında henüz haziran'da altıya girecek, vurmayın) yeğenimle olağanüstü gelişmiş bir hala-yeğen ilişkimiz var; zira geldiğinde bilgisayarımı, makyaj malzemelerimi, boya takımlarımı, kitaplarımı, telefonumu (ki kendisi beni hayata bağlayan nacizane birkaç aktivite alanımdan biri olan crazy penguinlerimi hunharca silmiştir.) ve hatta canım ciğerim kurutulmuş çiçeklerimi bile önüne sermek suretiyle bu ilişkinin gelişmesinde yadsınamaz emeğim olmadı değil. Haliyle dayısını sevmemekle beraber beni kucağına yatırıp saçımı filan sevmekten geri kalmıyor çocuk. Evet, sözkonusu bir çocuk olunca ben de bu performansı kendimden beklemezdim ama seviyorum, yapacak bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse, çocuk milleti ile ilişki ne düzeyde olursa olsun fazla yüz göz olmaya gelmiyor yine de, dün küçük hanım balkonda oturacak diye bir saat başında bekledim, kahkahalarla bahçeyi inletti bu bir saat süresince, yine de eve adım attığımız gibi leşleşerek ortada hiçbir sebep yokken kolumu afili şekilde çimdiklemesiyle şu an kolum mosmor. Hatta bakıyorum daha da morarmış, selamı var buradan sizlere. Eşek sıpası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İbiş'e gelirsek, garip bir şey oldu iki gün önce. Geçen hafta yine annemin fütursuzca "Sokağa çıksana, hayat sokakta!" diye çıldırdığı günlerden birinde "Annem, yağmur yağacak başka gün çıkarız." uyarılarıma aldırmaksızın çıkmıştık. Zaten 45.7 kg'lık bendeniz sağlamca bir hava akımından etkilenecek bünyeye sahip olduğumdan, bir de yanısıra tescillenmiş şanssızlığımdan ötürü yağmur da değil, doluda kalmıştım. Doluyu yememi müteakiben pek sevdiğim Esnaf Sarayı zemin kattaki petshopların arasına daldık, muhabbet kuşlarını görünce kendimden geçtim fakat yine de zaten yakında gözümün üstündeki kaşla bile bir meselesi olacak babamla (Bkz: Mezun bireyin mezuniyet sonrası aile bireyleri ile ilişkileri) daha da bozulmama adına muhabbet kuşu aşkımı sineme çekip evime döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İki gün önce ise akşam on civarları kapı çalındı, yan komşumuz sağolsun beni çok sever, onlara gittikçe muhabbet kuşlarını mıncırmakta idim. Pek de sevimli kerata böyle ellerinizi çapraştırıp "pır" diyerek oynattığınızda o da kanatlarını çırpıyor tiki var, parmağa konuyor siz gagasını öpünce o da öpüyor sizi filan, şahane bir motivasyon gereci diyeceğim. Neyse, orta ikiye giden (orta iki mi kaldı, ah azizim bizim zamanımızda...)kızı var bir de, bazen ders çalışıyoruz, çok tatlı kız o da. Okullarında bir muhabbet kuşu yakalamışlar. Abisinin de muhabbet kuşu evde imiş, Yeşim ile Maviş, derken Yeşim (dişi olan) bu okuldan getirilen bahtsıza kur yapmaya başlamış ve Maviş'i ısırmış, Maviş de buncağıza saldırmış. (Gözünü seveyim hayvanlar aleminde bile bu kadar entrika dönerken bu derece sade bir hayat yaşamak insana koymuyor değil de ne yabacağın..) Neticede, akşamın onunda elinde bir kafesle kapıda duran komşumuz "Türkan, bak sana arkadaş getirdik!" diyerekten beni bir kuş sahibi etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kuş geldiğinde zaten savaştan çıkmış gibiydi,empati kurun; uzun mesafe uçamayan tropik bir kafes hayvanısınız, efendim bir çılgınlık etmişsiniz evinizden kaçmışsınız. Dışarıda pek çok hengame atlattıktan sonra sizden hacmen birkaç yüz kat büyük kimselerce yine tutulmuşsunuz, neyse bir eve getirilmişsiniz, evin dişi kuşu halinizi bilmeksizin size kur yapmış ve sırf bu sebepten erkek kuş tarafından tartaklanmışsınız. Bu hikaye kuşun adını Feriha koymam için kafi idi fakat erkek olduğundan Feriha koyamadım, İbiş koydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İbiş ilk gün çok ürkekti. Diğer kuş bizim leşin tekiydi rahmetli, salataya, çorbaya, sürahiye, abartıp ağzımızın içine bile girerdi. (Çok ciddiyim.) Tabi bunda yaş faktörü ile samimiyetin fokunu çıkarmaya yönelik hal hareketlerim sebep olmuş olabilir. Kurcalamıyorum, İbiş geldiği gün ölecek diye çok korktum. Elinizi azıcık kafese uzatsanız nereye kaçacağını bilmiyordu, dedim kesin öd kesesi patladı, bu hayvan sabaha çıkmaz. Çıkmaz dedim çıktı, ertesi gün öttü bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kafesi elime aldığım gibi sevinçle babamın yanına koştum, "Baba bak kuş!" demeye kalmadan "He bi o eksikti." dedi, elimde kafesimle boynumu büküp gözümü sulandırıp odama yol aldım. Ertesi sabahsa "how scandalous"tı, babam sabah kuşu "Şakir"(Eskisinin adı Şakir'di) diyerek sevmeye başlamış, hayvancağzın kafesinden marul, elma ve bilumum ne bulunduysa sarkıtılmış, yeğenim gelmiş ve bizler kahvaltıda hayvancağızın adı ne olsun'u tartışıyoruz; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne: "Şakir olsun işte. Baban da sabah Şakir dedi zaten."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben: "Şakir olmaz anne. Şakir'in anısına saygısızlık olur. İbiş olsun."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeğen: "Babağnii, maviş olsun muuu?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben: "İbiş!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş: "Cik."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben: "Bak İbiş'e karşılık verdi. İbiş olsun ibiş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne: "İbiş ne demek biliyor musun sen? İşte Osmanlı'da hadım edilen erkeklere öyle denirmiş olmasın ibiş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben: "Ne alaka ya, element uydurma bana."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeğen: "Babağni, o ne demek?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Conflict.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken, şu anda kuşa ben İbiş diyorum, annem kuş diyor babam da Şakir. Kimlik karmaşası yaşayacak kadar zeki görünmüyor, paniklemeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün elime aldım, bugün hem elime alıp hem de kısa süreliğine kafesinden çıkardım, eğer ki hesapta olmayan bir durum söz konusu olmazsa bir haftaya yılışık bir hayvana sahip olacağım. Renksiz dünyama bir "cik" renk geldi, ondandır bu öykü niteliğinde yazı. Hoşgelmiş İbiş efendi!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-1557737920561509313?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/1557737920561509313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=1557737920561509313&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1557737920561509313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1557737920561509313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/05/ibis.html' title='İbiş'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-3734316987818104507</id><published>2011-05-25T06:58:00.000-07:00</published><updated>2011-05-25T06:58:25.750-07:00</updated><title type='text'>-sız</title><content type='html'>* Bazen otobüste, tramvayda ve bilumum toplu taşıma araçlarında benden yaşça büyük kimselere yer vermeme amaçlı uyuyor numarası yapıyorum, hasta ya da hüzünlü ifade takınıp pencereden dışarı bakıyorum filan, sonra ama yine kalkıp yer veren ilk insan ben oluyorum. Ne de numaracı bi insan olduğumu böyle alenen yazayım, dursun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bol yağmurlu, şimşekli, yıldırımlı bir Eskişehir gününden selamlar olsun. İki gündür gayet hoş idi hava, zira dün babamla küçük bir cenk sonrası kpssye zorla başvurtuldum. Haliyle açık havayla temas etmem kelli birkaç bayılma tehlikesi atlattıktan sonra başvuru işlemimi başarıyla gerçekleştirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şaka maka bende bu aylar öncesine tekabül eden kahve bardağını üstüme bocalamalar, efendim dizlerimin kırılması aniden düşüp kalmalar filan birkaç seferdir dış dünya ile temaslarım esnasında meydana gelen baş dönmeleri sanırım artık medikal bir isme binecek. Beslenme ile ilgilidir diyen herkese buradan sevgilerimi yolluyorum zira her post mezun gibi ben de evde oturup bütün gün yiyip içmekten başka bir şey yapmıyorum. Az kilo bile aldım sayılabilir, vallahi. Yine de gelin görün ki bu baş dönmelerini durduramıyoruz efenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse, geçen kpss'ye başvurmadan önceki akşam babam tarihini sorunca bocalayaraktan "Temmuz'da" dedim. Gelip internetten ayrıntılarını inceledikten sonra ise kadere, hayat zorluğuna, kpss merkezlerinden alınması gereken randevuya son iki gün kalmış olması sebebiyle lanet ede ede bir ağlama sürecine girdim. "Ne diycem ben babama şimdi ya" diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Derken, telefonla randevu almam gereken okula ulaşamayınca gittim, "Ne randevusu bayan ekeh ekeh gidin dekontu alın gelin sizden başka kimse yok zaten" diyen güvenlik abi, yarım saat içinde işi halletmem ve ösym görevlisinin tobb diyince okul kısmına top yazması, ardından "Yok p değil iki b" şeklinde düzeltmemle beraber (regretfully based on a true story) Eskişehir'de yaşadığımı yine yeni yeniden anladım. Olur, olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dönerken en hazin tramvay maceralarımdan birini atlattım. Kağıt kalınlığından hallice bir insanım desem zaten kapladığım hacmi az buçuk tahayyül edebilirsiniz, bir teyze bu incecik narin ve cılız bünyeye yapmadığını bırakmadı mı ama, evet. Bir yelken misalı çift taraflı beni arkadan kaplayıp dokunma suretiyle bana tarihimdeki en korkunç zaman dilimlerimden birini yaşattı. Çareyi o hengamede çantamdan Eyüp Sabri Tuncer'imi çıkarmakta buldum desem sanırım durum daha açıklayıcı olacaktır. Sonra da başım döndü tabi ki yine. Ah anlamıyorlar azizim, "Karıştırmayın beni topluma" desem de kimsecikler anlamıyor beni ünlem bir bir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Herkesi ne çok özledim. Böyle havalarda oda arkadaşlarımla bahçeye çıkar çekirdek çitler, kola içer ve muhabbet eder gülerdik. Çok özledim. Okulda bahçede otururken yağmur bastırırdı da çaylarımızı alır kapının oraya sığınır sigaramızı içerdik. Onu da özledim. Ozan'lara gider balkonda yemek yer, çay içer, gülerdik. Ne güzeldik. Böyle zamanlar artık pek görüşemesek de konuşamasak da belirleyici aslında, kim ne kadar samimiyetle sizde yer edebilmiş görüyorsunuz. Aklınıza gelenlerden bahsederken yüzünüzü hem gülümsetip hem de gözünüzü doldurmayı başarabilenler, onlar işte eleğin üstünde yer alanlar oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kızgınlıkla alınmış fevri kararlar, bu kararları alırken çok dikkatli olmak lazım sanırım. En son böyle bir karar alıp hayatımı tekdüzeleştireli neredeyse bir sene oluyor; bir sene bir zamanın ciddi, şimdinin ise sıfır kızgınlıklarını unutup pek çok şeyi aklayabilmek için yeterli bir zaman dilimi. Evet, kendim dışında kimseye herhangi bir kızgınlığım, kırgınlığım kalmadı. Üstelik pek çok yanlışın ardında yine kendimi buldum, bundan bir derece arınmak için de yeterince zamanım oldu. Evime döndüm mesela, annemi babamı, annem babamdan ziyade onların varlığını hatırladım. Hatta unuttuğum çok fazla güzel şeyi tekrar hatırlama suretiyle büyüyüp daha bir olgunlaştığımı hissetmekteyim. Yine de nereye gidip neye başlarsanız işte bir sonraki gidişte orada ne kurduysanız terk etme durumunda kalıyorsunuz. En alışmak istemediğiniz yerlere, şeylere bile alışıyorsunuz da farkında bile olmuyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de güveni had safhada hissettiğiniz yerlerde geçmiş zaman zorluklarımız, ne kadar o zamanları hafızanızdan kesip çıkardığınızı düşünseniz de, dış dünyada yine şansınızı zorlamak isteğinizde dejavu gibi ortaya çıkıyor ve yine bir sürü muhasebeye girişiyorsunuz, yine "değer mi?" soruları ve yakanıza yapışan bir ton soru işareti çekiştirmeye başlıyor sizi. Güvenin garip, uyuşturucu bir etkisi var insan üzerinde. Her şeye rağmen nereden giderseniz gidin, sizde kalanları özlüyorsunuz. Çok hem de. Sizin kaldıklarınızda özlendiğinizi bilerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle yani... Bundan bir sene öncesi deselerdi ki bana her gününü neredeyse beraber geçirdiğin insanları, geçtiğin yolları, orada içtiğin kahveyi öyle özleyeceksin, o taş duvar şehrin her bir ayrıntısı burnunda tütecek, her sonraki gidişinde artık yanlarına o insanların yabancılaştığını, misafirleştiğini göreceksin ve buna için burkulacak, özgüven eşliğinde alay ederek gülümseyebilirdim. Ama hiç de öyle değilmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlemek çok garip, iç burkan bir sözcük. Bense çok özledim, bugün bulacaklarımı değil de üstelik dünde ne bıraktıysam onları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle zamanlar her ne kadar şikayeti fazla olsa da aslında yaşanması gereken zamanlar. Mesela özlediğinizin İstanbul'da cebinizde para dolu bir gecede sarhoşluğun dibine vurmuş, hiçbir şeyin önemli olmadığı bir an değil de gözü kapalı güvendiğiniz insanlarla içtiğiniz bir bardak çayın olduğunu görüyorsunuz. Maddi herhangi bir şeyin sadece göz sınırları dahilinde olduğunu ve ihtiyacınızın göz sınırından ibaret olmadığını, hatta ihtiyacınızın bu bile olmadığını görüyorsunuz. Keşke dostlarımın yanında olsam diyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hastalandığımda cebindeki son parasıyla balla zancefil alıp gelen, bir hatamdan bahsettiğimde bunu onaylamayıp yerin dibine sokan ama yanımda olduğunu bildiğim, yemeğimi henüz bitirmemişken yanıma oturup "sen ye sonra çıkarım sigara içmeye" diyen, güzel zamanlarda değil de böyle zamanlarımda aklıma gelenler. En gerçek sizi özledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu da böyle bir yağmurlu Eskişehir yazısı olsun. Sevgiyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-3734316987818104507?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/3734316987818104507/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=3734316987818104507&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3734316987818104507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3734316987818104507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/05/sz.html' title='-sız'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-4398478783086672801</id><published>2011-05-17T06:48:00.000-07:00</published><updated>2011-05-17T06:48:43.163-07:00</updated><title type='text'>Yihaa!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dQmy7R33WCM/TdJ8jiz4CLI/AAAAAAAABic/yqS2UKNDEC0/s1600/of.PNG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="235" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-dQmy7R33WCM/TdJ8jiz4CLI/AAAAAAAABic/yqS2UKNDEC0/s320/of.PNG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;* Grip öldürmez, süründürür. Snıf.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-4398478783086672801?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/4398478783086672801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=4398478783086672801&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4398478783086672801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4398478783086672801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/05/yihaa.html' title='Yihaa!'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-dQmy7R33WCM/TdJ8jiz4CLI/AAAAAAAABic/yqS2UKNDEC0/s72-c/of.PNG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5224083653240355421</id><published>2011-05-08T12:37:00.000-07:00</published><updated>2011-05-08T13:24:23.818-07:00</updated><title type='text'>Lasagna</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Bk8WS1ZONck/TcbgSrmeZaI/AAAAAAAABiU/lzlYnA-YDNw/s1600/kafa%2Bgecince%2Bdiger%2Btaraf%2Bda%2Bgecer.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="207" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-Bk8WS1ZONck/TcbgSrmeZaI/AAAAAAAABiU/lzlYnA-YDNw/s320/kafa%2Bgecince%2Bdiger%2Btaraf%2Bda%2Bgecer.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Misler gibi vektörel vektörel. İyisiniz mi? Bugün sabah canım az bi sıkıldı desem de sıkılmadı aslında, abc finanz'a değil de kendi keyfime çizmek istedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi şu şey olayı, hani derler ya bi yerden kafa geçince vücudun diğer tarafı da geçer. Bu nasıl bi şeydir hani olayı nedir diye sorgulamaktayım için için. Bu güzide günde  (Tüm annelerimizin ve potansiyel anne adaylarımızın anneler günü kutlu olsun bu arada)annemle uzun uzun tartıştık, ettik, sonuçlandıramadık. Var mı tecrübe eden? Varsa bi deneyimlerinizi paylaşın lütfen şahsım adına kalçaya kadar geçiriyor, kalçada tıkanıyorum. Sağ yapıyorum, sol yapıyorum, ı ıh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çizim de duygularımın dışavurumudur efenim. Burç itibariyle kırılıyorum hassasım böyle ottan bottan şeylere duygulanıyorum bilin misiniz... Duygularımla oynanmış gibi hissediyor gözyaşları içerisinde illustrator'ı açıyorum. Tahmin edemezsiniz duygusal geçişlerimi. :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Holy google, google'a karşı aşırı derecede bir sempati beslemekteyim. Çok şükela bir motor bence. Geçen büyüteçli doodle yaptı ya; yarebbim o nasıl güzel, nasıl insanı böyle merak filan ettiriyor olaylara. Dünya fuarı gerçi de bilgi bilgidir, hoştur iyidir. De bugün beni benden aldı google. Hassaslaştım, illustrator'ımı açarken küçük yeğenim ve ebeveynleri geldiler. Zor topladım kendimi de yanlarına çıkabildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneler günü ve mezar taşı- mermer bağlantısı. Kitlendim böyle ekrana, ağlayayazdım. Dünya fani ölüm ani de, sen şimdi o dana kadar mermeri küçük eflatun çiçekle sempatikleştirememişsin bence google. Şimdi şu hoş günde ölüm temalı şiir yazsam olur mu? Olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de doodle'ı hazırlayan arkadaşın bu konuda belki tatsız deneyimleri vardır, o yüzden çenemi kapamayı caiz gördüm. Son durak tabii, unutmamak unutturmamak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle anneler günü ya, küçük beş yaşındaki yeğenime (Bu yeğen de kendimizi bildik bileli beş yaşında büyümedi gitti hay bin kunduz) "Annene ne aldın bitanem?" dedim. "Almadım bişö" diyince eshefle kınayarak direkt bahçeye çıkardım, yarım saat boyunca çiçek topladık, böyle rengarenk ama nasıl güzeller. Mis gibi kokuyorlar efenim ben sımsıkı tutmuşum bunları elimde, site içi komşularımız gördü "Ay ay ne güzelmiş o çiçekler ver bakiyim birazını bize!" dediler küçük yeğenime, o da "Hoyor anneme topladım" dedi. Eve döndük suya koyduk, parlak çıtırtılı kaplık bulduk kurdeleden gül filan yaptık sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam annesi almaya gelmeden hazırladık, biraz çiçekler süzülmüş olsa da yine çok güzel görünmekteydiler. Annesine sevinç içinde verdi ki ufaklık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efenim zaten beş saattir suda duran çiçeklerin arasından çıkmaz o örümcek "o an!"ı bulur. Böyle yenge mutlu, bizler de mutluluğunu paylaşmaktayız, paşam çıkmış ağını atmış çiçeğin birine, zemine doğru bir süzülmekte aheste aheste...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eheh yenge o da girmiş ya bukete izansız. Eheh. (Mahçup eheh)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse tutmaya çalışırken annem acilen tehlikeyi sezdi ve çiçeklerin arasına girdi geri, gözden kayboldu. Yengem ve yeğenim, yarım saatimizi verip topladığımız bir buket kır çiçeği ve örümcekleriyle beraber evlerine doğru yola koyuldular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ve benim psikolojik durumum mu? Tabii yarım saat boyunca o çiçekleri elimde gezdirdiğimi ve sadece bir basit karınca hayvanını anımsattığı için çay tanelerine bile dokunamadığımı (sizlerin patlıcan diyince gözlerinizin büyümesi, efenim şeftali yerine nektarin tercihiniz ya da duvara tırnak sürtme sesinden irrite oluşunuz gibi bi' şey) düşünürsek, yaklaşık yarım saat öncesine kadar periyodik aralıklarla titredim, ama şimdi geçti iyiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzak olun kardiş benden ya. Çok rica ediyorum, tüm kitinliler eklem bacaklılar ve benzerleri. Iyk size.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolojimin derinlerine indiğimizde anneciğimle şunu gördük ki küçükken bir karıncayla bir meselemiz buna etken olmuş olabilir, zira ben beni hatırlamayacak kadar bebeykene bir gün, bir karınca tarafından yenmeye çalışılmışım! Evet sevgili dostlarım, bugüne gelene değin pek çok badire atlattım derken tam olarak da bunlardan bahsetmekteyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yeni ayaklanmaya başlamışım, böyle duvarlardan filan tutunup yürümeye çalışıyormuşum o zamanlar. Yıl 1989 filan. Neyse, efenim bir gün avazım çıktığı kadar bağırmakta, ağlamakta imişim annem sesime yetmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir karınca" diyor "yapışmış ayak küçük serçe parmağına (hafızasına kurban), nasıl ağlıyorsun. Tuttum çektim hayvan nasıl bir yapıştıysa çekiyorum çekiyorum çıkmıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün bu gündür işte ayak küçük serçe parmağımda bir karıncayla yaşarım. Çıkmadı naled. Yok be çıkarmış annem şaka yapdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heh neyse, ama şimdi hani Peter Parker'ı örümcek ısırıyordu da süper güçler geçiyordu ya buna, onun gibi bana da karınca ısırınca süper güçler geçmiş. O gün yürümeye başlamışım. Çok çalışkan oldum sonra ben. Lisede filan 100 alan çocuk ben olmayınca pis hırslanırdım. Ha fokuna mı yaradı derseniz, üniversitede geçti karıncanın etkisi. Leş bi insan oldum, hep kantinde çay içtim sigara içtim. En neticede hiçbiri bi halta yaramadı, şimdi de işsizim işte. Çalışkan olmayan bir ev kızıyım, kırdım dizimi oturuyorum çok şükür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceğim bu tarz olaylar sebebiyle efenim çaya dokunamam. Zannetmeyin ki işten kaçıyorum. Bambaşka bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra babam "Ankara'ya git" diyor bana, benim de aslında niyetim yok değildi ve fakat şöyle bir düşündüm, buradaki huzurumu oradaki tatsızlıkları düşündüm, düşündüm, düüü şündüm dü şün düm... Ve en neticede hiç de dönmeyi istemediğime karar verdim. Hani eş dost eşraf oradalar iyi ki varlar fakat sanki başka bir yer böyle mis gibi olur da Ankara... Ne bilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuti Eskişehir semalarından bildirdi, esen kalınız şimdilik efenim o vakit!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5224083653240355421?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://fizy.com/#s/17ymom' title='Lasagna'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5224083653240355421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5224083653240355421&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5224083653240355421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5224083653240355421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/05/lasagna.html' title='Lasagna'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Bk8WS1ZONck/TcbgSrmeZaI/AAAAAAAABiU/lzlYnA-YDNw/s72-c/kafa%2Bgecince%2Bdiger%2Btaraf%2Bda%2Bgecer.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-7707996615129165813</id><published>2011-05-04T05:24:00.000-07:00</published><updated>2011-05-04T05:24:27.071-07:00</updated><title type='text'>Dalinle Yıkanan Civcivler Görür</title><content type='html'>* mü bilmiyorum açıkçası ama ben dün yıldızlar ve dans eden mor halkalar gördüm. Evet dostum ilginç bi gün geçirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Üç gündür rüyalarımı bile taciz etmekte olan bisiklete binme isteğim dünkü rüyadan sonra iyicene depreşti efenim, sabah kalkar kalkmaz böyle bi "gadanallah sürecem bugün kaçarı yok." diye kendini açığa vurdu, bisiklet bulabilmek için bir seferberizasyon süreci geçirdim. Ayrıca bir background oluşturması açısından ben sekiz senedir bisiklete binmedim, dokuz aydır da yürüme dışında iddialı bir eylem gerçekleştirmedim. Şimdi bundan sonra a) mevsim geçişi dönemleri meşhuur bayılmalarım ve yıldızlar b) bisiklet. Which one do you prefer, ne yazayım? Bayılmalarım hakkında yazacağım, bisiklet maceralarımı sonra yazarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bisiklet tedarikini gerçekleştirdikten sonra küçük kafama sokmam gereken bi şey, önemli bir şey, olduğunu anladım bugün; "Bak saksağan" dedim. "Senin yaşın geçkince..." "Ağaçtan ağaca atlayan, bisiklet üzerinde şebeklik yapan o veledi şahane değilsin artık. Sen 24 -yazıyla yirmi dört!- yaşın insanısın ya. Neyine senin bisiklet yokuş çıkmak bilmem ne..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İki bisiklet bulamadık kuzenle, zaten yedi ceddimi alarma geçirmişim herkes "Bisikleti geldi kızın" diye sülalece seferber olmuş, aldım neyse kuzenin bisikleti. Anacım bi şekiller, bi süzülmeler, hızlanmalar filan, dersin dopinglenmiş Süreyya Ayhan 800m'de koşacak. Başlarda iyiydi, hoştu, kuğular gibi süzülmekteydim hoş bahar meltemleri eşliğinde, gelin görün ki o yokuş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İki üç basıyorum pedala, neyse bi nefes kesiliyor filan kaldırıma ayağımı dayayıp soluklanıyorum, yine tekrar ediyor bu durum, güç bela kendimi kuzenimin beni beklediği parka attım, can havli ile bir banka ulaşabildim. Bundan sonrasını kuzenim aktarıyor bana, zira ben kulağımdaki çınlamalar, gözlerimin önünde dönen ışınsal halkalar eşliğinde "Gidiciyim" diye düşünmekte idim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Anlatayım hatta o anları; böyle zaten nerenizden nefes alıp verdiğinizi tam olarak bilemiyorsunuz, canınız çıktı çıkacak, kalp atışı deseniz bir enteresan. Hem üşüyor hem de terliyorsunuz. Bilinç açık, buna dair vücutta bir tepkime yok. Bi "d" ve "l" harfleri geldi aklıma, niye bilmiyorum, sonra dedim "Ne olur ne olmaz ben bi kelimei şahadet getireyim bari." Akabinde ölmedik işte. Hayır zaten dandik bi insan olduğumdan muhtemelen ölüm nedenim böyle dandik bi şey olacaktır. "Kızınız neden öldü?" "Bisikletle yokuş çıktı da..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* "Abla" diyor "Dudakların filan mosmor oldu. Panik yaptım bayılma diye bağırdım." "He canım" dedim, "Ben de öyle aktivite olsun diye zaten zaman zaman..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse bankta bi süre can çekişmenin akabinde uyandım, ahali zaten başımda toplanmış olduğundan "Taam sakinleşin gençler" diyerek olanca yavşaklığımla dışarısına adım attığım anda ne halt yiyeceğimi bilemediğim (örnekteki gibi) ev semalarıma süzüldüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sonraki muhabbeti duymayın zaten, az da renk geldi ya... "Azizim biz çok el bebek gül bebek yetiştirildik. Üflese biri esaslıca, şifa kapıyoruz. Eski topraklar öyle mi ya? Bak bilmem kimin dedesi seksen beş yaşındaymış, adam evde durmazmış. Zaten bağ bahçe..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Oy gençliğim" demiyorum muyum için için bu muhabbetin bir tarafı olarak; yes of course sir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle, eskisi kadar genç değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bayılma tarihimin en köklerine indiğimde, te ilkokuldayken bi kampa gitmiştim ben. İlk bayılmam oradadır mesela. Yok ondan önce de hamamda sıcaktan bayılmıştım. Bi de hepsinden önce yanımda kim varsa "x ben bayılıyorum" diyip haber veriyor, sonra küttadanak gidiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kamptayken işte -anlatmış mıydım ben bunu ya, neyse- İstiklal Marşı okuyacağız bi sabah. Böyle mimimal bünyeler sıraya dizilmiş, sıranın içindeyim ben de. Sonra başladım flashlanmaya yine. Gittim "x abla ben bayılacağım." dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bak hiç unutmam, dedi ki bana "İstiklal Marşı bitsin sonra" Ben de cidden sorunsuz bi sabiyim hani "Olur" dedim. Geçtim geri sıraya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra İstiklal Marşı'nın ortalarına değin dayanabilmişim tabi, hazır ol şeklinde boyut geçişini gerçekleştirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimi yarı araladığımda Tarkan Abi vardı. Tarkan gibi de dans ederdi. Pek severdik. O almış kucağına fıttır fıttır revire koşturuyor beni. Bi de bi çocuk vardı. Duygusal çocuk ilgisi vardı bana karşı. O da terliğim düşmüş peşimden koşturuyor. Dersiniz Pamuk Prenses. Terlik de Ninja Turtles terliğiydi ha, ehaha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse tek gözümün yarısı açık karşılaştığım bu tabloya daha fazla dayanamayarak gözlerimi yine kapadım. Revirde de az bi baygın numarası yaptım, sonra da yalancıktan ayıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi böyle bi süre ilgi hep üstünüzde, "Bayılan kız bu muymuş!" "He he oymuş" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bakın çohassasım bayılırım ha! Öyle demeyin bana!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tamam özür dileriz..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar böyle bir diyalog geçmediyse de aramızda bi süre adımın bayılan kız olarak kaldığı bir gerçektir. Yapacak bir şey yok efenim, astrale meyilliyim ben hep ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kesin insan ölürken de öyle oluyodur ha. Bildiğiniz idmanlı gideceğim gibi. Kısfmet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet efenim, yirmi otuz yaş arasına sıkışıp kalmış henüz bulunduğu durumun idrakına varamamış bünyelere sesleniyorum buradan; siz siz olun kırın dizinizi oturun. Bu güzelim bahar günleri su kaçırmasın aklınıza. Sonra ayılmalar bayılmalar, hoş olmuyor. Sevgiyle!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-7707996615129165813?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/7707996615129165813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=7707996615129165813&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7707996615129165813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7707996615129165813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/05/dalinle-ykanan-civcivler-gorur.html' title='Dalinle Yıkanan Civcivler Görür'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-1496507324956770743</id><published>2011-04-30T11:16:00.000-07:00</published><updated>2011-04-30T11:16:06.667-07:00</updated><title type='text'>Kuti's Greatest Hits</title><content type='html'>* Sevgili blog yazarları ve kendini blog yazarı hissedenler! Bahar geldi kuş börtü böcek karıncalar filan, bildiniz mi? Kuş haricinde topuna kılım. Düşüncesi bile kaşındırıyor haşere milletinin. Not düşelim buraya karıncalar hakkında apayrıntılı bir yazı yazalım ilerleyen günlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Facebook hesabım bir yazı yazıp üstüne bunu beğenen, altına da açıklama yapan arkadaşı görünce kendini dondurdu. Can Yücel ve Küçük İskender "rumuzlu" paylaşımlara değinmiyor bakın hiç. Sanal alem hepimizi şebeğe çevirdi ya hu! Bi süre sonra belki kendini açar. Belki de açmaz. Bilmem o kadarını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hep de böyle sanal sanal şeylerden bahsetmeyesim var aslında da sanal hayat yaşayınca insan öyle oluyor böyle oluyor. Naparsın kardiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yine de hani devrimler, örgütlenmeler fişmekan sosyal paylaşım ağlarının çok etkin gücünü her ne kadar kabullenmek istemesem de kabul etme durumunda kalıyorum bir şekilde. Facebookta grubu olmuş ya şimdi bu blogun, hani sonra feci feci arttı benim takipçilerim filan, oradan şey ettim. Mn ben konuşmayı unutuyorum sanırım?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ben bu bloga yazmaya başladığımda hep dutluktu buralar. Öyle çok çok herkesin blogu neyim yoktu. Zaten ben de stajda msn filan yasaktı, canım sıkıldığına açmış idim kendisini. Başlarda iyiydi mesela böyle kendi kendime konuşurmuş gibi yazıp dururdum, hani buranın böyle kamuya açık bir alan olduğunu göz ardı ederek. Tabii bu algının getirisi olarak da patavatsızlık diz boyuydu, kendimi oldukça "free" hissederdim. Sonra böyle tanıdıklardan filan yanıma gelmeye başladılar, "Blogunu okuyorum şunu şunu yazmışsın çok güldüm, alındım..." filan diye. Sonra free olamamaya başladım. Temizleyebildiğim kadarıyla her türlü alandan blogun ismini yok ettim. Bu da böyle bir anımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya şimdi şöyle de bir şey var, aslında hani izleyiciler filan böyle günde bir iki pıt pıt artıyor ne bileyim gösterge 4 5 kişi filan gösteriyor ara ara, gaza da gelmiyorum değil ha. Eheh. Yine de facebooktaki grupta benim geçmiş yazılarımdan birinden bir madde paylaşılmış, onu da dokuz kişi beğenmiş (bu beğenmeye de kılım belirtmeden geçemeyeceğim) bunların birisi de yabancı biri ama. Taş gibi böyle. Sahte çakal kız profili zahir. Ama buradaki çakal, çakal anlamında değil bak. Hani dersin ya böyle "seni gidi seni afacan eheh" manasında. Tamam ya bi kızmayın bi sakin... Bağani naparsanız yapın demedim bi şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İşsiz güçsüz olunca insanı şeytan türtüşler ve insan, gereksiz aktivitelerde bulunmak konusunda zaptolmaz hal alır ya, tahmin ettiğiniz gibi on aya yaklaşan mezuniyet sonrası işsizlik sürecim dolayısıyla kendimi ben de bundan alıkoyamıyorum haliyle. Bakınız son yazılarımda dikkat ettiyseniz işsizlik konusunda dem vurmuyorum; neden, çünkü bıraktım ben bu işleri. Evde nirvanaya ermeye karar verdim. Mor mesela çok sevdiğim bir renkti, çok demeyelim sevdiğim bir renkti, artık kariyer.net sonrası hiç sevmediğim bi renk oldu. Bu A Clockwork Orange'da Alex vardı ya, hani işkenceler sonrasında şiddet ortamında midesi kalkıyordu filan. Aynı hesap benim de. Mor gördüm müydü midem kalkıyor, öğürmeye başlıyorum, kapatıyorum alelacele sayfayı. Bu da kariyer.net moru ile ilgili bir anımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle genellikle duygusal konularda (Türk gencinin içinden duygusal denince gelen garip sözcük kısıtlama isteği) ortaya bir şeyler koyaraktan neslimizi can damarından avlayan kimseler vardır, kötü manada değil ama. Ne bileyim bir Mehmet Coşkundeniz (Aşk Doktoru) efenim birer Cezmi Ersöz saklarız puslu günlerimiz için bizden içeri. Mentalite hani "Benim gibi hisseden insanlar da var dünyada ya." şeklinde belki dönemsel sancılanmalarımızı hafifletmek vs vs. Bilemeyeceğim. Keza uzun zamandır bu tarz konulardan uzak "one problem less" yaşamakla beraber... Yav benim bir konuya girebilmem için neden kırk takla atmam gerekir ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceğim, böyle ıssız bir günümde ekşide bir yazı yazmış idim "İstanbul vs. Ankara" başlığına. İşsiz güçsüzüm ya bu aralar bi de, malum Türk kızı araştırır, google'a bi "istanbul, hayatın kadınıdır." yazacak oldum. Bi blogda var mesela yazım, altına süper betimlemeler yazmış biri, yazıyı kopipeystleyen de "artık yazılarını sanala geçirmeye karar verdiğinden" bahsetmiş. Teşekkür bile etmiş. Sonra hocam.com'da var. Efenim itüsözlükte var... Ama hepsi de "edeb ya hu" paylaşımı. Lan ben belki Cezmi Ersözleşebilmek için beyin kasırgası gerçekleştirdim orada? Belki ben çok düz bir insanım da ortaya koyabildiğim maksimum şey oydu? Belki domalan mantarı gibi yedi senede bi kez ürün verebiliyorum?! Niçün böyle yapıyorsunuz?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bakın çok fena ifşa ediyorum kendimi, ben ekşi sözlüğün "theirgreatmasquerader" (evet ben de bu niki neden aldığım konusunda düşünceliyim)ıyım ve de İstanbul vs Ankara yazısı o zibilyon yerde paylaşılıp herkesin şahsına teşekkürler ettiği, o yazı benim lan ben yazdım onu! Ağlarım bak beni yok sayıp durma. Cezmi Kalorifer tadında paylaşımların insanı seni. Afacan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse, düğünler. Şimdi arkadaşım ben, mezun olalıberi ev kızıyım. Ama 4*4 ev kızıyım. Evden çıkmıyorum. Valla. Asosyalim. Şimdi bahar/yaz sezonuna girişimizle beraber sünnet olanlar, yuva kuranlar ve bunların seremonileri... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etmeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaş altı bilemedin yedi. Annem yine "Gel yapma bu sefer çocuğum kalk efendi gibi gel" diyor. Ağlıyorum, gitmeyeceğim diye kıyameti koparıyorum. Teyzemin kızı geliyor, kırk takla "Ne yapsak susup geleceksin?" Diyorum "Saçımı kabartın." O zaman da lacivert fokuz işte. İki saat aynanın karşısında zaten doğaldan da yeterince kabarık saçlarımı iyicene tülertiyoruz. Gidiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"E hani saçlarını kabarttık o kadar. Gül bari birazcık hadi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gülmücem"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğünü zehrettim. Ve ben, yaşım 24 olmasına rağmen (!) bulunduğum hemen her düğünü çevremdekilere zehrederim. Huyum kurusun. Nereden geldi bu aklıma, akşam sularında benzer konuda yaklaşık iki saat mücadele verip zafer kazandım da o bakımdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılbaşı ağacı gibi yetişkin/çocuk bireyi ortaya dikip gelir-gider çeteresi yapmanın mantığını o yaşta da çözemedim, hala da çözemem. Masada oturup "Kim ne giymiş ne demiş?" kritiği yapan kimseleri de aynı şekilde. Çevrede koşuşturan ve nereye çarpacağını bilmeyen, "mevsim sonu sineği" tabirinin ayaklı hali sübyan populasyonu ayrı bir nokta. Gelenek güzel hoş derseniz bir şey demem ama. Ben saçma buluyor ve bunu da buraya yazıyorum, dursun köşede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben çizim yapayım çok da konuşmayayım diğ mi?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine duramayarak gitmeden bir iki "bişi" diyeceğim öyle gideceğim madem. Bu hani geçmiş yazılardan hatırlarsınız, pek bir hırslanmış kızmış idim zira, biri de abimle anılarıma sahip çıkmıştı. Olm, böyle hani (göreceli diyelim) hoş bi şeyler yazma derdindesiniz de çıkmıyor mu? Üç senedir iki bloguma da harıl harıl yazmaktayım, bir o kadar ekşi sözlükte başucu eseri niteliğinde yazım var, kuzum. Uğraşmadan olmuyor demek. Arakçılık yaparak da olmaz o iş. Bir iki yap hadi,sonra süper mi hissettin kendini? Tatmin mi oldun? Şimdi derseniz ki "yazma madem sen de" cami avlusuna yazıp bırakmıyoruz bi yerde di mi, ismi cismi belli bunu yapanın. Ayboluyor neticede. Sustum yea.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu da günün gereksiz bilgisi; &lt;a href="http://www.isimarsivi.com/isim/6471-Tongu%C3%A7.html"&gt;Tonguç&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlar; canınızı sıkmayın hiçbir şeye, dünya fani ölüm ani, vatan bize ortam size emanet. Hepinizi gözlerinizden öper ardınızdan bir tas su dökerim. Selametle kalın, rüyanıza Justin Bieber kaçsın, yihaa!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-1496507324956770743?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/1496507324956770743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=1496507324956770743&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1496507324956770743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1496507324956770743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/04/kutis-greatest-hits.html' title='Kuti&apos;s Greatest Hits'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-3556857488228933389</id><published>2011-04-23T15:28:00.000-07:00</published><updated>2011-04-23T15:28:45.228-07:00</updated><title type='text'>Neler Dönmüş Burada?!</title><content type='html'>* Hi sir/madam :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yahu böyle son zamanlarda malumunuz macör depresifim filan, hani akşam yemeklerinden sonra bir ölçek göz atıyorum bloga bazı bazı, dün bir bugün iki izleyicide bir yığılma söz konusu olmuş. Hoş gelmişsiniz, ama depresifim az yazıyorum şu sıralar. Belirtmeden geçemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tabii bu yığılmanın kaynağını araştırmadım sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz gençler; google istatistiklerim kaynak site olarak birinci sırada facebook'u gösterdiğinden google'a "mevsim sonu sinegi facebook" yazdığımda gördüm ki facebookta biri "mevsim sonu sineği efendim" topluluğu kurmuş! İçimden geçmedi değil hani üye olayım ben de beğeneyim kendi kendimi diye, hatta "aşşırı derecede" bir istek duydum ama yaptım mı, hayır. Neden, çünkü olmaz öyle. Ayıb olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu arada topluluğu kuran kimse konusunda da "aşşırı derecede" bir merak duymaktayım. Acaba kimdir kimdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yaklaşık bi on gündür filan bi siteye sardırdım, böyle logo filan çiziyorsunuz, sonra seçilirse sizinkisi işte çiziminizi yolluyorsunuz. Birini aldım projelerin. Te İsveç'te  benim çizdiğim bi logo kullanılacak şimdi. Upload etmeyi isterdim, fakat edemem. Etik değil. Önce onlar kullansınlar sonra ben yüklerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Babam ben çizim yaparken gelip "Oyun mu oynuyorsun?" diyor, bu beni çok üzüyor. Halbuki para da kazandım ilk kez çizimden ama hepsi de kredi kartıma gitti. To summarize, babam da beni oyun oynuyor sanıyor işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yirmi projeye katılıp tekini kazanabildim ama açıklayabilirim. Illustrator'ı bir haftada öğrendim çünkü ben. Ben aslında Uluslararası İlişkiler mezunuyum. Üstelik sitede sadece on günlüğüm... Yine de bir çizimim dünyanın bir köşesinde bir logo artık. Ehehe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Son birkaç gündür olur olmaz yere ıslandığından kirpiklerim artık her şeye, annemi daha sık anımsadığımdan ve hatta anladığımdan ama performansımda düşüş söz konusu. Çizdiğim eleniyor. Eliyor geberesiceler. Halbuki güzel de çiziyorum ya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İnsanın sevdiği şeyi yapması ama bambaşka ya. Hani böyle çok sevdiğin insanlarla beraberken zaman nasıl geçer anlamazsın ya; heh, çok sevdiğin işi yaparken de aynısı oluyor, akşam onda bir oturuyorsun programın başına, sonra "Aa gündüzü etmişim" diyorsun. Keşke hepimiz yaptığımız/yapacağımız işleri böyle sevsek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şeyden bahsedelim, 118 ve serisinden bahsedelim tabii yine. Bakın, aslında 118  80'le başlayan bu furya (evet evet o naled melodi kulaklarınızda hatırladığınız anda çınlamaya başlayan) bizlere çok önemli bir şeyi öğretti sevgili okuyucular, bir insanın aklında -iyi ve kötü kavramına takılmaksızın- ciddi şekilde yer edebilmek bu şekilde de mümkünmüş. Tabii buradaki geçmiş postlarımdan birindeki yakarışım (gerçi sadece benim yakardığımı düşünmüyorum) sanırım bir şekilde taraflarına iletilmiş olacak ki "He madem öyle al sana" dercesine şimdi de;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;118 33'le daha beter bir dönüş söz konusu. Evet, bir hastane koridoru düşünün. Derin sessizlik ve yaş ortalaması yüksek bir hasta yakını populasyonu, gecenin bir yarısı... Tavana yakın bir yere entegre televizyondan sessizliği delip geçen o kelimeler;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yüz on sekiz!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ödüzüc"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yüz on sekiz!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"öddüzüc"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yüz on sekkiz ottuz üç yani..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şeklinde devam ederken bu yaşlı populasyon kafalarını yukarı dikmiş bakıyor; yine de sabırlılar, hani ortam filan da hastane ya, teki de okkalı bir küfür savurmuyor. Canımsınız. Akıllarından ne geçmekte idi bilmem tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bi de normal aralıklarla da çıkmıyor. Arkadaş ben senin pırıltılı gömleğinde 118 33 diyerek oynaklamanı izlemek zorunda mıyım? Neden benim yayın izleme hakkıma böyle taciz ediyorsun ki... Naled girsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şu çizim sitesinde yabancı kimselerle ingilizce mailleşirken kullandığım "could you please" kalıplarını ve nicesini üniversitede writing yazarken kullansaydım ben ingilizceden dört kez üst üste kalmazdım. Farklı bir dilde daha yalaka bir insan olduğumu fark ettim. "Hi, sir :) could you please..." Nasıl ama? Çok sevimli ve karşı konulmaz değil mi? Kehkeh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Evet, bir yarışma düzenliyorum. Geçen bloga bakarken eski postların birinde biri yazmış ki yorum olarak "spr pylşm içn tşk" Yine de canı sağolsun. Ama öyle sayılmaz bakın. En çok yorum yapan en düzenli izleyicime ona özel logo çizeceğim. Üstelik o logoyla, kartvizit de yapacağım. Vay arkadaş... Yok be zaten ekşide sözlükçülerin bloglarından bile blogumun adını kaldırmışım, ekşiblogdan kaldıracağım da beceremiyorum, böyle bi topluluk facebook sosyal paylaşım cırt curt zırvasına iki görünür olmuş blog. O yüzden yorum yapmayın isterseniz. Ya da yapadabilirsiniz. Neyse siz bilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ha bi de google'a mevsim sonu sinegi yazınca benim blog 470 küsür dolar filan yazıyor. Üç senedir haldır huldur yazıyorum bu mudur?! Kırıldım. (Tamam, şımardım.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O zaman sevgiler cümleten, esen kalınız efenim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-3556857488228933389?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/3556857488228933389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=3556857488228933389&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3556857488228933389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3556857488228933389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/04/neler-donmus-burada.html' title='Neler Dönmüş Burada?!'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-8601167553441062731</id><published>2011-04-01T09:45:00.000-07:00</published><updated>2011-04-01T09:45:51.795-07:00</updated><title type='text'>Kısa Kısa</title><content type='html'>* Naber?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"- Hal hatır soran arkadaşa bir iki klişe laf ettikten sonra aslında içinde bulunduğu duruma karşı koyamayıp "Kapat kardeş telefonu. Kapat ararım ben seni bir ara." diyip telefonu kapattıran ve asla geri dönmeyen gereksiz arkadaş mısın? Kıymetli beyin hücrelerini gsm operatörüne yem etmektense on dört saatlik uykularında heba etmekten gocunmayan kişilik misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Seni anlıyorum, yanındayım tribindeki ebeveyne nazını tek çeken insan olduğunu bildiğin için sonsuz işkence eğilimindeki o evlat mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bi an dünyayı suya götürüp susuz getirecek potansiyeli kendinde bulup beş dakika sonrası "naptın haçı" diyen o insan mısın? 21. yy'da hala burçlara mı inanıyorsun? Bilim yüzyılında burçlara inanmanın horlandığını biliyor ve bir sinsi gibi burcunu mu okuyorsun? Burcunu okumaktan başka gün içinde aktiviten yok denecek kadar az mı? Bundan zevk alıyor ve sırf bunun için, eylemi gün sonuna mı erteliyorsun? Dur durak bilmeyen ikilemenin sebebinin bile bu olduğunu mu düşünüyorsun? Vahim bir haldesin, ve acı acı durumunun vahimliğinin farkında mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şebnem Ferah'ı yıllardır hiç sevmiyorsun ve onu sevebilmen için bir eros'a ciddi ciddi ihtiyacın mı var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Küfür içerikli, artı (+) on sekiz ve cinsi mizah içeren metinleri okuyup pis pis sırıtan fakat bu yaptıklarını kimseye çaktırmayan evlat...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Platform topuk ayakkabıyla dizlerini kırmış, çektiği acıdan kendinden başka kimsenin bihaber olamadığını sanıp yanılan, acının adım atan(?) hali genç kız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kediye tapan, 0.25 numara siyah kemik çerçeveli gözlük takan, boynuna doladığı fularla kombinasyonu tamamlayan tasarımcı ruhlu genç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Açık pembe gömleğinin ilk üç düğmesini açmış damla gözlüklü, sen olmazsan olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sevgilisiyle kavga ettiğinde ilişki durumunu karmaşık yapıp Küçük İskender dizeleri paylaşmaya başlayan, sonra ilişkisi yok yapıp beş kişinin beğendiği, sonra ilişkisi var yapıp on beş kişinin beğendiği ve bu süreçte de sürekli dize paylaşan, mahremiyet mefrumu world wide web yavrucak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aslında güzel/yakışıklı ama fotojenik olmayanlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hassas ruhu hep de odunlara denk gelenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Arıza çekiyorum ben yea"cılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ayrılmış kızı teselli eden "hepsi aynı bunların"cılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sürekli aşk hayatından bahseden hanım kızımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "imam'ın ordusu" pdf'ini indirip sonra ismini değiştiren güzel insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Emekli olduktan sonra bi Ege kasabasında domates yetiştirecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yirmi dört yaşından sonra gece lambasıyla uyumaya başlayanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Schindler's List'teki kırmızı montlu küçük kızı fark etmeden filmi izleyip ardından yorumlarını okuyup "Öyle miymiiş?" diyenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Depresyon belirtilerini okuyup "Vay annesini macörmüşüm" diyip uyku saatini on üçten on beşe çıkaranlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Sadece aptallar günde sekiz saat uyur" isimli kitabın kapağına baktıktan sonra "Bence de o yüzden on saatten aşağı uyumamak lazım, eki eki." diyen gevşek arkadaşım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yenmiş tırnakları titreyen elleri olan, aynaya bakıp saçını kesen genç kız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İletisine "@xyz" yazan, arabasını çarpıp fotoğraflarını sosyal paylaşım sitelerine yükleyen yurttaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kız arkadaşının yanında giderken gözü sürekli sağda solda olan... arkadaş ve yanındaki gülümseyen kız arkadaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Genç kızın eskaza "olm" demesine tepkili ıyk'çılar, "bir kızı itici kılan detaycılar"cıcı, vücut geliştirme yapan, metroseksüel 1.80+ üstün yaratıklar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naber?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim seneler öncesi girişimci bir evlatmışım onu fark ettim. Abime ve babama para karşılığında masaj yapar ve yadsınamaz miktarda birikim gerçekleştirirdim. Lakin seneler, seneler; her şeyle beraber korkarım girişimci ruhumu da baltalamış olacak ki geçen fark ettim, parasız masaj yapıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Küçükken ne güzeldi bi kere, istediğiniz kadar patavatsızlık yapabiliyordunuz. Az önce yazdığım üç maddeden ikisini silmem ve diğerlerini de 26228 kere revize etmem  üzerine fark ettim de düşünceli insan olmak da sıkıcı ya. Böyle pat pat insan olacaksın ki üç günlük hayatın tadını çıkarabilesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçenlerde bi intihar mektubu yazayım dedim, ilk paragrafı yazmamla gözyaşlarına boğuldum. Bir daha bunu gerçekleştirmeyeceksem mektup da yazmamaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Beş yaşımdaki yeğenimle geçenlerde arabanın arka koltuğunda oturmaktayız, kıvıl kıvıl saçlı bi abi gördü, "Hala abinin saçına bak, palyaço gibi olmuş!" dedi. "Deme öyle kızım." dedim, tebessüm ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yeğenimle barbie giydirme oyunu oynarken onunla kavga ediyorum. Tartışıyoruz, sonra onu bırakıp gidiyorum odada. Gelip bana "Tamam senin istediğin saç rengi olsun, özür dilerim." diyor. Utanıyorum sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İnsanı karakterinden uzaklaştıran her türlü üçüncü soyut güdüye karşı olduğumu fark ettim. Bundan sonra onları yok sayarak yaşama kararı aldım. Yersek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bazen bazı şeylerin olmasını istediğim ölçüde bir karşı olumsuz istek de duyuyorum, sonra ne halt yiyeceğimi bilemiyorum. Bakınız, Ankara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İnsanın en ulaşılmazı kendi sırtıdır. Sırtım kaşınınca hüzünlere gark oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Evin içinde "Mağdurum ben mağdurum." diye dolaşırken annenin bunu ciddiye alıp sizi azarlaması, paha biçilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Fatmagül'ün Suçu Ne isimli diziyi birkaç bölümdür izliyorum. Oradaki Kerim'in her şartta güldü gülecek bir yüz ifadesi var ya. Gül gül ölüyorum ona, bitiyorum. Sırf bu ifade için diziyi birkaç bölümdür izliyorum desem yeri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen intihar mektupları okuyorum. Gidişat güzel mesela ama sonunda "HERKEZE ELVEDA" yazmış mesela böyle büyük harfle z'yle filan, işin tüm ciddiyeti kaçmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sosyal hassasiyet gösterilmesi gereken konularda aklıma çok komik şeyler geliyor fakat her seferinde bu sosyal hassasiyet gösterilmesi gereken konu diye kendimi susturuyorum. Hiç paylaşmıyorum onları. İçimde patlıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Birini paylaşacağım hatta, Kemal Sunal'ın bi filminde bi yaşlı amcaya gidip gerisinden tekme atıyor ve adam da "Yürüyorum, yürüyorum!" diyor ya, eskiden çok gülerdim, şimdi izlesem yine gülerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Mevlana'nın "Etme" isimli şiirini okuduğumdan beri her şeye " xyz ediyorsun, etme" demeye meyilliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu bloga da bir yanım yazmak istiyor diğer yanım kapat kurtul diyor. Zaten performansta da düşüş var gördüğünüz üzere. Değerlendireceğim bu durumu da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu arada, naber?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Selametle!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-8601167553441062731?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/8601167553441062731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=8601167553441062731&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/8601167553441062731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/8601167553441062731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/04/ksa-ksa.html' title='Kısa Kısa'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-9131407142103856319</id><published>2011-03-06T10:00:00.000-08:00</published><updated>2011-03-06T10:00:29.081-08:00</updated><title type='text'>Blackbird Song</title><content type='html'>* anne: Televizyon izle gel de. Feriha'nın suçu ne var.&lt;br /&gt;sinek: Fatmagül değil miydi anne o ya.&lt;br /&gt;anne: Amaan işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle böyle günler geçiyor. Sanırım ne olup bittiğini anlayamadan yirmi beşe başlayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* On sekiz yaşımdan sonra zaman çok çabuk aktı. Şimdi daha da çabuk akıyor. Ne bileyim aslında hem akıyor hem de akmıyor, zaman kavramı fazla mı göreceli nedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Flört halindeydi abimle yengem on yedi yaşımın doğum gününde. Dışarı çıkıp bi cafeye girmiştik, çayları filan aldık tavla oynayalım dedik, neyse "On sekiz yaşından büyüksünüz değil mi?" "Hık mık" Asla ve asla bu tarz durumlarda gereken rahat ifadeyi takınamayan ben yüzünden kimlikler çıkarılmış, ufaklık yakalanmış ve onun yüzünden şubatın ortasında dışarıdaki masalardan birinde içerideki sıcaklığı düşünerek iç geçirmişti üç kişi, zarı daha hızlı sallama yöntemi ile ısınmaya çalışmıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavlayı da envai çeşit oyuna benzer şekilde bilmediğimden, abim bir kendi için bir benim için oynayıp kendini yenmişti. Eheh. Ben de zar atmıştım işte, her neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zamanlar berrak zihnimde mesela. Sonra nasıl geçti anlayamadan kaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dün gece bir garip oldum ben, uzun zamandır aslında içinde bulunduğum yönünde kendimi kandırıp ustaca da inanmaktaydım, ne bileyim günü kotarma adına ne uzun ne kısa vadeli planlar yapıp ardına gizlenmek filan; mesela yarın için değil ama bir sene sonrası için de değil. Yapabileceğimden mi, büyük ihtimalle hayır bir ihtimal evet. Sekiz aydır her geçen günle kırılan cesareti bundan sonra nasıl toplamak gerektiği konusu ayrı bir question mark kafamda. Ç de ne güzel harftir değil mi? Kuesçın derken filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse, bayağı bir ağladım. İyi oldu. Şimdi aslında hemen her zaman kriz anlarıma yönelik bir şeyler saklarım. Mesela bir film vardır aklımda, ya da komidinimin ucunda heyecanlı yerinde kalınmış bir kitap, kafamda bir konu üzerine yazmak istediğim filan. Yine vardı mesela dün. Sayfayı açıp uzun uzun baktım, yazamadım. Kitabı açtım, açtığım gibi kapadım. Filmler duruyor gardrobun üzerinde, kalkıp almaya halim yok. Ne fenaydım anlatamam. Genellikle birileri olması gereken zamanlarda asla olmuyor, ve olmaması gereken her zaman da yanınızda bir yerlerde oluyorlar. Neticede işte öyle sessizce ağlayıp ağlayıp uyuyup kalmışım. Sabah (eheh, 16:57)tan beri de başım fena fena ağrımakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir şeylerin yapılmasının gerektiği hissi ile bir şeyler yapmayı isteme hissi bazı zamanlar ne fena bir itilafla doğarlar insanda, ne çok soru ve tek bir sonuç var; her şeyin ne kadar uğraşıp didinsen de bir gün bitip gideceği düşüncesi çıkmıyor ya aklımdan. Hevesimi elimi kolumu tutuyor bu düşünce. Tabii aile sancıları da apayrı. Tartışmayla iflah olmuyorum, adabıyla anlattıklarında da olmuyorum; kim çocuğunun kendine uyguladığı bu tip bir işkenceye tepkisiz kalabilir ki değil mi. Onları da suçlamamam lazım esasen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle çok garipleşmeye başladım. Kendimden bile beklemediğim şekilde. Eskiden aşırıya kaçmasa da oluşlara karşı bi ilgim, bi tepkim vardı. Şimdi öyle zoraki ki artık, nasıl demeli, yaşadığımı belirtme ihtiyacı. Tepki vermek özünde. Öyle yorucu ki ufacık bir şeyi yapmayı istemek bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen de garip bir şey oldu şöyle ki tatsız bir takım oluşların ertesinde annem sanırım gitmemin benim için iyi olacağını söyledi. Hani babam dediğinde aşinayım da annemden duyunca bi garip hissettim. Bence de öyle dedim. Havalar biraz ısınsın sana güveniyorum ben halledeceğini biliyorum, git dedi. Niye diyemedim ya. Niye bana güveniyorsun? Hakikaten herkes bana neden güveniyor ya. Sana güveniyorum, sen güçlüsün cümlesinin insanın omzuna neler yüklediğinin farkında mısınız sayın izleyiciler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamında babama dedim aynı şeyi, derin sessizlikle karşıladı. Nereye, nasıl?.. Yok. Kazası bile istisnasız her zaman kendinde patlayan bir mermi gibi hissediyorum bazen. Ne yalan söyleyeyim, çoğu zaman da temeli olan bir yalnızlık hissediyorum. Sevgiliyle ayrılık sonrası yaşanan ühüh yalnızlığı değil, dikkat çekerim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yani. Hani bir de böyle zamanlarınızdaki doğadaki her üstünüze gelen'le beraber kendi üstünüze gitmeniz yok mu, o da bambaşka. Acaba bir yerde yanlışlık mı yaptım, ben iyi bir insan olamıyor muyum? Hadi şampiyon, zaten her adımımızda paçalarımızdan saçmalık süzülüyor değil mi? Sonunda yok olunacak, hiç olunacak hayatın elitleri, çok bilenleri, hiç bilmeyenleri, çok mutluları, çok mutsuzları, çok şükür şuyumuz var'ları, sabret bir gün olur'ları ya bi git allasen ya. Aman aman ben bayağı bir fenayım sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle. Of ben ne biçim bi insan oldum eshefle kınıyorum buradan kendimi bir an önce toparlanmam yönünde ültimatom gönderiyorum. Ya ya bir de ültimatom filan gönderirdi devletler birbirine, Lozan Barışı vapurlar filan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aa geçen iş görüşmesi reddettiim, onu da anlatayım. Uykudan uyandırıldığımda ne kadar vahim bir tablo çizdiğimi zannediyorum ki biliyorsunuz, bilmiyorsanız da vahim bir tablo çiziyorum, çok agresif, uyumsuz, çılgın bir insan haline geliyorum. İşsizliğim dolayısıyla da zaten üçte kalktığımı hesaba katarsak da bu saate kadar uykudan uyandırılırsam kavgacı, pis, yaman bir kız oluyorum. Geçen ikide telefonum çaldı. Yarım saat içerisinde gelip gelemeyeceğimi sordu. Konuşmayı aktarayım daha easy reading olsun;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Yarım saatte gelemem. (Çadır mı kurdum yahu kurum kuruluşunun önünde) En az bir saat içerisinde gelebilirim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"(Buğulu net omayan sesler)- Gelemem diyor. - Fizandan mı gelecekmiş?"&lt;br /&gt;"Yarım saat içerisinde patron iş yerinden ayrılacak da. Gelebilirseniz iyi olur."&lt;br /&gt;"Gelemem dedim. Pekala o halde işle artık ilgilenmiyorum. İyi günler."&lt;br /&gt;"Dıtdıt."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iş görüşmeleri sonrası insanın suratına hiçbir şey söylemeden telefonu kapatıyorsunuz ya. Tek bir şey, bu çok büyük bir terbiyesizlik. Aklınızda bulunsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yani. Sonra da bütün gün hero hero gezdim işte. Eheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse gönül dostları, benim için neye inanıyorsanız ona güzel dileklerde bulunun olma mı, i really need it. Sevgiyle kalın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-9131407142103856319?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/9131407142103856319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=9131407142103856319&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/9131407142103856319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/9131407142103856319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/03/blackbird-song.html' title='Blackbird Song'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5218193014745677661</id><published>2011-02-24T11:15:00.000-08:00</published><updated>2011-02-24T11:15:59.553-08:00</updated><title type='text'>Fevgo</title><content type='html'>* Selam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şubat'ın ikinci postunu yazma heyecanı ile yanıp tutuşuyorum desem yalan olur. Ekşi buraya ilgimi kesti parçaladı attı benim. Gücüm yetmiyor sanırım her ikisine de yetişmeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yakın zamanda gizemli insan görünümü verdiği (bu "gizemli" aslında anlatmak istediğimi tam kapsayamadı ama) için devrik cümle kurmama kararı almıştım ama kanıma işlemiş meret. İster istemez bilinçsizce deviriyorum, af buyurun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Genellikle bir albümü dinlerken bir şarkıya takılıp iki üç günde bu şarkıyı loopa atıp 300'lü sayılar döndüren ben, bugün tarihte ilk kez bir albümün tüm parçalarını beğendim. Şayet Greek Music (Cool!) sevenleriniz varsa içinizde tabii ki sizinle de bu güzelliği paylaşacağımdır. &lt;a href="http://www.rapidshare.com/#!download|870l32|382288762|Orfeas_Peridhs-Live_Me_tous_filous_tou_2CDs__bf_.part1.rar|142479"&gt;Orfeas Peridis&lt;/a&gt; Bunu da unutmayın bazen böyle küçük sürprizlerle hayatlara renk katmaya devam edeceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Evet, geçenlerde bas bas bağırdığım üzere doğum günümdü. Çok kutlamasını beklediğim insanların birkaçı hariç, beklemediğim herkes doğum günümü kutladı. Çok kırıldım ha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Keyifli taklidi yapmayayım aslında. Hiç keyifli değilim. İlk okuldayken çok sevdiğim iki kız kardeş vardı, ikizlerdi. Birbirlerine çok benzerlerdi, zaten hep isimlerini karıştırırdım. Sonra sonra seslerinden ayırt etmeye başladım. Gerçekten. Ben bazı konularda algı özürlüyümdür de biraz. Biri facebook'umda eklemiş. Sayfasına göz atacak oldum. Keşke bakmasaydım. Artık tekmiş o. Boğazım düğümlendi, gidip bulaşık yıkadım aklımı dağıtmak için. Açtım kitap okudum. Olmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ölüm belli standartlara bağlanmalı sanki. Ne bileyim, belli bir aralık yaşamalı herkes. Genç ölmemeli kimse. İkizdi üstelik onlar. Ne çok acımıştır içi kim bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bazı şeylerde ne kelimesiz insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İşsizliğim konusunda yoruldum. Gerçekten. Kanıksadım durumu. Belli periyotlarla ebeveyn gerilmeleri yaşıyoruz, haricinde iyiyiz. Valla, çabalayasım gelmiyor. Süper eğlenceli mülakat denemelerimden her ne kadar sıkılmış olsam da birkaç kuple sunayım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkan Hanım?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülümseyerek odaya geçilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hım. Te O... Nedir bu?"&lt;br /&gt;"TOBB efendim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ve bi delilik geldi. Nasılsa olmayacak ya...&lt;br /&gt;"TOBB'u hiç mi duymadınız?!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskişehir'in en büyük özel sektör kuruluşlarından birinde böyle bir felaket yaşanmaktaydı, siz her biriniz kim bilir nerelerde neler yapıyordunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yok TOBB'u biliyorum canım."&lt;br /&gt;"Eko yazmışsınız?"&lt;br /&gt;"Ekonominin kısaltmasıdır."&lt;br /&gt;"Siz bilmiyorsunuz muhtemelen ben anlatayım biraz. İİBF'nin her alanında tam burslu ÖSS 2010 giriş puanlarına bakacak olursanız şu anda Türkiye'nin birinci üniversitesi olduğunu görürsünüz..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vs. vs...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle işte. Bu tür şeyler. Vapurlar filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In addition, bir haftada illustrator'ı öğrendim. Çatır çatır çiziyorum, çok güzel. Artık Autocad, Adobe Illustrator, Adobe Photoshop ve Visual Basic bilen bir Uluslararası İlişkiler mezunu işsizim. Boş zamanımda niteliklerimi hiper arttırarak ibret'i alem bir intihar mektubu bırakmayı düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam, sustum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle işte. Yine de sabrın insanı ehlileştiren anahtarlardan olduğunu düşünürsek, metaneti her zaman korumak lazım. Yirmi dört oldum, demiş miydim. Büyümeyin siz, çok ciddiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öperim. Kendinize dikkat edin canlarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5218193014745677661?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.youtube.com/watch?v=Psw6-Xzjigk' title='Fevgo'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5218193014745677661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5218193014745677661&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5218193014745677661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5218193014745677661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/02/fevgo.html' title='Fevgo'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-4640078559066127382</id><published>2011-02-09T11:55:00.000-08:00</published><updated>2011-02-09T11:55:18.343-08:00</updated><title type='text'>Yirmi Yaş Dişi Sorunsalı</title><content type='html'>* Selam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Buraya yazı yazdığım konsepti unutmuşum iyi mi. Neyse zorlayalım bakalım olduğu kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Birkaç gün önce 16:00 sularında kalktığımda yeni bünyevi krizlere gark olacağımı bilmiyordum. Gark oldum sonra. Şimdiye değin şanssızlığım konulu çok sitem ettim. Arkadaşlarıma. Ebeveynlerime. Dünyaya. Ama neden ettim? Kanıtlayabilirim ben bunu. Soyut ve olmama ihtimali olan bir olguyu kanıtlayabilirim ben! Ama kanıtlamayacağım, neden; çünkü söyledikçe sanırım daha çok oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sizin hiç yirmi yaş dişiniz çıktı mı? Aldırıp mantı gibi diktirdiniz mi diş etinizi? Tüm hayat gerçekleri beni son zamanlarımda tokat manyağı yaparken ona ayak uyduran bünyemin bana ilk oyunundan bahsetmiştim sizlere; yirmi dört yaşıma sayılı günler kala anoreksi reaksiyonlarından uzakta şirin şirin abur cubur yiyerek zayıflama yöntemimi size işsizlik olarak açıklamıştım sanırım. Evet sevgili dostlar, hesaplamalarıma göre bu şekilde kilo kaybetmeye devam edersem üç ay on iki gün yirmi iki saat sonra ben yokum. Kemiklerim ve ben, dünyaya eserimizi bırakmadan kaybolmaya karar verdik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçenlerde yirmi yaş dişlerinden söz ettiğimizde bir arkadaşımla, "Benim çıktı ki ekeh ekeh." diye tepki vermekte bir sakınca görmemiştim. O da beni evrimde geri planda kalmış, korteksi kalın ve 21. yy insanları gibi gelişememiş olarak yaftalamıştı. Hatta o koca ağızlı dedi sadece, önceki kısımları da üstüne ben dedim, mantık yürüttüm yani. Hala yürütebiliyorum korkmayın. Neyse. Ben şahsen kırılmadım, fakat bünyem çok kırılmış bu duruma sanırsam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen sabah kalktığımda sol alt diş dibimde esrarengiz bir ağrıyla uyandım. Aynı şekilde sol üst diş eti bitimimde de. Ve de sağ. Minik minik dişler çıkmış. Sol alttaki zaten bayağı bir çıkmıştı. Neden bu şekilde dikkat çekme ihtiyacı duyduğunu anlamlandıramadım. Adını Hıncal koydum hatta. Neyse. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çölde gezerken kutup ayısı görmek gibi bir durum. Anlatamam. Sizler tek dişiniz için sancı çekerken ben bir anda üç yirmilik dişim dolayısıyla çekmeye başladım. Bademciklerim fena fena. Başım ağrıyor. Tüm yumuşak doku alt üst oldu madden manen. Anayurdun üç bir yanında isyan var. Dördüncü yan sakin. Zaten sağ üst diş eti sonumu en sevdiğim bölge ilan ettim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse ne diyorduk; yirmi dört yaşıma sayılı gün kala - Israrla, üstüne basarak yakında benim doğum günüm- yirmi yaş dişleri çıkarıyorum. Tamı tamına üç tane! İç geçirdiğinizi duyar gibiyim, hiç özenilecek bir şey değil, çok ciddiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Adobe Photoshop'u kim yaptıysa iyi ki yapmış. Canım benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yirmi yaş dişi, bademcik filan diyince aklıma bi anım geldi. Onu da anlatayım madem. Ortaokulda orta kulak iltihabı sebebiyle hastanede yatmıştım bir hafta. Çok çılgın bir doktorum vardı. Ağarmış saçları, kireç beyazı yüzü, uzun ve ince el parmaklarıyla hastaların içine korku salardı. Neyse. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son muayenemden sonra taburcu edilecektim. Şöyle bir rivayet vardı ki birkaç oda ileride yatan yaşlı amca birkaç gün önceki muayenesinde kulağına o tığımsı şeylerden sokulduğunda bağırmıştı ve doktor da onun kafasına vurmuştu. Aslı astarı var mıdır bilmem ama ben çok korkuyordum doktordan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son muayeneye girdim. Kulağımın içine o tığı soktu. Canım çok yandı ama bu son gündü ne olacaktı, dayandım, ses çıkardım. Sonra "Aç bakalım ağzını" dedi. Açtım. Bademciklerime baktı. "Alıverelim mi bunları" dedi. Ama öyle bir sordu ki adeta orada parmaklarını boğazıma sokup bademciklerimi koparıverecekmiş gibi. Korktum, ama yine de can tatlı hani "Almayalım." dedim fısıldayarak. Pis pis güldü. "Tamam" dedi "Taburcusun o zaman."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi düşünüyorum da, "Alıverelim mi bademciklerini?" nedir yahu? Pazardan elma mı alıyorsun?! Canım bademciklerim. Vermedim onları ve hala operasyonsuz bir bünyede, tek bir çiziğim olmadan hayatımı sürdürüyorum. Onlarla beraber.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buydu işte anım. Bu kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bloga çok yazamadığımın farkındayım. Açtığım zamandan bu günüme overdose olmuşum zahir. Elimden geldiğince sana da yazmaya çalışacağım blogum. Özür dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle yani. Çok güzel adobe photoshop text effectleri buldum kendi kendime. Bi ara yüklerim siz de görürsünüz. Kaçtım kib öpt bye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-4640078559066127382?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/4640078559066127382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=4640078559066127382&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4640078559066127382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4640078559066127382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/02/yirmi-yas-disi-sorunsal.html' title='Yirmi Yaş Dişi Sorunsalı'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-4585811762394721615</id><published>2011-01-12T11:38:00.000-08:00</published><updated>2011-01-12T11:38:41.393-08:00</updated><title type='text'>Monochrome</title><content type='html'>* Of ufak tefek şeylerden bi sinirim bozulur oldu ki. Çok fena. Ya annemin gözlüğü. Kenarında küçücük bi vida var, sanırım beşinci tamir edişim. Her seferinde "Annecim kabında muhafaza etsen şunu çıkıyor işte." diyorum; çantasına atıyor, cebine atıyor her seferinde o vidayı çıkarıyor, şirin şirin gelip "Bi şuna bakıversen." diyor, kıramıyorum da. Sonra yarım saat elimde bıçakla gözlük tamiratına uğraş. Yalama olmuş bugün işte. Edemedim tamir filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu tesisat, tamir işlerine filan küçüklükten bir merak mevcut ama. Küçükken prizi tamir etmeye gelmiş biri, benim de adettendir hep güzel upuzun saçlı kız çocuklarına özenmekle geçti o çağlar "fazla iş çıkarmasın" mentalitesiyle kısacık saçlarla geçirdiğim için çocukluk dönemimi, neyse bana "Oğlum tornavidayı getirsene." demiş, abim o gün bugündür- bkz: yaş 23(yirmi üç!) hala "Tesisatçı seni erkek sandı hahaha." diyerek sinirime dokundurmayı başarıyor. Sağolsun yine de iyi bi insan ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya şu dört duvar arasında gün içerisinde ne hallerden geçiyorum kimsenin de haberi yok ya. Annem sürekli geziyor mesela. Bi de gezince sürekli ev darlıyor onu, böyle çok agresif oluyor geldikçe. Olsun ama o da iyi bi insan. Diyeceğim evde pek kimse olmuyor gün boyunca. Başım döner gibi oluyor bazen, sebebi de yok ha sadece böyle safi mutsuzluktan, sonra bi toparlanır gibi oluyorum, sonra yatıyorum, kalkıyorum, bi şeyler okuyorum, akşam oluyor, tekrar yatıyorum, geri kalkıyorum. Yine aynısı. Hani  bünyevi yorgunluk mu özledim desem, özledim sanırım ya. Bi vize filan olsaydı yarın da bu gece uyumasa mıydım ne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle doğa tarafından terk edilmiş gibi hissetmek çok kötü aslında. Böyle düşününce bile insanın boğazına bi yumru kitleniveriyor. Ya sanki herkes, her şey yaşıyor da siz yaşamıyorsunuz. Sanki ne yapmaya kalkışsanız bir başkasının ayağına takılıp problem oluşturacaksınız. En güzeli sakince kabullenip durduğun yerde durmak fazla da ses çıkarmamak gibi. Yapmanız gerekenler bile sanki sadece başkalarının mutlulukları için. Kendiniz için hiçbir şey yapmıyorsunuz, yapmaya çalışsanız yine başka kapılara açıyor ucunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Benim bir mektup arkadaşım var. Yazdıklarımızdan ortak bulduğumuz nokta ise tüm yazılanların terapi gibi gelişi bize. Dün ona yazdığım gibi sanırım karşınızdakinden beklentiyi sıfıra çektiğiniz anda en kendiniz gibi olabiliyorsunuz. Ama beklenti oldukça çevrenizde en "en" olamayanlar ve sizin "en" olamadıklarınızla devam ediyorsunuz. Ama biz birbirimizin "en"leri zannetmeye devam ediyoruz birbirimizi. En iyi dostlarımız, arkadaşlarımız, en nefret ettiklerimiz vs vs. En değiller aslında. Biz sadece onları öyle zannediyoruz sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Size de kesin olmuştur, bana son zamanlarda çok oluyor mesela; hayatın kıyısında kalmış olma hissi. Mesela şey gibi, araçmışsınız gibi. Ne bileyim mesela insanlar cümleler kuruyormuş da siz bağlaç olabilirmişsiniz ancak. Ya da ne bileyim sanki sorunu paylaşıp sizden bir şeyler bekleyen insanlara sadece söylenmesi gerekenleri söylüyormuşsunuz da "Haklısın" diyorlarmış size, sanki en sevdiklerinizden erdemli olma gerekliliğini dayattığınızdan kendinize cayıyormuşsunuz, herkesin bir cadde boyu seyir halindeyken bakıp geçti ayna dükkanındaki aynaymışsınız, bir şeylerin taraflar için anlaşılması amacıyla onlarda uzun ya da kısa süre bulunmuş kıssadan hisse sebebiymişsiniz gibi. Yedek kulübesindeymişsiniz de sabırla oyuna girmeyi bekliyormuşsunuz gibi. Hiç giremiyormuşsunuz gibi hayat boyu oynanan, oynanacak bir oyuna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki biraz unutulmuşsunuz gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bir gün hatırlanacağınız umudunu taşımak gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok fazla su içtikten sonra bir his oluşur ya böyle ekşimsi bir soğukluk vücutta. Her sabah uyanır gibi olduğumda benzer bir his oluşuyor. Yine gözlerimi kapatıyorum, yine annem kapıyı açıp söyleniyor biraz, yine takmıyorum battaniyeyi çekiyorum kafama, yine saat üç oluyor, yine kalkıyorum başım döner gibi oluyor, yine kimsenin yaşadığımdan haberi yok. Benim bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bi de "whos among us"ın bile insanı adam yerine koymayışı var ki, bambaşka:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TS4BCXaKbrI/AAAAAAAABhk/X7l45SLYNrw/s1600/adam%2Byerine%2Bkonmamak.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="72" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TS4BCXaKbrI/AAAAAAAABhk/X7l45SLYNrw/s320/adam%2Byerine%2Bkonmamak.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sonumuz hayrolsun bakalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-4585811762394721615?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/4585811762394721615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=4585811762394721615&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4585811762394721615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4585811762394721615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/01/monochrome.html' title='Monochrome'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TS4BCXaKbrI/AAAAAAAABhk/X7l45SLYNrw/s72-c/adam%2Byerine%2Bkonmamak.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-1787995959877749516</id><published>2011-01-11T06:58:00.000-08:00</published><updated>2011-01-11T06:58:54.934-08:00</updated><title type='text'>Electric Bird</title><content type='html'>* Güçten düşmek filan komik olaylar. Valla. Geçen aslında Ankara'da yaşıma bakmaksızın ortalarda zıplaşıp dururken anlamsızca (sanırım daha manidar bir tabir yok bu düşüşüm konusunda) yere oturuvermem ile baş göstermişti artık psikolojimin bünyeye vuran yansımaları. Dün ve bugün de bu konuda kahveye sardırdık sayın okuyucularım. Bugünkü yine soğuktu da dün başımdan geçen o esrarengiz olayı sizlerle paylaşayım o vakit;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün yanıbaşımda duran bir bardak dolusu çok sıcak kahveyi önce elim titreyerek, akabinde 45 derecelik bir eğim vererek üzerime cayır cayır döktüm efendim. Ha kriz anında insana gelen şoku değerlendiremeyen bi insan olsam, pis de soğukkanlı insanımdır bilin misiniz? Mesela işlek bir caddede araç seyri esnasında asla levrek levrek caddenin ortasında "Gel araba çarp bana" dercesine durduğumu hatırlamam, böyle böyle geldik bu güne. Depremlerde de durum böyle. Özetle kriz anlarında hiç olmadığım kadar ciddiyimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün ise kahve dökülüyor, kolum yanıyor ve ben bakıyorum. Nasıl anlatmalı, bardağı düzeltmeye mecalim yok. Koluma dokundukça hala acıyor bugün. Neredeyse yarısına yakınını döktüm yatağıma, koluma, evrene. Annem "E çocuğum hiç mi görmüyorsun döküldüğünü?" dedi, görmem mi annecim gördüm tabii ki de... Bazı durumlarda insan pek bi cevapsız işte böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde çok mutlu da değilim. Maniye vuracak bir depresyon da yaşamıyorum. Hissizleştim iyice sanırım, durumu da kanıksadım bi derece. Dün biraz çizim yapayım diye oturdum, çizemedim. Ekşi'yi açıp bi şeyler yazayım diye oturuyorum, yazamıyorum. Belirgin bi x,y,z sıkıntısı bunaltısı çekmiyorum. Yine on dört saat filan uyuyorum. Yine toplumdan izoleyim. Yine amaçsızım. Çok amaçsızım. Elimde yüz altmış kadar film var, takıp izlemeye üşeniyorum. Ne bileyim bi şey sürdürüyorum ben de ama normalden farklı bir şey, hayat diye nitelendirmeye gelecek günlerim sebebiyle çekinceli yaklaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında geçen o pek bi keyifli olduğum gün keşke teoman, emre aydın tipi yalnızlıkları filan yazıp koysaymışım bi kenara, zira şimdi yazma konusunda kendimi zorlasam hepsini damıtıp umut sarıkaya tipi mutsuzluk tanımı yapmaya pek bir meyilliyim. Diyeceğim denemenin başarısızlığının farkında olup denemeye girişmemek de büyük adımdır bazen. Ama yine de yazalım kenara, bi keyifli günümde yapalım bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyordum, güçten düşmem. Evet iki gündür amaç bulmam konusunda annem üstüme belirgin şekilde geliyor, babam zaten zikrettiği kadarıyla anneme benden umudu kesmiş, ben deseniz keza kendimden umudu kestim ve tüm uzuvlarımla haykırıyorum artık bunu. Bu üstüme gelinmesi konusunda biraz kalpler kırılıyor vs vs. Gözlerimin altı ağır makyajlı madde bağımlısı gibi gezmek benim de hoşuma gitmiyor efendim ama çıkış bulduk da biz mi yapmayacağız dedik o da var. Ne bileyim evrenin enerjileri gün gelir bizi de hatırlar sanıyorum. Umuyorum. I hope.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen İstanbul'a sınava gittiğimde kırlangıçlar(dır umarım) benim geldiğimi görüp(pay çıkarmanın top noktası) dans etmişlerdi, başımı dikip saksağandan hallice bayağı bir izlemiştim bu sevimli gösteriyi, dün de tv'de denk geldim; hayır ben İstanbul'a gidemiyorum evrenin dengeleri sarsılıyor kötü oluyor. Beni geçtim kuşlara yazık yahu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İstanbul İstanbul derken birkaç gündür şöyle de bir farkındalık (aslına bakarsanız iyi, kötü, saplantı boyutunda, saçma, çok zor olsa da olsa amaç amaçtır.) baş gösterdi bende ki, şimdi yaş yirmi üç, bikaç ay sonra yirmi dört (iki sene sonra böyle bir şeffaflık beklemeyin benden, amanın yirmi dört ne büyük yaştır yahu) neyse yani bu saatten sonra ciddi anlamda güvenilecek, gerçekten seni düşünen insanlar bulmak çok zor. Gerçekten. Ankara'ya gelip gittikçe fark ediyorum ki, tamam kötü pek çok şey yaşandı ama hala Eskişehir'e gidiş yolumdan ziyade Ankara'ya gidiş yolumun hissiyatı evime dönüyormuşum gibi. Hala yanında ciddi anlamda güldüğüm, eğlendiğim, huzur bulduğum, sevildiğimi hissettiğim insanlar Ankara'da. Bi yanım diyor "Ne işin var bilmediğin yerlerde kır dizini ille de gideceksen adam gibi bildiğin yerlere, tanıdığın insanlara git", diğer yanım da "İki senedir keyfine mi diyorsun İstanbul diye adam gibi dediğinin arkasında dur, şartlarını bu yönde zorla."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi de acı ama gerçek bi tespit, insanlara bağımlıyım ben. Çok da özlüyorum. Bilmiyorum ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtiler şunu gösteriyor ki tez zamanda ben yine bi hastane, acil ziyareti gerçekleştiririm bakalım, hayırlısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım bi şeyler iyileşmeye başlar artık gerçekten ihtiyacım var. Kendinize dikkat edin sizler de, sağlık önemli bi şey evet.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-1787995959877749516?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/1787995959877749516/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=1787995959877749516&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1787995959877749516'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1787995959877749516'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/01/electric-bird.html' title='Electric Bird'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-2633274929293369834</id><published>2011-01-06T10:53:00.000-08:00</published><updated>2011-01-06T10:53:28.421-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='coolluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çaresizlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplu taşıma aracı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bakmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tıpa kulaklık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eros'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bakmamak'/><title type='text'>Paylaşm İçn Tşk</title><content type='html'>* Pek konuyla alakasız bir başlık oldu, olacak; yaptım olacak fakat her zaman forumlarda rast geldiğimiz yazılmak için yazılmış bu cümle karşısındaki acziyetim kanımı dondurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Evet her Türk genci gibi çalışmayı sevmeyen ben, bugün bünyeyi çalışma konusunda fazla kastırınca tahmin edebileceğiniz üzere bir sürü tespit geldi aklıma, canım sıkıldı, hayatı sorguladım vesaire. vesaire. Ama ne demişler; lisans biter çalışmak ömür boyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen gün bir arkadaşın iletisinde okuduğum damacanadan sürahiye su doldururken sürahinin taşması konusunda insanlığın hissettiği çaresizlikten ilham alarak bazı evrensel tespitlerde bulunacağım şimdi sizlerle; fasten your seatbelts, geliyorum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Makale Konusu: Toplu Taşıma Aracında Yakışıklı Er/Güzel Dişi Kişiyle Karşılaşıldığında Kişiye Gelen Coolluğun Evrenselliği"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denek olarak bizzat kendini seçen yazar, son birkaç aydaki elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki toplu taşıma aracı maceralarından deneyimlerini sizlerle paylaşmak istiyor, şimdi mikrofonu kendisine doğrultuyoruz;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Evet ilk olarak kendinizde durumu nasıl fark ettiniz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ "Ya işte bi gün otobüse binmişim. Kendi halinde süklüm püklüm oturuyorum, pencereden filan dışarı bakıyorum. Virgül gibi oturuyorum böyle bilin mi? Şöyle yani; "9" Aynı 9 (dokuz) gibi oturuyorum, salaş, kendinden geçmiş, bıkkın. O dokuzdaki yuvarlak var ya, kafa o mesela. Kedi canımı benim. Neyse, bi durakta durdu işte otobüs, kapı açıldı bi çocuk bindi otobüse. Ama, yaratmış yani. Hala tarif etmek için kelime seçmekte zorlanıyorum fark ettiysen. Bi böyle istemsizin dikleştim, mp3'ün sesini kulaklıkların dışarıya ses sızdırmadığını unutarak baya bi level arttırmışım o hışımla. Çekiç örs üzengi karışacak içeride birbirine, salyangozun sıvısı desen cılk oldu. Dikkat çekicez ya."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Neyse işte hemen ayo teknoloji açtım, hani "eğlenceli insanım." imajı çizicem. Renkli insan filan, annadın? Şimdi bu tarz durumlarda insana bi ruh girer, kesin sana girmiştir bak düşün, kat'i surette bu zat'a bakılmaz. Bakarsan 1-0 yeniksin. Bakmayacaksın ama bi şekilde kendine baktıracaksın. Dizini kıvır mesela, yasla öndeki koltuğa. "Vay arkadaş hatunun kanda var asilik." desin. Ama bu boydan fire verdirir, salla bunu, sen en iyisi ilk binen yaşça büyük insana yer ver; hem arada topluma sosyal mesaj vermiş olursun."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Verdin mi yer, şahane. Şimdi işte hem boydan kaybetmedin, hem de duyarlı insan imajı çizdin. Kızım var ya çok akıllısın yemin ediyorum. Durakta durdu taşıt, vay arkadaş ne kalabalıkmış bu durak da... Neyse binen insan sürüsü dalgasına kapılmamak için bir süre direndin ama direnişin kısa sürdü, bilirim için gidiyor yakışıklı toplu taşıma aracının neresinde kaldı diye; ama altın kural "Bakma." Olur mu, cool olmazsın sonra, hem kız kısmısı bakmaz öyle."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Neyse, kasmaya devam. Gözlerde umarsız bir süzülme, ufuklara bak heh, dik dur, sağından solundan geçişen kendi derdinde insancıklara ufak bir tebessümle geçiş yolu ver. Toplumsal duyarı elden bırakma. Otobüs fren yapacak, aman ola sarsılma. Daha fazla dayanamıyorsun değil mi, bak olm nerde görcen bi daha, nolcak."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yakışıklı çoktan inmiş. Kim bilir hangi durakta. Neyse, oldu olabilir. Pf."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Anlıyorum. Peki sonra neler yaşadınız?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ "Ne yaşıcam ayol. İnmiş gitmiş işte. Yakışıklı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Yok öyle değil. Deneyim babında. Yani sizi bu konudaki makalenizi yazmaya iten nedenler?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ "Ha, öyle yani. Tabii, anlatayım. İşte geçenlerde yine otobüsteyim laf aramızda. Bütün gün hastanedeydim, şaftım kaymış bir miktar. Bir öğrenci cam kenarında oturuyor, otobüs sıklım tepiş. Gördüm; ak pak beybi feys bi şey. Kedi canını eheh. Sonra yine bana o ruh geldi, ilk bakışımın ertesinde bakmadım. Ama kader beni otobüse binen kitlelerle işbu şahsın yanına sürükledi. Bilin mi böyle zamanlarda çok da istemeyeceksin olayı, az da istemeyeceksin. Evrene kararıyla enerji yollayacaksın. Çok yollarsan mörfi kuralları devreye girer, az yollarsan evren seni sallamaz. Neyse belli ki kararıyla yollamışım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Şimdi diyeceksin ki sen öğrenci misin? Değilim. Peki sen sübyancı mısın? Hiç değilim. Ruhum öğrenci ama hala. Beş ay oldu olmadı daha psikolojiden çıkamadım. Yeter bu ne seviyesiz röportaj, keselim lütfen."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Fakat... Bir şey demedim ki."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ "Pardon. Nerede kalmıştık. Evren, enerji önemli şeyler. Sonra gittim başına dikildim. Mp3ünün sesini biraz açtı. "Ah" dedim içimden, "Açma." Zira onun kulaklıklar da benimki gibiydi. Olsun ama bu hamleden anladım ki bir sinerji oluşturmuşuz bi yerde. Çevirdi kafayı camdan öte, bakmıyor bana. Bi iki durak sonra da indim. Muhtemelen "Bi bakayım." dediğinde hayal kırıklığı yaşamıştır kendisi de. Buradan selam edeyim kendisine "Selam."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Evet, biraz kötü olmuş. Buradan gençliğe vermek istediğiniz bir tavsiye var mı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ "Var tabii. Bakmayın. Ama bi miktar bakmayın. Mesela duraklara geldikçe yan gözle bakmak yerinde bir davranış olur. Öyle inene kadar bakmazsanız yazık edersiniz kendinize. Ha baksanız ne olacak Eros'un işi gücü yok otobüse mi binecek, evet haklısınız ama olsun bebişlerim, karpe diem, anı kurtarın. Göz gönül neşelensin maksat. Sonra evrene kararında enerji yollayın. Trafo musunuz saksağanlar, eheh. Evren yaşlı, göz ardı etmeyin bu detayı. Bu kadar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Bu hoş röportaj için teşekkür ederiz efendim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ "Ne demek, her zaman."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dahaki yazımda ünlülerimiz çerçevesinden yalnızlık türlerine değineceğim. Hadi iyi akşamlar öpsün sizi tavşanlar ehahehah. Ne kadar seviyesizim çohoşuma gidiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-2633274929293369834?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/2633274929293369834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=2633274929293369834&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2633274929293369834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2633274929293369834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/01/paylasm-icn-tsk.html' title='Paylaşm İçn Tşk'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5308170922940040903</id><published>2011-01-04T05:31:00.000-08:00</published><updated>2011-01-04T05:31:18.900-08:00</updated><title type='text'>Seni Bulazam</title><content type='html'>* Adettendir gecikmeli ikibinon analizi. Hala ikibinon derken insanın dudaklarının acayip olması konusunda ısrarlıyım. İkibinonbir derken de keza öyle. Bu arada rakamları yazıyla yazarken tabii ki arada boşluk bırakıyoruz, öperim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Evet, ikibinon şöyle bir geçmişe bakınca acilde girilmiş bir senemdi benim, zaten biraz foktan olacağı buradan belliydi. Yine de her şeye rağmen artık sabır konusunda detaylı analiz raporları çıkarabilecek olan ben, "o kadar da kötü değildi ya" demekten alakoyamıyorum kendimi. Büyüdük, büyütüldük sonuçta neyimize lazımsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim çevremizde gelişen tükürme, yalama, hazımsızlık vesair konularda görüntüden öte geldi bu sefer bulantılarımız; çok şükür büyüdük, farkındaydık fakat bunu uygulamaya dökme fırsatımız pek olamamıştı, uygulayınca gördük ki adam olmuşuz bayağı bayağı. Hani en azından anne insanının "Ben senin yaşındayken aklım bir karış havadaydı, sen akıllı davranıyorsun." diyebileceği bir insan olmuşuz, sağol annecim ya! (Bu arada şizofren filan değilim, fakat yine de biz'mişiz gibi konuşmaya devam edeceğim, edeceğiz hatta! Hoşuma gidiyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Heh ne diyorduk, mezun olduk mezun ve işsiz ordusuna katıldık. Yeni yeni dank etti ne yapabileceğimiz, bugün maliye çalışmaya başlıyoruz. İstanbul'la yattık kalktık bi sene, zannetmeyin ki ağzımın payını aldım yapmıyorum bir şey, yo dostum. Küçük tilki gecikmeli de olsa ideal topraklarına dönecek, ben inanıyorum siz de inanın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yaşam enerjimizi zaman zaman kaybetmeye meyletsek de biliyorduk ki yok öyle bi dünya, alnımızın akıyla kaybetmediğimizi de söyleyebiliyoruz. Sevenlerimiz sevilenlerimiz dostlarımız arkadaşlarımız gibi pek çok unsur değişti, fakat ne gördük, değişmeyen tek şey değişimdir o ye man; sabitte kalmadık değişimden korkmadık. Bildik ki o korkulan her neyse, sen ondan korktukça gözünde büyüyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçüklüğe dayanıyor aslında temeli, koridordan gece filan sürekli biri beni takip ediyormuş gibi hissederdim, acayip korkardım. Bir gün dönüp baktım gelen giden yok. O gün bu gündür korkularımı kendime yarattığımı, aslında ardımdan beni hiçbir şeyin takip etmediğini bilirim; tazecikken zihnimiz hayattan kendimize kattığımız kıssadan hisseler daha çabuk kabulleniliyor farkındasınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ne diyorduk ikibinon, en çok yine de dostlardan yüzümüz güldü. Gördük ki araya giren zamanlara rağmen yine aynı gülüşle tüm dostları tertemiz saklamakta ailenin babası Ankara. Sıkı sıkı tembihledik ona dostlara iyi bakmasını ve beş senelik, bizi çocukluktan çıkarıp yetişkinliğe adım attıran topraklara veda ettik. Biraz buruk oldu ama olsun, ettik valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ne sıkıcı şeymiş analiz filan ya. Caydım arkadaş yapmıyorum. Ben mevcut hayatımı özet geçeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Cuma günü İstanbul semalarına kanat açarken tahmin ettiğimiz üzre yolda uyuyamadım ve ne yazık ki sınavda ingilizce sorularını yanıtlarken 30 saat uykusuzluğun etkisiyle ne mükemmel bi insan olduğum konusunda gaza geldim. Oldu, olabilir, egomun belki doymaya ihtiyacı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse, ardından on saatlik bir İstanbul turu ardından Ankara'da insanlığa karınca adımlarla yaklaştım (beş ay oturmanın ardından laktik asidin çaresizce salgılanışı, akabinde tutulma), ve fakat yaklaşabildim yani. Herkesi de nasıl özlemişim yarabbi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tabii bacaklarımın birkaç gün içinde açılmasıyla beraber karınca adımları abartıp, dostları görüp şımarmamla son beş senede sanırım hiç olmadığım kadar rezil oldum. Affedin beni canlarım, valla sizi gördüm de şımardım. İçimde sakladığım küçük apaçi üç bardak şarap beş bardak votkaya bakıyormuş, bunlar çok zıpladığında fena karışıyormuş, insanı bi fena ediyormuş öeh. Neyse, olan oldu artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıssadan hisse; şişede durduğu gibi durmuyor meret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bunları yazınca da "Surekli içiyorum bebeyim bu benim için hayat tarzı, nerde akşam orda sabaıh kendimi de on sekiz yaşında hisediyorum (belli) oye" insanı gibi hissettim ama vala öyle değil, çok efendi insanım ispatlayabilirim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi de Ankara'dakiler candır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle yani. Ben şimdi maliye patlatacağım, realist bir insan olacağım. Şaka şaka yatayım ben biraz, akşam bakarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hepi ikibinonbirler olsun hepimize. Zaten zodyağım da coşuyor bu sene, oh oh. Öptüm cümleten!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5308170922940040903?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5308170922940040903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5308170922940040903&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5308170922940040903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5308170922940040903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2011/01/seni-bulazam.html' title='Seni Bulazam'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-8987365994601025731</id><published>2010-12-24T09:20:00.000-08:00</published><updated>2010-12-24T09:20:55.421-08:00</updated><title type='text'>O Come O Come Emmanuel</title><content type='html'>* Yahu böyle uzak bi yerlere gitme konusundaki girişimciğim evde geçirdiğim aylardan sonra ciddi anlamda sekteye uğramış, içim bir huzursuz bir acayip. Neyse başıma bir iş gelirse diye söylüyorum, gelmez umarım, kendinize dikkat edin ben bir dokuz- on gün filan yokum sanırım. Bi de şans dileyin bana olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Good luck Kuti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gitmeden yeni yıl hediyesi size bu şarkı olsun, hiç unutamayacağımız çok güzel bir yıl olsun hepimize bu da ilk "Mutlu Yıllar!"ınız olsun eheh. Öperim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=8UGaDcQcFKk"&gt;sufjan stevens- o come o come emmanuel&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-8987365994601025731?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/8987365994601025731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=8987365994601025731&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/8987365994601025731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/8987365994601025731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/12/o-come-o-come-emmanuel.html' title='O Come O Come Emmanuel'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-7041320371685758668</id><published>2010-12-22T12:24:00.000-08:00</published><updated>2010-12-22T12:54:28.484-08:00</updated><title type='text'>Mountaintop Picture</title><content type='html'>* Küçükken Capry Sun'ın reklam şarkılarından birinde "Önce hüplet sonra gümlet/ kapri sanın tadına varınca" sözleri ile hatırlarsanız bir furya başlamıştı içilen capry sun paketlerini şişirip patlatma şeklinde; ben içerdim filan neyse arkadaşlarım "Bak şimdi bak naassı patlatcam, huaa" nidaları eşliğinde pat küt patlatırlarken paketleri benimkilerden istisnasız "bicuvk" efekti gelirdi. Birini de patlatamadım ya. Hadi o zamanlar güçsüzdüm filan desem, ilerleyen dönemde de patlatamadım. Yine getirseniz paketi yine patlatamam. Tekniği bilmiyorum dostum. Hep içimde uhde kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dün iki saat ekşideki "merhum ekşi yazarları" başlığını okudum, çok çeşitli düşüncelere gark oldum, ağladım filan. Yo dostum, kendimi öldürmeyi filan düşünmüyorum zaten iki gün sonra İstanbul'a gidiyorum, bu büyük fırsat öncesi öldüremem kendimi, dahası da bunu yapamayan tabansız kimseler ordusunun bir mensubuyum. Daha Capry Sun patlayamıyorum yahu ne intiharı, teey. Yine de birkaç gün öncesinde hesap şifrelerimi zipleyip tanıdık birilerine gönderme fikrim filan geldi aklıma, dedim ne oluyoruz hani malum olurmuş ya kimine. Bunun üstüne sanırım ölürsem pek çok kişi uhreviyata döner zaten, o yüzden bi şey olmaz sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsim sonu sineği dediysek dört mevsime hitap ettik heralde, bir mevsimin sonu diğerinin başı oluyor sonuçta. İnce hesapların insanıyım değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Evet şunu hep yapmak istedim, çünkü @liverpool @bayern munich filan yazan herkese hep dört duvarımın arasından baktım, ekrana ekmek bandım ben hep, bırakınız yapayım; 24@eskişehir, 25@istanbul, 26@ankara biraz yerel oldu ama bugün apartman kapısının girişini, ve evet kendi evinin, şaşırmış biri olarak büyük bi şey bu benim için. Şunu da diyeyim hatta; "Oh be." İstanbul'a her gittiğimde yaşadığım milyonlarca insan arasında sudan çıkmış balıklık hissini yaşamayalı epey olmuştu zira.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aslında bambaşka bir şeyler hakkında yazacaktım lafa daldım unuttum bakın, nefretin fizyolojisini inceleyecektim ben. Nefret edilebilecek bir insan olmanın nasıl başarılabileceğini düşündüm dün uzun uzun ve buldum, özel bir efor gerektirmiyor sanırım; yok saymak, karşınızdakini gerçekten yok saymayı başarabilmek kadar kolay nefret edilen insan olmanız. Eğer karşınızdakinde hala bir takım varlığınıza dair kırıntılar; sevgi ve nefret, buunuyorsa küçük hesapların peşinde küçük bir insan olarak varlığınıza zarar vermeye çalışıyor bazen. Ha ucu varlığınıza dayanmasa siz zaten yok kabul etmişsiniz, düşünün; olmayana zarar vermeye çalışmazsınız ya da faydalı olmaya, ama siz ne kadar yok saymayı başarırsanız başarın gördüğünüz zararda ya da faydada kişinin halen aslında var olduğunu hatırlıyorsunuz, ki oldukça gereksiz ve sinir bozucu, aptalca, küçük geliyor yaptığı da. Yok olmayı bilmeyen kocaman ben'likli insanları asla sevmemişimdir. Hiç de sevemeyeceğim sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka maka bir gün öleceklerini, öleceğimizi düşünmemiz bile aslında ne çok şeyi sıfırlayıveriyor insanın gözünde. Ya da neyse, takılsın herkes. Bi açıp okusanıza şu bahsettiğim başlığın altındaki yazarların başlık altındakileri. Uğruna ne yapacağımızı şaşırdığımız hayatın ne olduğunu süper özetlemiş her biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya dün aklıma geldi, şöyle bi düşündüm bi paket yapsam, bi mektup belki birkaç sürpriz şey daha bana dair, sonra onu bir yere saklasam ben öldüğüm anda (burasını çözümleyemedim ama nasıl yapacağımı)otomatik olarak o paket seçtiğim birine yollansa, mesela ben official ölmüşüm ama burada blogda yazılar yazılmaya devam ediyor şifrelerimi vermişim birine düşünsenize, üç buçuk atarsınız valla, haha. Neyse ben bunu bi detaylıca düşüneyim ya. Eğlenceli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya ya, ölümlü dünyada küçülmeyelim, zaten dünya çok küçük ve bizler çok küçüğüz, ve hatta hayat ölümsüz sevgiler ve nefretler için çok kısa, yok olma özgürlüğünü verelim birbirimize ki daha güzellere hepimiz için yer açılsın. Kalanlara sevgiler diyip bitirelim bu yazıyı da.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-7041320371685758668?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/7041320371685758668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=7041320371685758668&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7041320371685758668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7041320371685758668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/12/mountaintop-picture.html' title='Mountaintop Picture'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5715127973461307264</id><published>2010-12-17T07:31:00.000-08:00</published><updated>2010-12-17T16:03:32.313-08:00</updated><title type='text'>Sancılı Üç Nokta Sorunsalı</title><content type='html'>* Oldum olası sevmişimdir yazmayı. Sevgili blogumu açmadan çok çok uzun yıllar önce de windows space'im vardı bir de. Ayrıca iş acısı değil de aşk acısı çekiyordum o zamanlar, yıl bin dokuz yüz ekir kikir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İşte siz insanlık denen muazzam bütünün nadide parçacıkları bilirsiniz ki bir insanın diğer bir insan için en çekilmez olduğu durum, işbu aşk acısının lüzumsuzca uzadığı zamanlardır. Hele ki böyle zamanlarda bünye ergense(ki sadece ergenken uzar bu süre) top safhada çekilmez, lüzumsuz ve üç noktalıdır bu konuda yazdığı yazılar. Kafiyelidir de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok işsiz güçsüzüm ya bugün bi şöyle nostalji yapayım dedim, ilk terk edilişimde yazmış olduğum metinlerle sonları karşılaştırdım ve geçirdiğim evrim dolayısıyla gözlerim irildi! (Türkçe'ye kazandırdığım bu yeni sözcük dolayısıyla tebriklerinizi iletebilirsiniz, "Zaten var irilmek" derseniz de bırakın mutlu olayım, zaten ihtiyacım var.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle metinler gizliymiş geçmişimde; yer yer acımasız, zalım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Geçer mi bilmem bu derin acı... Kalbime batıyor çeşit çeşit sancı... İki gözün önüne aksın(?) adi yalançı!... Rabinabinağy sana göreğ, sevmeler..." (Yerinde mübalağa hoş durabilir.)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu cümlelerdeki cıvıkyoğun yapılanma kadar değil tabii de yine de anladınız ama siz anlatmaya çalıştığımı. Derken o günlerden sonra baktım msn konuşmalarında bile üç nokta hayatımı işgal etmeye başlıyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Selam"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Selam..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Naber nerdesin sen şimdi?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eskişehir... Sen..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ankaradym bn dostm"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İyi... Süper..."&lt;br /&gt;(Üç nokta kanına girmiş arkadaş burada çılgınca nasıl olduğu yönünde bir soru beklemektedir, soru gelsindir ki edebiyatını konuştursundur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nasısn iyi msin birz daha"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne olurdu herkesin...&lt;br /&gt;Ben yalan söyleyebilirim...&lt;br /&gt;Bir seni olsaydı...&lt;br /&gt;Ne iyi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık herkesin bir seni var...&lt;br /&gt;Yalan söylediği!..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben çkıom."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Beni benimle bırak giderken... Başka bir şey istemem ayrılırken..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Byy"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bay..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani bu derece tarumar bir haliyet'i ruhiyeden bahsediyorum. Adeta o üç noktanın "bitmeyen cümlelerin sonuna bunu belirtmek için konur." özelliği dışında ergen ruhun tarandığını (üç mermi darbesi) gösterme, gösterme de değil göze sokma anlamı vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel zaman git zaman geçmiş yıllarımda bu üç noktadan tabiri caizse tiksinmeye başladım. Yerini iki noktaya bırakarak geçmişime gömüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O üç noktadan da beter dedim bi süre sonra. Türkçe'de böyle bi noktalama işareti yok ki arkadaş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu da bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son ayrılık metnim ise bildiğiniz üstrupluydu diyeceğim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şöyle yaparsan iyi edersin. Yine de her şey için teşekkür ederim. Kal sağlıcakla."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hah şöyle ya; temiz, net. Ölürüm ben noktaya. Nokta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereden mi geldi bunlar aklıma? Sanırım o buhranlı sisli günlerimde (üç buçuk sene öncesine tekabül etmekte) hem ekşi hem de last.fm hesabımdaki maskeli, gizli gotik sırlı kullanıcı adları almışım. İnsanlar da halen onun yanılgısına düşüyorlar. Ekşide mesela mesaj geliyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Maskeli derken...(üç nokta, god! kaç)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevab veremiyorum yeminle ya. Valla öyle büyük bir hata yapmışım ki mazimde günün mesajına cevap veremiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ehih ehkeh şey ya o vakit almışım onu öyle."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine mesaj geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anlıyorum... Yazdıklarınız etkileyici, hoş..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Teşekkür ederim. Konuşmayak mı? &lt;:)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Last.fm'den bi kuple mesela, yine mesaj;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Neden maskeli?.."&lt;br /&gt;"Ya o ımm, şarkı adı!"&lt;br /&gt;"Anladım..(Bu sefer iki nokta)Mutlu olmak için ne yaparsın?.. (He valla öyle mesaj geldi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevab veremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani diyeceğim hani vakit evvel gizemsiz de bi insansanız hani böyle bir imaj yapıştırmış olmanız üstünüze ilerleyen aklınızı başınıza aldığınız zaman diliminde sıkıntı, sancılı durumlar doğurabilir. Ha iyi ki mesela o zamanlar profesyonel fotoğraf makinesiyle aynada kendini çekme modası henüz baş vermemiş, mazallah aynaya üç nokta koyar da çekermişim, öyle vahimmişim ben aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o yüzden mutlu olmak için... Önce elde ettiğini sevmeli insan... Demiş La Fontaine... Yine de... Zifte bulanmış bir gecede içilen... Sigara gibidir tadı... Nedir diye sorsanız derim ki... İşsizliktir adı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka yapdım! Nihehe. Kalınız sağlıcakla canlarım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5715127973461307264?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5715127973461307264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5715127973461307264&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5715127973461307264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5715127973461307264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/12/sancl-uc-nokta-sorunsal.html' title='Sancılı Üç Nokta Sorunsalı'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-2973950947904792850</id><published>2010-12-15T13:34:00.000-08:00</published><updated>2010-12-15T13:39:29.679-08:00</updated><title type='text'>Tuvaller ve Muhabbet Kuşları</title><content type='html'>* Komşumuzun küçük kızına ders anlatmak son günlerimde yaşadığımı ve halen bir işe yarayabildiğimi gösteren tek eylem olarak beliriyor hayatımda. Bir muhabbet kuşları var, daha önce bahsetmiştim muhabbet kuşlarına olan sevgimden. Her türlü kanatlıya sanırım bizden bir çift kanat daha özgür oldukları için sempatim var. Bir şeyler söyleyince elinizin üstüne geliyor ve neredeyse ağzınıza düşecek, dikkatle dinliyor, gagasını göğsünü öptürüyor filan. Bugün kafesindeyken laf atayım dedim, çıldırdı sağa sola hızlı hızlı gidip geliyor, ilk başlarda gülümseyerek baktım sonra gülümsemem soldu, gün içinde evin içinde birkaç duvar çeperinde gidip gelişim canlandı gözümün önünde, açıveresim geldi kafesinin kapısını da pencereyi de, açsın kanatlarını gitsin özgürlüğüne. Durdum sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükken muhabbet kuşumuzun yaşadığı zamanlarda bir yaz günü onun bulunduğu odaya girdiğimde sonuna kadar açık pencereyi ve önünde duran muhabbet kuşumu görmüştüm, kalbim korkudan hızla atmaya başlamıştı, birazdan uçup gidecekti işte. Neyse biraz baktı dışarı, normal zamanda kafesine sokabilene aşk olsun, ismini zikretmemle beraber odaya doğru döndü, uçtu kafesinin üzerine ve kapısından içeri girdi. Tek bir düzlemde sürdürdüğümüz ve kendimizce en doğru, en güzel şekilde yaşadığımız (belki yaşayamadığımız) özgürlüğü tek düzleme sığdırmayacak muhabbet kuşumun tercihinin sanırım tek bir açıklaması vardır; bilinmeyenden gelen korku.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bugün onun sesime verdiği tepki, yani tel örgülerin arasındaki çaresizliği öyle canıma yakındı ki, anlatamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ve tuvaller. Yağlıboya severseniz bilirsiniz, aslında oldukça zihin yoran bir iştir. Bomboş bir tuvale bir şeyleri çizmekle bitmez iş, nesnelerin sırasını öyle bir hesap etmelisiniz ki çizdiğiniz birinin ardına çizeceğiniz bir diğer nesne göze batmamalı. Yani sıralama öyle önemlidir ki sonradan çizdiğiniz arkadaki cisim her zaman eğreti durur. Hani bazen yattığımda filan diliyorum, "En azından güzel bir şeyler olacaksa umut vaad eden bir şeyler göreyim rüya filan" sanırım rengine bakmaksızın hayatıma çektiğim biraz karanlık bir astar bu günler de. Mesela bir şeyler çizilse şu an tuvalime belki de bu sıkıntıları yaşayıp atlatmamış olduğumdan ileride o nesnenin ardına bu astarı çekmem zor olacak. Belli ki zor veya kolay, belli bir sıralama dahilinde her şey. Sadece zorlayan bu siyah astarı çektiğim zaman diliminin artık yıpratıcı şekilde uzamış olması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kuş elimin üzerini çizik içinde bıraktı, hiç de fark etmedim kafesine sokana değin. Sevdikleriniz sebepli küçük göze batmayan yaralar, yine de kolonya sürünce çok acıdı ama. Bazen diyorum sevmeyiversek mesela, göze batmayan ama yine de can yakan yaralarımız da olmazdı, şimdi elime bakıyorum da, sanırım yaraları olunca daha güzel oldu. Yine de yaralamadan sevenleriniz çok olsun, dikkat edin kendinize.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-2973950947904792850?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/2973950947904792850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=2973950947904792850&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2973950947904792850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2973950947904792850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/12/tuvaller-ve-muhabbet-kuslar.html' title='Tuvaller ve Muhabbet Kuşları'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5165478655947165375</id><published>2010-12-14T05:51:00.000-08:00</published><updated>2010-12-14T05:51:06.859-08:00</updated><title type='text'>And the Mocking Bird, Wishes Luck</title><content type='html'>* &lt;a href="http://beemp3.com/download.php?file=7168051&amp;song=I+Wish+To+Weep"&gt;Dadafon- I Wish to Weep&lt;/a&gt; indirin bence bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hep şu oluyor fark ettiniz mi, mesela aslında hiç istemediğiniz bir şey oluveriyor, sonra bir iki hani ne şekilde tepki vereceğinizi bilemediğiniz, kandinizi nereye vuracağınızı bilemediğiniz bir devreye giriyorsunuz. İlkse böyle bir şey yaşamanız uzun süreli oluyor, ilk değilse çabucak kabullenmeye bakıyorsunuz, hemen kabullenip eski hayatınıza dönebildiğiniz oranda güçlü, olgun insan oluyorsunuz. Yani kabullenmeyle büyümek, mi diyeyim, paralel ilerliyor. Hayata karşı coşkusunu muhafaza edebilen insanlara bayağı kıskançlık dolu bakışlar atıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dün kısa günde bazı enteresan şeyler gördüm, sıra beklerken karşımda bir bey oturmaktaydı, böyle tip itibariyle aklıma alice in wonderland'in masal kitabındaki aşçıları anımsattı, enteresan bi kişilikti durup durup gülümsüyordu. Düşen insan görünce gülmemi engelleyemediğim gibi gülen insan görünce de engelleyemem, neyse yanında oturan bayan cep telefonunu çıkarıp mesaj yazmaya girişince Mr. Bean'den hallice kafasını uzatıp okumaya başladı, kadın bir iki yandan yandan bakış fırlattıysa da sonunda engelleyemeyeceğini fark edip çareyi ayakta mesaj yazmakta buldu. Bunu da itiraf edeyim, ben de yanımda bu tarz bi eyleme girişirse kendime hakim olamayarak bakıyorum; fakat okumuyorum sadece bakıyorum, eylem tepki mi artık ne derseniz. Eheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aslında bu sevimsiz sıkıntılara sahip olduğum günlerde yanımda olduğunu hissettiren insanlar mevcut ve bunlar, aslında şu ana değin yanımda olan insanlar değil; fakat artık aynı merkezde dönmekten ben bile o kadar bıktım ki, sürekli aynı şeylerden bahsetmekten onlarla konuşmaya bile çekinir oldum, aslında sıkıntının paylaştıkça azalır bi tarafı yok sıkıntı bir problem ve problemlerin çözümleri vardır. Ta lisedeyken çözülemeyen matematik soruları elime getirildiği zamanlarda bir soru getirmişti arkadaş, bir logaritma sorusu, okulda uğraşmıştım, gelip evde uğraşmıştım ve takip eden iki gün daha o soruyu çözmeye uğraşmıştım. Üstelik hep bu tür çözülemeyen sorularda çok kolay bir yöntem vardır, insan bunu fark ettiği anda "Bu muydu?" diye kalakalır, işte günlerce o soruyu düşünüp "bu"yu bulamamıştım. İçinde bulunduğum durum bu matematik sorusu karşısındaki acizliğime benziyor, soru deseniz hala hatıra kutumda durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Üniversitede arkadaşlarımın farkında olduğu ya da olmadığı ve benim arakladığım ufak tefek onları hatırlatan ayrıntıların ürünü üçüncü hatıra kutumu açtım döndüğüm zamanda. Her bir kutudan çıkan kağıt parçalarıyla bile o ana gidişim ise sanırım geçmişime duyduğum sadakatin bi ürünü olsa gerek. Mesela annemle kuafördeyiz yaşım konusunda bir bilgim yok, ama çok küçük olduğumu hatırlıyorum, annemin saçlarını taramak çok hoşuma giderdi, kendi saçıma elletmemek ise adetten, her ne kadar kestirmemesi konusunda ısrar etsem de gittik o kuaföre, annemin kocaman demetler halinde yere dökülen saçlarına doğru meylettim, çok da küçüğüm kimse fark etmedi bile, bir tutamını alıp bir kağıt mendilin arasına ardından cebime koydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve geldiğimde çıkardım ve o an bir gün annemin öleceği düşüncesi geldi aklıma, ağladım bi yandan ise onun saçlarına artık ne zaman istersem dokunabileceğimi düşündüm, mutlu oldum. Az önce yine bu bilmem kaç yıllık saçlara baktım, hala siyahlar annemin saçları bembeyaz oldu. Zaman ne çabuk akıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Her zaman büyük beklentilerin ürünü bir insan olarak, yavaş yavaş ben hiçbir şey yapamayınca, herkes de bunu görüp artık daha fazla beklentiye girmedikçe bir yandan içim burkuluyor, diğer yandan üzerimdeki yük hafifliyor. Aslında beklentinin fizyolojisine baktığımızda bir şeylerin beklenmesi sizden güzeldir, çünkü iş tamamen size de baksa üzerinizdeki yük çok bile olsa sizin bir şeyler vaad eden bir insan olduğunuz hissi güzeldir; bu türlü bir garip, şöyle hani makinelere bağlı öldü ölecek bir hasta gibi, yaşarsa iyi olur ama yaşayamayadabilir. Ondan birşey beklemiyoruz bu konuda. Biraz unutulmuş, biraz "o olmaksızın bundan sonra yolumuzda..." gibi. Unutmak iyi, unutulmak kötü. Bense hatıra kutumdaki kağıt parçalarının bile neden oraya saklanmış olduğunu hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dün aslında kendime bile unutulmuş olduğumu başımı dayadığım otobüs penceresindeki görüntümü görünce fark ettim, mazallah biri denk gelse karşıma bir tanıdık sanırım iki omzum üzerinde bir dünyayı taşıdığıma ikna edebilirdim onu. En çok da gece yatmadan önce ettiğim dualarım, dün fark etmeksizin onları bile "Hayırlısı" diyerek benden öte bir şeye teslim ettiğimi gördüm uzun uzun dilemek yerine. Özet geçiyorum yani artık hayatı, o beni ne kadar ciddiye almıyorsa ben de onu almıyorum. Ah bir de ciddiye almak zorunda bırakmasa kendini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Belki de burada hata yapıyorum, "an" çok geçici olduğundan anımı güzelleştirmek adına bir şey yapmıyorum, eğer yarınım güzelleşecekse sonsuz umut, sonsuz emek ama bu anım lekeleniyor öyle olunca da. Mutluluk elde ettiğini sevmektir demiş La Fontaine, ne zordur elde ettiğimizi sevememek. Halbuki "hiç"se bile özeti ediminin, hiç'i sevmeyi bileceksin değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5165478655947165375?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5165478655947165375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5165478655947165375&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5165478655947165375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5165478655947165375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/12/and-mocking-bird-wishes-luck.html' title='And the Mocking Bird, Wishes Luck'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-4859690568675060500</id><published>2010-12-10T05:37:00.000-08:00</published><updated>2010-12-10T07:43:48.424-08:00</updated><title type='text'>Reggae Severim</title><content type='html'>* Geçen günlerin biri yine umutsuzum böyle yüksek seviyeli, kendimi google'a "Şanssızlık geçici midir" diye yazarken avladım. Bildiğiniz avladım. Öyle bilinç dışı yazmaktaydım bu makus, bu talihsiz kelimeleri. Derken bir sürü ilahi site çıktı. Bence ilahi siteler com uzantılı olmamalı ama. Ciddiyeti kaçıyor. Net uzantılı olmalı. Net net böyle. Feysbuk da com mesela. Oluyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Arama motorlarıyla olan ilişkimden daha önce bahsetmemiştim sizlere. Evet, çok samimiyizdir gerçekten. Oda arkadaşımla sürekli asıllı asılsız şeylerle iddialaşmalarımın sonunda genelde bu arama motorlarında, kahvemi almış olanca ciddiyetimle araştırma yaparken yakalanırdım. Görseniz mesela böyle bir zamanda ciddi toplum sorunlarına değinen makale yazarı insan görünümü. Ama aslı öyle mi insan? Bi sor hele. Değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misal iddialaşmışız bi gün yine "Antep fıstığı/ Siirt fıstığı" konusunda. Bi de arkadaştayız. İçim içimi yiyor. Aratmalıyım arama motoruna. Siirt fıstığının varlığını ispat etmeliyim. Zamanı dar ettim kendime. Koştum yurda hemen bilgisayarı açtım. Full ciddiyet oturdum, siirt fıstığı yazdım google'a. Canım benim. Neyse bilgisayarı alıp oda arkadaşıma koşturdum, gösterdim görsellerden. "İlahi ben onu çoktan unuttuydum ona mı taktın sen." dedi. Güldü. Rencide oldum biraz ama olsun. Sonuçta siirt fıstığının varlığını ispat etmiştim. Her şeye değerdi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yine günün biri bu Herkül'ün bi hayvanı vardı. Herkül'e güç geldiğinde bunun adı da Atılgan oluyordu, vahşi bi şey oluyordu hayvana böyle zamanlarda. Hani hepimize dar gelince bi haller olur ya onun gibi. Neyse, diyorum bunun güç gelmemiş adı tırsık. Okuldayım, arkadaşlar "Tırsık argo bi kere tırsık olur mu?" diye ikna etmeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Google kanıtlamazsa inanmam. Koştum geldim yurda. Açtım sayfayı "Herkül kaplan" yazdım. Sonra çıktı tabii tırsık değilmiş. Titrekmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tırsık'a karşılık ne geldiğini de söyleyemiyorlar ya, hatırlamıyor kimse, o gün eşrafça beyin kasırgası gerçekleştirmiştik. Sebep: Tırsık. Titrek yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse öğrendim, kuyruğu kıstım hem yanlış info sebebiyle kuyruğu kısıp özür diledim insanlardan ertesi gün, hem de titrek'i söyledim rahatladı herkes. Oh dedik. Öyle bi kriz yaşamıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bugün yanlışlıkla arkadaşlarımın fotoğraflarının olduğu albümleri açtım. Açmaz olaydım. İçim sızladı yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Küçük girişimci ruhum ve cahil cesaretimle sanırım bi şeylere atılıyorum bakalım. Ama kesin patlar. Bi şeker türü olsaydım patlayan şekerlerden olurdum kesin. Patbom muydu neydi ya onların adı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İş mülakatlarında bazen insanlar size "Bir hayvan olsan hangisi olurdun?" diye soruyorlarmış. Çita derseniz vahşi, tavşan derseniz çok uysal görüntü sergilermişsiniz. Kuş derseniz fazla özgürlüğüne düşkün, koala derseniz fazla uykuya düşkün, madde bağımlılığına yatkın olurmuşsunuz. Hani mutfakta Ümit Usta, oturma odasında Rosie (Jetgillerin robotu "Ene jetgiller bir ayrı post konusu yazayım ben onu bi ara") gibi buna da karma bi cevap vermelisiniz gibi sanki. Ne bileyim şöyle mesela;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir hayvan olsan ne olurdun?"&lt;br /&gt;"Hazırlamam gereken rapora karşı çita, karşımdaki insana karşı kedi, imzalatacağım belgeler için karınca olurum."&lt;br /&gt;"Alay mı ediyorsunuz?"&lt;br /&gt;"Siz?" (İşte bunu da hayatınız boyunca diyemeyeceksiniz. Ehahe.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetki insana verildikçe onun size alaycı bir tutum takınmasında hiç problem yoktur. 3. kuşağa kadar akrabalarınız yaşlı girişimciler değilse şüphesiz ki size alaycı bir tavırla yaklaşılacaktır. Neyse olur, olabilir. Ama şeker olsam kesin patlayan şeker olurdum; öyle tehlikeli, öyle çılgın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bomboş hayatımdan bir post eğlence çıkardım ya, seviyorum kendimi ben ya. Siz de sevin kendinizi. Öperim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-4859690568675060500?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/4859690568675060500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=4859690568675060500&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4859690568675060500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4859690568675060500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/12/reggae-severim.html' title='Reggae Severim'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5509640930660257136</id><published>2010-12-06T13:13:00.000-08:00</published><updated>2010-12-06T13:13:12.374-08:00</updated><title type='text'>Kanarya Plajı</title><content type='html'>* Çok garip her şey gerçekten. Düşündükçe daha bir garip. Yani öyle bir aksaklık var ki neresinden tutsanız ayrı bir aksaklığa açıyor yolunu, çok garip bir sistem bir çark işliyor sizi de öğütüyor. Her bakımdan dişlinin arasında kaybolan bir et, ruh parçası olarak kalıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yorgunum demek bile yorgunluğa mahal verecek, öyle ince basit hesaplar yapar oldum ki ben de kendimden beklemezdim bu kadarını. Gerçekten yorgunum diyemiyorum ve her günün sonunda aynı sorunları düşünerek kapattığım zihin sayfamı her yeni güne aynılarıyla açmaktan yorgunum aslında. Yarının da yine böyle olacağını bilmek ise gücünü apayrı kırıyor insanın gerçekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya hani bireyden çıkıp daha genellere süzüldüğünde şöyle mesela; şöyle bir bakıyorsun ve ikinin biri olan cinsiyetin bile çoğu zaman hakaret olarak kullanılıyor diğer yüzde ellininki bir övgü sıfatı olarak belirtilirken, ne bileyim bir bireyi "insan" olarak algılama özürlü şu öğretilen yanımız. Her şeyde böyle mesela size güzel dendiğinde güzel hissetmeniz gibi kendinizi, çirkin dendiğinde çirkin; hani bir şeyi görünür kılmak için onun o insana bile bildirilmesinin gerekliliği, o insanın o bildirildiği andan itibaren "görünür olduğunu" artık bildiği gibi; şöyle açıklayayım toplumun pek çok sorun kilitlerini biz hep kendi kendimize ürettik, biz hepimiz "sorun" adıyla göze batırdık en göze batmayanları, neler neler... Din siyaset ve maneviyata dayanan ucu o kadar çok konuda bu böyle ki. O sorunun adı her neyse biz onu zikretmeden isimsizdi onların hepsi. Henüz sorun değildi bizler her şeyde nefretimizin, sevgimizin ve ulu orta eleştirdiğimiz "tüh pis" faşistliğimizin kurbanıyız çok fazla şeyde. Konu nerelerden nereye geldi ne diyordum en son;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İşte senin seçiminden tamamen yoksun şekilde dünyaya geliş standartları, cinsiyet ve senin bu herkeslerin çok çok önemsediği ayrıntıları analiz edebilecek nitelikte bir karakter sahibi oluşun yani ne bileyim, mesela saç kökü kaynağı düşünme yetisinden almaz saçı ve aklı beraber ihtiva edebilir kişi, kişi kişidir mesela. Sadece insandır erkek ya da kadından ziyade. Bugün bi şey oldu, annemin telefonu çaldı, adamın biri, annem yanlış numara dedi ve akabinde adam sanırım huzursuz edecek bi şeyler söyledi, savunma ise annemden şu şekilde geldi ki; "Elli yaşında kadınım oğlum ayıp değil mi?" Kızdım. Kızdım evet çünkü bir insanın yaptığı ayıba karşılık verme yöntemi elli yaşındayım, onu geçtim "Kadınım" diyerek kendini aciz gösterme, vicdan uyandırma karşındakinde değildir. Acındırma çözüm değil ki, kadınım güçsüzüm vah bana yazık, erkeğim yakarım yıkarım çok güçlüyüm, hangi kafadayız biz hala ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı insan olarak görme ciddi bir problemdir ve toplumumuzun büyük çoğunluğu ne yazık ki bu mikrobu zihninde taşımakta. Üzülüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse malum yaşadığımız, genel şeylerden ziyade minimal noktalara eğilmek durumundayız; toplum yarası bir cinsiyetin zihinde yarattığı tüm imajı ne yaparsanız yapın üzerinizde taşıyorsunuz, diğerinden bir adım geri. "Karı gibi" diyorlar insanlar yermek için bir diğerini, "kadın" bile değil. Düşünüyorum, düşünüyorum bir şey yapamayacak bile olsam kendimi biliyorum ama bir diğerinin, en yakınında bu derece doğumuyla üzerine yapıştırılmış imajı sessizce kabullenişi öyle koyuyor ki. Ufak ayrıntılara gösterilmeyen dikkat bizi nerelere sürükledi farkında mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse konu değiştireyim, işte normalde benim telefonum hep açık olur, gece de dahil olmak üzere. Geçenlerde rahatsızım biraz öğleden sonra üç buçuk muydu neydi kalktığımda, telefonun şarjı bitmiş (şarz demeyin), açtığımda bir iş yerinden üç kere aranmışım, bu cuma daha ya, "Haftasonu geçsin arayayım." dedim aradım bu sabah hemen, "Görüşmeler yapıldı teşekkür ederiz." dendi. Bambaşka bi şey bu şans olayı sanırım, tamam hani hiç aranmamış olsam ben mesela, her zaman özenle bu tarz şeyler için açık tuttuğum telefonumun şarjı bitip kapanmamış olsa, ben o gün rahatsız olmasam da fazla uyumamış vakitlice kalkmış olsam, geçtim ya hiç aranmamış olsam en azından "Ne yapayım aramıyorlar." diye otursam... Ama ufacık ayrıntılar bile şanssızlığımı yüzüme tokat gibi vurmak zorunda değil, insanım ben de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yorgunum. Bari burcum balık olmasaydı yahu. Doğuştan toprağa dönük!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya böyle sürekli bekliyorum. Arada insanlar geliyor, sorunlarından bahsediyorlar teselli ediyorsunuz çözümler üretiyorsunuz, meşgul olduklarını söyleyip müsaade istiyorlar, meşgul olmadıklarını söyleyip geri dönüyorlar; hani bir durağın ta kendisisiniz diyeyim, siz hep ordasınız, kişiler değişiyor geliyorlar, sizi kazıyıp isimler yazıyorlar üzerinize taşıtlar geliyor alıp onları götürüyor geri getiriyor getirmiyor. Ama siz o duraksınız. "Durabilmek" için pek çok badire atlatmışsınız amenna, "Ah" "Sen gerçekten insanın ihtiyaç duyabileceği bir insansın, telefonunu alsam sorun olur mu?" Olmaz niye olsun. Ama diyemiyorsunuz işte ben niye durmak zorundayım dimdik onun ne kadar hakkı varsa belini bükmeye benim de hakkım var. Sonra bakıyorsunuz ki; onun var bu hakkı ama sizin yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bazen bencilce kıskanıyorum bu güçsüz olabilme lüksünü diğerlerinin, sonra kendimden soğuyorum bencilleştim diye. Yine toparlanıp "güçlü(!)" insan oluyorum sonra. Hem güçlü hem insan, inandırıcı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Biraz, hatta tamamen, kafa yormakla da bağlantılı aslında sanırım; yani evren şaşalı görüntüsünün ardında öyle benzer bir çıplaklığa sahip ki "Sen bakmadan soyunamıyorum"dan ziyade "Sen bildiğin için o halimi soyunmuyorum" da diyebiliyor bazen. Diğer yandan çıkmadık candan ümit kesilmez, ben hala dahi anlamındaki de'yi ayrı yazmaya devam edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Evrenin bu çıplak görüntüsü zihnimi bulandırıyor iyi ki yazmak diye bir şey var da birazını olsun kusabiliyorum. Yine de bulanıyor ama. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Her şeye rağmen yine de şu dünya üzerinde aslında güvenilecek tek şey ciddi anlamda sadece kendin olunca, bu hayasız arkadaşın bir de kendine güvenini sorgular halde bırakması var ki insanı o kötü işte. Domino gibi, ilk taşı nerede devirdim hala merak konumdur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5509640930660257136?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5509640930660257136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5509640930660257136&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5509640930660257136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5509640930660257136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/12/kanarya-plaj.html' title='Kanarya Plajı'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-7374619232170461865</id><published>2010-12-04T11:52:00.000-08:00</published><updated>2010-12-04T12:07:47.145-08:00</updated><title type='text'>Yani...</title><content type='html'>* Olduramama olayı bir şeyleri değişik hakikaten, mesela siz büyük hayaller kuruyorsunuz, sanki olacakmış gibi onlara inanıp bi de sıkı sıkıya bağlanıyorsunuz bunlara, sonra onlar olmuyor ve akabinde hayalcikler oluşturuyorsunuz hani "O olmadı en azından"lar, onlar olmuyor sonra da, olmuyor yani. Kalıveriyorsunuz kaldığınız yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aslında olmayacağına dair o şeylerin mesajları da bi şekilde alıyorsunuz sonra, ama o şey sizin için öyle umut ihtiva ediyor ki içinde inanmak istiyorsunuz. İnanınca düzelir çünkü belki evrene o yönde bir enerji yollarız, belki oluverir, belki yeterince üstümüze geldi pek çok şey bir şeylere dayanmak lüks değil ki ihtiyaç. Sonra olmuyor yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya bir sene boyunca koskoca bir sene nasıl inandım, hani ağlasam da bi denizin kıyısında olacaktım ben ışıklar göz kırpacaktı bana, ne bileyim yine atış yaptıran o abi gelecekti yanıma "Doldurdum şarjörü kime kızdıysan kırmızı balon o olsun." diyecekti, hem gülecektim hem ağlayacaktım ben, hem dünya ne güzel diye düşünecektim hem de çirkinliğine ağlayacaktım. "Vay be" diyeceklerdi "Hani hayallerinin ardından hiçbir şeyi umursamadan gitti." ya da ne derlerse desinler ben hayallerimin peşinden gitmiş olacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can telaşı, yine hayallerimin uğruna heba ettiğim üç beş kuruşum vs vs... Koca hayallerimi bi tavla müsabakasında yenilgiye uğramışım gibi koltuk altıma kıstırıp dönmeyecektim ama. Doğduğum ama sevemediğim yerlere dönmeyecektim hiç. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem gülecektim hem ağlacaktım, ama böyle buz gibi olmayacaktım. Hayal dünyalarım vardı benim şimdi hayal kurar gibi olunca dizginliyorum kendimi, ciddi ciddi hayal kurmaktan korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Uyandığım günler bile öyle birbirinin aynısı, öyle "Hiçbir şey olmayacak yeni." ki uyanmaya mecalim kalmadı desem yeri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Crazy penguinde bile tüm rekorları kırdım, yine aynılarını oynuyorum zevk vermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hani böyle insan bazen yeni biri olsun hayatımda filan ister, böyle kalp çırpıntısı filan, ya o bile şu anda öyle büyük bir lüks öyle geri planlara kaçtı ki düşüncesi bile bir asır ötede sanki. Aslında çok masum bi hayal kurmuştum şöyleydi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Ankara'daki iş olacaktı, birkaç ay bi arkadaşın yanında kalıp biraz para biriktirecektim, sonra kendi evime çıkacaktım, bir oda ve salon, odama bir ranza bir de kanepe atacaktım, yurttaki oda arkadaşlarım geldiğinde yanımda kalacaklardı, salona kahverengi kremli yastıklı kanepeler alacaktım, yerlere aynı renklerde fırfırlı minderler dikecektim ki arkadaşlarım geldiğinde rahat rahat otursunlar, kırmızı bi televizyon alacaktım, yere bi hasır atıp orta sehpaya dantel örtüler ya da hepsinin... Ankara'daki iş olmadı ve ben arkadaşlarımdan çok uzaktayım. Ve hepsine de deli gibi ihtiyacım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sabah aldığım bu yine bir kez daha hayal yıkıcı haberin akabinde zar zor yüzüm beş karış gezerken öncelikli şokum nicedir aynaya bakmaz bi insan olarak tartıya çıkmakla baş gösterdi, sevgili bedenim en son 52 olarak ölçtüğüm kilomdan 5 kilo vazgeçmek suretiyle sanırım son zamanlarda içinde bulunduğum buhrana tepki koymuş, ya da on beş saat uyumalar besinsiz yaşamalar haliyle, neticede 47 kilo olmuşum ki kısa boylu filan değilim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci şok ise akşam saatlerinde geldi, babamla oturup yemek yerken anneciğim asla sektirmediği gezmelerinden birinden döndü, ne hikmetse geldiğinde bayağı agresifti, babamla bir şeye takıldık gülüştük biraz derken annem kalkıp eline geçirdiği bir adet mandalinayı tabiri caizse masanın ortasına çarpma suretiyle monte etti. Hoş bi görüntü oldu duvarlarda filan, tabii buradan çıkarabileceğimiz sonuç aile içi iki gülümsemek de haram oldu artık. Gülmeden ağlamadan, mümkün olduğunca tepkisiz yaşayayım ben tabii ne hakkım var öyle gülmeye filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Fare deliği kadar yurt odasında oksijeni bile idareli kullandığımız o iki arkadaşla geçirdiğim o üç senenin, veyahut üniversitemde onca ders sınav sıkıntısıyla geçmiş beş senemin aslında ne büyük lüks, ne güzel hayat olduğunu şimdi şimdi anlayabiliyorum desem, diyemem... Hep bildim aslında, hep de korktum gün gelecek bitecek diye bitti nitekim. Buymuş işte gülmenin lüks olduğu zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Boğazımda kocaman bir yumru var, yutkunamıyorum. Bu salak bloga yazmak istemiyorum aslında ama arkadaşlarım uzakta, telefon faturası çok gelecek de babama sorun olacak diye açıp telefonu rahat rahat konuşamıyorum bile. Sadece safi bunaldım. Bi şey demiyor adamcağız allahtan o var. Annem gülüyoruz diye mandalina fırlatıyor, parçalıyor o kadar sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ruh gibi yaşasam şikayet ediliyorum, gülsem azarlanıyorum, ağlasam ağlayamıyorum. Yani olmuyor hiçbir şey. Hiçbir şey olmuyor. Olduramıyorum. Sanırım beceriksizin biriyim, evet.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-7374619232170461865?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/7374619232170461865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=7374619232170461865&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7374619232170461865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7374619232170461865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/12/yani.html' title='Yani...'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-3131283066590058965</id><published>2010-11-30T15:30:00.000-08:00</published><updated>2010-11-30T15:32:14.638-08:00</updated><title type='text'>Yazık...</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.cadi.com.tr/blog_detay.php?blog_id=8139"&gt;http://www.cadi.com.tr/blog_detay.php?blog_id=8139&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2009/03/90larn-sarklar-etkisi-altnda-buyuyen.html"&gt;http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2009/03/90larn-sarklar-etkisi-altnda-buyuyen.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu iki yazıya girip bakın; tüm bu yazıyı okuyan blog yazarları, hakikaten yazmayı seven, bu alana iyi niyetle, samimiyetle yaklaşan ve bu uğurda verilen emeği az çok tahmin edebilen herkesten ricam, bu iki linkteki yazılara bakması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu blog vasıtasıyla karşılaştığım ve gerçekten sevdiğim insanlar var, birden fazla. Hiç bilmediğim bloglarda yazılarımın linkine denk geldiğim oldu, çok oldu; yaşadığımı anlatayım ne büyük gurur, ne güzel duygu emek emek ortaya koyduğunuz bir şeyin takdir edilmesi. Beğenildiğinin bilinip tarafınıza bildirilmesi. Bunun &lt;a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=1112842"&gt;adap&lt;/a&gt; ve "üslup" çerçevesinde yapılabilesi. Ne büyük şeydir bu meziyetlere sahip olabilmek en güzeli, özeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teker teker sayardım isimlerini şimdi ama biliyorlar ya kendilerini, hepinize çok teşekkür ederim ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer bir "emek kaçakçılığı" olayına son sınıfımda denk gelmiştim. Stüdyoda bıraktığımız çizimleri notlandırma vakti gelince çizimlerim eksik çıkmıştı derslerde bulunduğumu benim ve hocanın bilmesine rağmen; hocama bu durumu aktardım ve odasından çıkınca gidip az ilerideki koltuklara oturdum. Birkaç dakika sonra daha önce cismini bile görmediğim bir çocuk çıkıp ismimi zikrederek telefonda arkadaşlarına durumu bildirmiş, çizimlerim elime geri döndürülmüştü. Akademik ve her ne kadar terbiyesizliğin boyutu üst seviyede olsa da kişinin zarar görebileceğini düşünüp üstelemedim. Neyse farklı bir şey diyeceğim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çizim, bir yazıya benzer şekilde kalemle oluşturulur. Yüzde ellisi yetenek deseniz yüzde ellisi de bu işe verdiğiniz emekle şekillenir. Çizdiğiniz bir yüzün benzerini bir insan çizebilir fakat aynısını asla kimse çizemez. Ve azıcık şunu düşünebilen bi insan, zaten konunun muhattabının bir diğerinin çizdiği o çizimi anlayacağını bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmak da böyledir. Siz fark etmeseniz bile eğer ki iki sene boyunca, sürekli eğilmişseniz o işe, artık en edebi değerden yoksun bir şey yazıyor bile olsanız, o yazı içinde bir renginiz vardır. Benzer bir düşünce aynı yüzün çizilemeyeceği gibi benzer kelimelerle de oluşturulamaz. Anlatım yönü insanın biçemi, bilgi birikimi ve kendi öz zekasına dayanan pek çok özelliğini üzerinde taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadar gerek diğer blogumdaki yazılardan, gerek ekşideki yazılarımdan beni belirtme ihtiyacı duymadan twitter vs. sosyal paylaşım ağlarında denk geldiklerim oldu. Bazıları dedim şiir vs. filan, belki belirtme ihtiyacı duymamıştır güldüm geçtim yazıma, aklıma, emeğime rağmen yok sayılmama. Hoş, güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat iki gün önce denk geldiğim bu linkte olanları anlatayım sizlere. Önce bu yazımın(!) bulunduğu adreste kişiye "Altına yazarın adını ve alıntı olduğunu belirten bir referans gösterirseniz ya da yazıyı çekerseniz iyi olur." şeklinde bir mesaj attım. İki gün geçti, teveccühü "mevsim sonu sinegi efendim" olan başlığını silmiş. Sağol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna ise bu derece sinirlenmiş olmamın sebebi, bir aile bireyimden bahsettiğim (abim) ve hayatımdan anlattığım bir yazı oluşu. Tek bir şey sadece; bu şahsa (kendisi bu blogda görene değin duracak ki bu yazı) alelade bir hayattan bahsedilen alelade bir yazıyı ÇALACAK KADAR değer vermediğin bir hayat yaşıyorsan, yazık sana. Sen benim emeğimi bu kadar basite alıyorsan, buna rağmen edepli bir şekilde uyarıma cevap verme tenezzülünde bile bulunmaksızın başlık silip cinlik yapmaya kalkışıyorsan pekala. Ben de hırsızlığın konusunda bunları düşünüyorum o zaman. Bu bloga denk gelen artık bunu bilecek, ve bunun sorumlusu ise sadece sensin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarz bi olaya denk gelirseniz yapacağınız; tarih itibariyle yazının sahibi olduğunuzu kanıtlayabilirsiniz, yazının kendinize ait olduğunu gösteren bir noter belgesiyle beraber savcılığa başvurmak. Cezası ise "Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu"nda yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilin ki belirttiğim gibi iki dizelik ufak bi alıntı olsa üüzülsem de yine de "tamam" diyip geçmeyi biliyorum. Ama abimi, anımı, hayatımı; hepsi bana ait olan bu şeyleri, ben ortaya koyarken üstelik beni hiçe sayarsan sinirlenirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimsenin basite aldığı kadar basit değil dünya diyeceğim. Emek de aynı şekilde. Buradan emeğini ortaya koyup bir şeyler ortaya koyan herkese sevgiler, saygılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunun üstüne sizce de bu blogu yazarlara, kişilere özel yapmamalı mı? Açıkçası bu sefer hakikaten sürüncemede kaldım ya. Yazık olsun ne diyeyim, herkes ne akıllıymış arkadaş...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-3131283066590058965?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/3131283066590058965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=3131283066590058965&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3131283066590058965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3131283066590058965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/11/yazk.html' title='Yazık...'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-909909386334952859</id><published>2010-11-28T03:38:00.000-08:00</published><updated>2010-11-28T03:38:49.689-08:00</updated><title type='text'>Ya Hani Bi Reklam Vardı...</title><content type='html'>* Böyle "Baba Beni Okula Gönder" reklamı. Orada böyle bi kız vardı, iri iri gözlü. Samara'ya benzemiyor muydu o? Şimdi mesela dersiniz ki yüzünün önündeki saçlardan Samara'nın yüzünü nasıl gördün sen? Haklısınız! Ama kesin yüzü öyledir. Ben mesela Cem Adrian'ın tipini de sesinden tahmin etmiştim. Dur onu demeyecektim. Ben babası olsam kesin gönderirdim onu mesela okula. Düşünsenize bütün gün öyle mimiksiz ifadesiz ardınızda dolaştığını. Gerçi evlattır sevilir. Ne bileyim hiç çocuğum olmadı ki. Zannetmeyin ama kampanyayı kastediyorum, o bambaşka. Mesela son reklamına bayıldım. Ama diğeri, ne bileyim. Hani o kız mesela gülse nasıl güzel olacak. Güldürün yani. Amaan napim ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O değil de o dido reklamı. Didoyu da ne severdi bilin misiniz? Hani o üçlüsü kırıp kırıp yediğiniz o mesela o kadar güzel değil, neden çikolata kaplaması ince. Ama bu kapkalını öyle mi ya. Ama gelin görün ki "Dodiniz mi geldi?" diyince bütün ilhamım kaçtı didoya karşı! Evet! Hayır biri gelip bana dese ki "Dodin mi geldi? Dodidodi." "Hasta mısın kardeşim?" derim. Çok itici gelir bu insan. "Dodi" bile derim ben ona sonra. Hatta niye dodi diyeyim, ilişkimi keserim temiz temiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* 11880 reklamı çıkınca dehşetle ağzı kıvırşan, gözleri korkuyla büyüyün bir nesil olan bizlerin alaturka telefon rehberlerine başvurması gibi bi olay. Soğutmayın ya özel bi hissiyat beslemediğimiz numaralardan bizi. Biz size ne yaptık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O değil de hala Ankara'daki billboardları süsleyen kocaman göz ve "Buraya bakarlar." yazılı tişörtü yaptıramadım ya. İçim yanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Küçükken babam sporun iyi bi şey olduğunu bize anlatmak için abimle beni kanepeye oturtur, ayaklarını kanepeye takar mekik çeker ardından hızını alamaz duvara dayanıp amuda kalkardı. Evet dostum, bu şartlarda yetişmiş bireylerin de dandik insanlar olmasını garip karşılamamalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bi kere Eskişehir'de çarşıda biraz gezindikten sonra bozacıya girip bi boza içeyim dedim. Boza içiyorum da şu anda üzerinize afiyet. Neyse bir çift geldi, sanırım ilk dışarı çıkmaları filan tarzı bi şey olsa gerek. Dönen diyalogdan onu anladım. Tek başınıza olunca ister istemez dinlersiniz ya böyle. Dinlemez misiniz? Çok fena bi insanım ben, pisim. Neyse gelip karşılıklı oturdular, yüzüm onlara dönük, boza söylediler, çocuk kıza dedi ki; "Hobilerinizden bahseder misiniz?" Kız sadece baktı. Cevab veremedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada kızın hal ve hareketlerinden iş mülakatlarında sorulara nasıl cevap vermem gerektiğini zihnimde oturttum. Dışarı çıkınca da çok üzülerek belirtmek isterim ki, sesli güldüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bi türlü çok hatırlamak istediğim halde hatırlayamayacak kadar küçükken Orhan Gencebay'a aşıkmışım. Televizyona çıkınca ellerimi çeneme koyarmışım gözlerim hülyalanırmış, içli içli "Oann" dermişim. Annem anlatırken şeytani bi surat ifadesi yerleşiyor yüzüne. Benim de yüzümün bir tarafı masum çocuk duygularımla alay ettiği için gergin bir ifade alsa da diğer tarafı ister istemez cıvık bi görüntü alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hatırlayabildiğim kadar küçükken 23 Nisan'da TRT 1'de çocuk toplaşmalarını izlerdim. İskandinav çocuklardan gaza gelip bacaklarımı sıfıra açmaya çalışırdım. Ertesi gün karıncal adımlarla yaklaşırdım insanlığa. Sıfıra da açamazdım üstelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Size bir şarkı şey yapıcam şimdi fiziden, yeni sekmede açın: &lt;a href="http://fizy.com/#s/1mpuk5"&gt;kino&lt;/a&gt; Bu şarkıyı dinleyip keyifleniyorum işte ben. Ehaha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dün gece ciddi ciddi sekiz saat uyudum ya, hayata dönüyorum ben sanırım. Bi de Ankara'daki arkadaşlarım "Gelsene gelsene" demeye başladılar. İçim parçalanıyor. Ühüh. (Sekiz saatlik uykuyu yadırgayan arkadaşlar için gelsin sıradaki parçamız; "on dört saat uyuyorum bir gecede uyku/ anlatamam siz de deneyin tarzı bir duygu. Trampam pam pa! dumtıps.")&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle bazı sanal arkadaşlarımla bi masanın etrafına toplanıp lüzumsuz muhabbetler, gereksiz espriler eşliğinde çenemizi açıp kapadığımızda kıt küt sesler gelene kadar gülmeyi isterdim. Sonra eve dönünce lüzumsuz yerlerde lüzumsuzca sırıtıp annemin "Lüzumsuzsun." bakışına maruz kalmak; 3 numaralı bakışı, boş, ifadesiz, derin manalar barındıran. Evet gülmeyi seven bi insan olduğum hafızama atıp bu tarz şeyleri gerekli gördüğüm zamanlarda değerlendirmek üzere çıkarıyorum. Lüzumsuz ne güzel kelimeymiş bi de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*  O değil de acaba 118'in uzun boylu olması ve 80'in kısa boylu ufak olması numeral büyüklükle bağlantılı mı yoksa tesadüf mü? Hep aklımı kurcalamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse kek yapayım da bari hala kek yapabiliyor muymuşum bi test edeyim kendimi. Sevdim sizleri, 11880li günler dilerim. Niheh.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-909909386334952859?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/909909386334952859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=909909386334952859&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/909909386334952859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/909909386334952859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/11/ya-hani-bi-reklam-vard.html' title='Ya Hani Bi Reklam Vardı...'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-6647488555071990819</id><published>2010-11-26T12:44:00.000-08:00</published><updated>2010-11-26T13:21:50.153-08:00</updated><title type='text'>The North Wind Blew South</title><content type='html'>* Kapatırım ben bu blogu! (Bu tamamen başarısız girişim, biliyorum. Ama şu blog açılalı şöyle yorum yağmuruna tutulmamıştı ya, deli keyiflendim, sağolun canlarım ben de sizi seviyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bugün sabahtan &lt;a href="http://www.farkyaratanlar.org/Aday.aspx?AdayID=46&amp;sms_ss=facebook&amp;at_xt=4cefadc60071edd9%2C1"&gt;şunu&lt;/a&gt; izledim, çok tuhaf oldum ya. Bugün bi sürü şeye kızıp üzüldüm aslında. Öncelikle Onur Bayraktar'ın bi motosiklet kazası sonucu yaşamını yitirişi. Ölüm bi de söz konusu insan genç olunca insanın içini apayrı burkuyor. Twitter'ında 20 Kasım'da "Bir trafik kazası sonucu ölmek. Pardon kaza oldu." yazmış. Kızdığım nokta da insanımızın bambaşkalığı ya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikaten böyle facebook, twitter vs. hani bu tarz saçma yapılanmalara böyle sosyal hassasiyetli konuların bulaştırılmasına çok fena tepkiliyim. Ha kişiye göre de değişir bu muhakkak fakat bence bu çok önemli ciddi şeyleri bayağılaştırıyor. Ya ne bileyim mesela Atatürk'ü seven x kişiyi toplama. Ya da dinini seven oraya gitmesin. Bunlar öyle sana özel, öyle manevi ve o kadar bi diğerinin ilgilendirmeyeceği, zaten bi diğerinin ilgilenip ilgilenmeyeceğini düşünmediğin konular olsun ki, düşmesin böyle ayağa. Düşürme yani kendi değerlerini böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha Köpek kardeşim otuz tane fotoğraf albümü var hesabımda, hepsi de arkadaşların fotoğrafları neredeyse, ondandır duruyor hesap bi de arada bi iki şarkı videosu filan koyuyorum. Yoksa yapılanmaya apayrı kılım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse nereden nereye geldi bakın konu, işte gülüyorum yazarken de ailesine tanıdıklarına sabır dilediğim Onur Bayraktar'ın twitter sayfasında 20 takipçisi vefat haberinden sonra en son şöyle bir bakayım dedim, 1900 civarı seyrediyordu. Ekşide biri demiş ki; "Bilgisayar oyunundan farksız görmeye başladık bazı şeyleri." Ha şunu bileydiniz ya. Arkadaş ben bu adamı bilmiyordum, ekşide hakkında yazılan birkaç geçmiş entrysini okudum, çok güzel bir insanmış. Ama şu var ki badem gözlü diyeceksen, o göz açıkken diyeceksin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi de olayın asıl mantığını da hiç zaten çözebilmiş değilim, boyutlar arası tvit mi bekliyorsun nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse 1900 kişi ve daha da artacaklar, onun yerinde ben olsam da bi şekilde bilsem bunu, çok kötü hissederdim. Valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bundan hiç bahsetmeyecektim bakın, videoya dönelim. Ankara Emek tarafında ben henüz Ankara'dan ayrılmadan pek çok kağıt işçisi görülmeye başlamıştı. Bi gün oda arkadaşımla gece parkta çiğköfte yedik, sonra sekizinci cadde boyunca yürüyoruz, yolda bi çöp yığının yanından geçerken gerçekten burun tırmalayıcı bi koku, ardından bu insanların biri çıktı. Büzüşen suratımı normalleştirme ihtiyacı duydum, ne garip, hani bi şey mi yapar diye içinizden korkup belki kaçtığımız insanın orada sadece ekmeğinin derdinde olması. O surat büzüştürdüğümüz kokudan o insanın ekmek çıkarıyor olması, ve onun yerinde bizim olmamamız için hiçbir garantimiz olmayışı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya doğamız gereği heralde, ya da bimiyorum şartları belki çekilebilir kılmak için o tabloyu oluşturan binlerce renge körüz. İki olay geldi aklıma şimdi, paylaşayım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde babam geldi, eski mahallemizde akli dengesini yitirmiş bi kimse vardı. Mahalleden taşınalı on beş sene filan oluyor heralde, açıkçası pek çok insanı unuttuk gitti. Banka kuyruğunda babamı görmüş, tanımış, yanına gelmiş hal hatır sormuş. "Yine bir sürü hayır dua etti gitti" diyor babam, on beş sene sonra hala o insanın aklında böyle yer etmesinin sebebini ise te o zamanlar eline ekmek alırsın diye birazcık para verişi olmasından söz ediyor. Ekmek ya, taze değil diye ağız burun kıvırdığımız ekmek hani. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulumun sosyal dayanışma topluluğu vardı, başkanı biz öğrenciyken oda arkadaşımdı, birkaç ramazan Ankara'yı semt semt bölüp paketler dağıttık. Birinde Sincan'daydım, bi amcadan bahsetti orada oturanlar, evi bayağı uzakta, gözleri görmüyor. Zaten yollar filan malum, ben mesela hayatımda ilk defa yutkunduğumda safi toz yuttuğumu onlardan birinde hissettim. Ha toprak yutuyorsun, yine de bu kadar mı huzurlu olur insan arkadaş. Malum hayrına bu işi yapan minibüs sahiplerinin minibüsleri de 4*4 değil, belki de hayrına bu işi yapıp bi günlük kazançlarından ödün verdiklerinden değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, işte uzunca bi yolu arkadaş paketi yüklendi, ben de bu amcayla konuşa konuşa katettik. Evin içini görünce karmaşıyorsunuz, diyorum ya o kokudan yüzü buruşan sizin ve o kokunun içine evim diyen, o kokuya rağmen ona ekmeği gözüyle bakan insanın hiçbir farkı yok. Paketi bıraktık, amca bana içinde ismim geçen şarkılar söyledi, gülümsetti bi ton. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi sene geçti, bu sefer başka arkadaşlar gitti Sincan'a, Mamak tarafındayım ben bu sefer. Akşam organizasyona katılan arkadaşlarla iftar yapardık günün sonunda, geçirdiğim bi günün sonunda yediğimi bildiğim yegane iki yemek de bu katıldığım iki organizasyonun sonunda yediğim iki yemektir, net. "Yemek yiyebiliyor" olmanızın değerini çok ciddi şekilde anlıyorsunuz. Masada arkadaşların biri söyledi "Geçen sene Türkan gelmişti bu sene yok mu?" demiş bu bahsettiğim amca. Hayır her bir haltını geçtim, zaten helal'i hoş olsun iki elim kanda olsa yine böyle bi şeyin içinde olmaktan yüksünmem; ama bu ne güzel bir ödüldür ya... Abi coğrafyanın bi köşesinde belki de bir daha görmeyeceğiniz bir insanın aklında böyle yer etmişsiniz. Sev kendini, o insanı sev, oradaki onlarca insanı sev. İnsan neyle yaşar? İnsan bunlarla yaşar işte. İnsanlığıyla yaşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bazen ben de yediğim önümde yemediğim arkamda "Aıh canım sıkılıyo ya." diye otururken ne biçim insanım diyorum. Ya aslında unutmamak lazım. Aslında bira tokuştururken o pencereden dışarı baktığınızda üstü başı mahvolmuş bi insan geçiyor ya gözünüzün önünden, o biralardan bi tane eksik içip de onun pahasını verebilmek lazım bu insana. Sen bi bira zevkinden veriyorsun ödünü, ona karnını doyurma olarak dönüyor ama bu. İnsiyatifi elden bırakmayalım, birazcık düşünelim, bilelim, görelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya üzerimizdeki kılıfın, elimizdeki telefonun markasına prim veren ve bizi de prim verir hale getiren insanlar bunların basitliği kadar basit insanlar gerçekten. Ya o paketleri dağıttığım günün ardından yaşadığım huzuru anlatsam, anlatamam ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye yazdım bunca yazıyı. Anlatamam o huzuru ama siz de yaşayın diye anlattım. Mahrum etmeyin kendinizi. Hepimiz çok güzel insanlarız, adım gibi eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse böyle işte. Bu arada şu Katık diye bir dergi çıkıyormuş, videoyu izleyip yazıyı okuyun. Bi eliniz düştüğünde, bir fırsatını bulduğunuzda Ankara Turhan Kitabevi'nde varmış mesela, alın olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç ummadığınız zamanlarda yüzünüzü huzurla gülümseteniniz çok olsun. Sevgiler hepinize!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-6647488555071990819?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/6647488555071990819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=6647488555071990819&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6647488555071990819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6647488555071990819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/11/north-wind-blew-south.html' title='The North Wind Blew South'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-3563052256673004655</id><published>2010-11-25T10:45:00.000-08:00</published><updated>2010-11-25T10:45:02.971-08:00</updated><title type='text'>Birkaç Küçük İtiraf</title><content type='html'>* Ya aslında blogu kapatıp kapatmama arası gidip geliyorum. Ama o kadar çok yazı yazdım ki kıyamıyorum. Bi de tam İstanbul'da bunalım zamanımda açmıştım ya manevi önem atfetmişim o yüzden. Sanki vatan terk etmek filan gibi geliyor şimdi. Ama günde birkaç kez teşebbüs etmiyorum değil. En azından mevcut izleyicimi izleyicim olarak kabul ettirip diğer okuyuculara kapatmanın bir yolu var mı? Hem samimi böyle biz bize olur, olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aslına bakarsanız tüm sosyal ağlarımın bağlayıcı etkisinden kurtulmak için çok kötü şeyler düşünüyorum, biri beni engellesin istiyorum. Tüm hesaplarımı kapatsam, ekşide kafa iznine ayrılsam, bi süre unutulsam filan. Resmen intihar teşebbüsünde bulunacak fakat aksi yönde ikna edilmeyi bekleyen birinin teşebbüsünden dört gün önce sevdiklerine mektup yazmasına benzedi bu da. Böyle nasıl dersiniz, inziva... Kabuk. İçe dönme. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hani böyle insanların büyük büyük hayalleri vardır ya çok zengin olmak filan gibi, ben hukuk dersinde bahçede kahve içmeyi hayal ettiğimi bilirim ya. Zaten böyle ufak tefek hayalleri olan, diğer türlü hayal kurmaya kalkışınca da kendi kendini çürüten, ezen, bi garip insanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bazen kendime çok üzülüyorum. Gerçekten. Ama üzüldüğüm noktalarda müdahale de ediyorum. Mesela cenin şeklinde yatmanın insanın korunma içgüdüsünün bi dışavurumu olduğunu öğrendiğim günden beri hazır ol şeklinde uyumaya çalışırım. Sonra böyle dimdik uyumak sıkıntı tabii, yine büzülüyorum fark etmeden. Sonra çok uyuduğum zamanlardan birinde uykudan kalkıp "ben niye çok uyuyorum" konseptli ağlamıştım, oda arkadaşım da "Uyuma madem, sıkıntı bu ya." demişti bana. Haklıydı! Yapıp yapıp ağlıyorum, çok enteresan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle bazen caps lock açık büyük harflerle yazıyorum ya, aslında yazarken hiç büyük harfle yazıyormuşum gibi gelmiyor. Sesim çok ince, o yüzden bu da sanırım bi bastırılmış güdü. AA. Hiç AA gibi değil mesela. aa gibi. Umarım anlatabilmişimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kış günleri geldiğinde, henüz kış gelmemiş de olsa, genellikle kapalı yerlerde, evde filan şapkayla geziyorum. Bere filan. Dışarıda da şapkayla geziyorum. Seviyorum şapkayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şapkalı gezdiğim günlerden birinde okulda bi arkadaşım "Bak kel kalırsın ha." dediğinde rencide olmuştum. O akşam kafama baktığımda sanki üstte seyrelme varmış gibi gelmişti. Bi hafta şapka takmamıştım, daha fazla dayanamamıştım sonra. Yine takmıştım. Takıyorum. Seyrelme yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hani bazı insanlar ilk görüşte çok samimi gelir ya insana, bunun ben de reenkarnasyonla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Neye inanacağımı şaşırdım zaten, ne okusam mantıklı geliyor. Çok fena.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bi kere bi arkadaşla oturuyorduk İstanbul'da. Bi bankta. Hisarüstü'nün kedilerinden biri gelip kucağıma oturdu. Ben kediden korkarım. Fakat bir bayan olmanın gereklerindendir ya kedi sever olmak, sırf bundan kalbim kütü kütü atıp ses çıkarmadım. Hani o arkadaş "Aa ne sevimli kız, kediyi nasıl da kovmadı." desin diye. Sonra o arkadaşın kediye alerjisi varmış. Hapşurmaya başladı. "Ya..." dedi, "Benim kediye alerjim var da..." O gün alerji denen olayı sevdim. Hemen kucağımdan kovdum kediyi de. Severim ama uzaktan ben kediyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aslında kedileri sevmiyorum. Oh be.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir caddede mesela seyir halindeyken kimsenin yüzüne bakmıyorum, bunu çok seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* ATM önlerinde insanlar kartlarını soktuktan sonra böyle ekrana filan abanıyorlar enteresan görüntüler oluşuyor ya, sırf onları o şekilde izleyebilmek için bile kuyrukta bekleyebilirim. Hatta böyle kafamı filan uzatıp iyice işkillendirmek istemiyorum da değil de dayak yerim diye korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Küçükken annemle bi yerden dönerken filan yönlendirmece oyunu oynardık, ben gözlerimi kapatırdım o da "Sağa dön." "Önünde kaldırım var çık şimdi." filan diye beni yönlendirirdi. Öyle zamanlarda ben atari oyunlarındaki özne olurdum. Hala bile anneme "Oynayalım mı" dememek için kendimi zor tutuyorum. Çok eğlenceliydi, anlatamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle ciddi şeyler konuşulurken, atıyorum ayrılık konuşması filan, aklıma çok komik şeyler geliyor. Hani bi şey böyle aklınızdan geçer de gülmemek için daha ciddi bi ifade takınırsınız ya. Acayip kasılıyorum böyle durumlarda. Her seferinde "Bu seferkinde söylicem ama." diyorum, her seferinde de bi sonrakine erteleniyor. O ifadeyle de zaten terk edilmeseniz sorun vardır karşınızdakinde. Onlara bazen hak verebiliyorum. Sadece bazen ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Düşene gülüyorum. Kendim düşsem kendime de gülüyorum. Ama bazen çok kötü durumlar doğabiliyor. Ama yapacak bişi yok. Kendimi gülmekten alıkoyamıyorum bu durumda ben. Ha komik mi, yo. Olsun ama ben yine de gülüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Öyle işte. Bi de sizleri seviyorum. Hani böyle biz bize. Kapatırım ben bu blogu!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-3563052256673004655?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/3563052256673004655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=3563052256673004655&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3563052256673004655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3563052256673004655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/11/birkac-kucuk-itiraf.html' title='Birkaç Küçük İtiraf'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-2412920571166090554</id><published>2010-11-22T11:37:00.000-08:00</published><updated>2010-11-22T11:37:43.764-08:00</updated><title type='text'>Crazy Penguin</title><content type='html'>* Evet, "Nasıl Hayata Geri Döndüm" konulu bir yazı olacak efenim; nasıl döndüm, tabii ki crazy penguenler sayesinde! Telefonumdaki bu çılgın penguenlerin kıçına ucuna taş bağlı bir sopayla vurup ateşli bir çemberden geçiriyor, onları buz kırar yapıyor ve kutup ayısı öldürüyorum. Artık hayata apaydınlık bir çerçeveden bakıyorum. Hastasıyım crazy penguenlerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şimdiye değin sayısını hatırlayamadığım kadar bilgisayar çökertmişliğim var, bilgisayarımın bana hazırladığı en güzel sürpriz ise çöken sayısız arşivlerimden birini ne ara nasıl attım bilmiyorum ama yerel disk d'sine saklamışım, bulduğumda uçan balonunun ipini kaçarken yakalamış çocuğun sevincine eşdeğerde bir sevinç vuku bulmuştu bünyede, o gün bu gündür d'den başka disk kullanamam desem yeri. Yerel disk d'nin de hastasıyım. Gelin görün ki bi de indirdiğim albümü silememe hastalığım var ki; düşmanımın başına gelmesin, çok feci.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hastasıyım demenin ayrıca hastasıyım. Gereksiz iddialı şeylere karşı zaptedemediğim bir sempati besliyorum. (?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse, eski telefonumda (eski dediğim yedi sene boyunca kullandım, fırlattım, besledim.)bi oyun vardı, ralli. Neyse sevdicek yaptıkça hobimdir, bunda rekor kırar kırar baş harflerini kaydederdim. "tx" şeklinde (evet, benim ismimin baş harfini öğrenmekle beraber x'in bilinmezliği göz dolduruyor.)Derken ralli öyle bir sardı ki beni, cırt pırt da ayrılıp duruyorsunuz tabii o da var, rekor üstüne rekor kırmaya başladım. Bu hastalıktan yaklaşık birkaç ay önce kurtuldum, onda da Kamil Koç'ta yine ralliye sardırmışım, yüz çok dikkatle telefona kitlenmiş, Kamil Koç muavini;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne içerdiniz?"&lt;br /&gt;"..."&lt;br /&gt;"Pardon bayan?"&lt;br /&gt;"..."&lt;br /&gt;"Bayan?"&lt;br /&gt;"Tüh rampa. Yok içmem ben."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse kırdım mı rekorlarımı, haliyle, hepsini de "t" şeklinde kaydettim en sonunda ve bu şekilde ralli çılgınlığını bünyede sonlandırmış oldum. Gerçi telefon bozuldu bi aya kalmadan o da var. Lakin Crazy Penguenlerim öyle mi! Rekorlarda isim bile yazmıyor inanabiliyor musunuz? Canlarım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bazen çok beğendiğim çizer insanların çizdiklerine bakıp kendimi çizim konusunda umutsuzluğa düşürüyorum, bunu neden yapıyorum bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dün küçücük minicik yeğenim benimle Winks(?) oynama aşkıyla yanıp tutuşmaktayken bu yeni aktivite alanıma kitlenmiş bana gelip "Tamam o zaman halacım sen pengüven(penguene tam olarak da böyle diyor.)lerle oynadıktan sonra winks oynarız." diyip gittiğinde utandım. Wow konulu psikolojik tedavi gören kimseler gibi hissettim kendimi. Ha biliniz ki bu konulu psikiyatriye götürülürsem hipnoz bilinçaltısından da işsizlik çıkar, net.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Wow dedim de, bi tatilimizde arkadaşımın arkadaşları gelmişti yanımıza, ikisinin biri de tedavi gördüğünü alenen söylemişti, yana yakıla kalacak yer aramıştık o gece için onlara, bulmuştuk, sonra ertesi gün fark ettik ki sabaha karşı Wow'a kaçmışlar. Crazy. Bari yarım geceyi sahilde geçirselermiş demiştik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse ben kaçtım. İki kutup ayısı öldüreyim de kendime geleyim. Crazy Penguin, bambaşkaymışsın. Sevdim sizleri!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-2412920571166090554?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/2412920571166090554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=2412920571166090554&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2412920571166090554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2412920571166090554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/11/crazy-penguin.html' title='Crazy Penguin'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-420437063738820134</id><published>2010-11-19T07:18:00.000-08:00</published><updated>2010-11-19T07:18:20.856-08:00</updated><title type='text'>Bayram Ziyareti Kavramı ve Vapurlar Filan</title><content type='html'>* Mezun olmayın demiş miydim daha önce? Muhtemelen 1726172 kez demiş olmuş olmam lazım. Neyse 1726173. kez diyeyim ben yine de; "Mezun olmayın!" Rumuz: Mezun (O değil de böyle fıttırı fıttırı rakamlara basarak yazdığınız sallamasyon bir sayının bir fazlasını yazmayı hiç denediniz mi? Acayipmiş denemeyin, ben bir daha denemeyeceğim, hadi oldu ki böyle bir şeye niyetlendiniz kontrol c'yi kullanmaktan gocunmayın, ben ettim siz etmeyin to summarize.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya hani geçmiş postlarımın birinde Hosta 'da eski sevdicekten ayrıldıktan sonra "Biri Bana Gelsin" isimli güzide esere bile hüzünlenebilecek foktan bir sürece girdiğinizden dem vurmuştum, benzer şekilde mezuniyet sonrası çeşitli yönlerden buhran tetikleyici unsurlar üretiyor psikoloji. Geçen yolda Mor ve Ötesi'nin "Cambaz" isimli şarkısına fark etmeksizin iç geçirirken buldum kendimi, bugün de loopa "Yardım Et"i atmışım a dostlar, bir hüzün, bir hüzün. "DÜÜN YAA YALAN SÖYLÜYOOOR! ühüh." diye böyle. Hayır sosyal mesaj var bunlarda, diyorum şarkılar sana tepki niteliğinde yazılmadı, sen kurşun geçirmez cam mısın bombalıyor musun evreni saksağan, yok, dinletemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bayram ziyaretleri de gerçekleştiriyorum yanısıra, hatta bi önceki yazımda bahsettiğim bazı evrensel talihsiz olaylar yüzünden dün bir süre parklarda "Düşen bir yaprak görürseğn.." diye mırıldana mırıldana melankoli yaptıktan sonra evimde bile rahat oturamadığım gerçeğiyle en azından kapalı bir mekan bulma amaçlı yaklaşık altı senedir görmediğim akrabalarıma gittim. (Nefes almaksızın kurduğum paragraf niteliğinde cümlelere bi yenisi daha eklendi, vatana millete hayırlı olsun.) Neyse, başta yüzüme bakan akrabalarım tabii ki yadırgadı sonra da sevimli sevimli evlerinde ağırladılar beni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yalnız şey sıkıntı bi durum bakın, mesela bir aile, yenge amca diyelim, onun evli çocukları da var, hal hatır sorma işlemi. Şöyle diyaloglar dönüyor kotrol edilemeksizin ortada;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nasılsın çocuğum okul bitti mi?&lt;br /&gt;- Bitti efendim teşekkür ederim. İyiyim sizi sormalı?&lt;br /&gt;- İyiyiz biz de çok şükür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bikaç salise sonra;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nasılsın yavrum, nasıl gidiyor okul?&lt;br /&gt;- Bitti okulum, siz nasılsınız amca?&lt;br /&gt;- İyiyiz iyiyiz çok şükür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer saniye;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nasılsın sinek, okul da bitmiş.&lt;br /&gt;- Bitti bitirdik ya abi. İyiyim işte ne olsun, sizler de iyisiniz.&lt;br /&gt;- İyiyiz biz de çoluk çocuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman kavramının anlamını yitirdiği "o an"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İyi misin canım sen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verilebilecek alternatif cevaplar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İyiyim. Ühüh. (Ağlayın gerçekten ki soramasınlar daha da.)&lt;br /&gt;"Çarpılayım ki iyiyim! (Uhrevi bi varlık sokmanız işe olayın inandırıcılığını arttırabilir.)&lt;br /&gt;"Aslında hiç iyi değilim ya. Hayat konusunda çözümleyemediğim pek çok nokta mevcut. bıdı. (Neye uğradıklarını şaşırtın, beklemedikleri yerden vurun.)&lt;br /&gt;"Benzer sorulara verilmiş mevcut üç cevabımı inceleyiniz. (İşte bunu asla diyemeyeceksiniz.)&lt;br /&gt;"Bu son soruyla aslında artık pek de iyi hissetmediğimi söyleyebiliriz. Geldiğimde iyiydim ama!(Aklını karıştırın, anladığında kısası makbul ziyaret bitmiş, siz zarar görmemiş olacaksınız.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii nasıl cevap veriyorsunuz; "İyiyim, sizi sormalı? Eheh. Ih."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İyiyiz biz de çok şükür." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Pek tabii günde onlarcasına gebe bir mekanda prosedüren farklı kişilerle gerçekleştirilen bu diyalogları kuran bu yaşlı bireylerin bunlar gerçekleşmezse kalplerinin kırılacağı gerçeği var ki bir de, bambaşka. (Bu cümleyi anlamayan not düşsün, iletişime geçmesi halinde açıklayacağım ayrıca.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tabii günümün en güzel kısmısı halama verdiğim ayar oldu, olayın temiz temiz anlaşılması üzerine şöyle bi özet geçeyim, halam bana görücü yönlendirmekle meşgul şu aralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nerelere gittin yavrum gezdin mi başka yerleri?&lt;br /&gt;- Yok hala gezmedim ilk sana geldim. Evlilik yaş iş ya.&lt;br /&gt;- Baklava koyayım.&lt;br /&gt;- Sen otur ben koyarım. En az bi beş sene kimseyle evlenmeyi düşünmüyorum ben.&lt;br /&gt;- E yaşlanınca ne yapacaksın. (Tepkisiz kalamama durumu)&lt;br /&gt;- Emekli maaşımı bi huzurevine verip hayatımı zararsız şekilde sürdürmeyi düşünüyorum. (En uzun vadeli plan, mecburiyetten. "Yarın ne yapacaksın? dese "cevab veremedi" olur mesela.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken, kapımıza gelen damat adayı, tekrar aramadı. Tribimi seveyim, çok cinim çok hoşuma gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse bugün bayramı son günü, henüz size bayramlık maceralarınızda şans dilemek için uzunca bir müddetimiz var daha. O yüzden şimdilik esen kalın. Sevdim sizleri!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-420437063738820134?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/420437063738820134/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=420437063738820134&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/420437063738820134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/420437063738820134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/11/bayram-ziyareti-kavram-ve-vapurlar.html' title='Bayram Ziyareti Kavramı ve Vapurlar Filan'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-1538454814422253424</id><published>2010-11-17T10:29:00.000-08:00</published><updated>2010-11-18T10:36:24.668-08:00</updated><title type='text'>Evlenmem Ben Arkadaş!</title><content type='html'>Enteresan enteresan işler siz bir şey yapmasanız da buluyor sizi ya. Birkaç ufak yeni tespitimi de müsaadenizle paylaşayım dostlarım sizlerle; evde oturan bir insan anne baba başta olmak üzere tüm çevrenin, doğanın, evrenin ve bilumum pek çok kavramın gözüne batmaya başlıyor. Henüz siz idrak edememiş olsanız da yirmi üç yaşındaysanız ve mezunsanız bundan değişik boyutlarda etkilenebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güzelim bayramın ikinci günü annemin telefonu gün boyunca rahat durmadı efenim ömr'ü hayatımın ilk izdivaç'ı talibini aldım şaka gibi. Bi destur gözünü sevdiğim kozmosu yav. Daha hayata gözümün açıldığı üç dört sene oldu olmadı, bi ben neymişim onu bileyim henüz kişisel aydınlatmam gereken noktalarım var benim. Bir sır küpüyüm kendime bile adeta!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse sabah suratında cıvık bir gülümsemeyle odama giren annem haberi verdiğinde göz bebeklerim korkuyla büyümüş ve suratım nasıl bir hal almışsa dehşete kapıldı kadın. Her kapı çalışında kediden kaçan bir fare edasıyla odama saklandım, bu pek kaygılı halimi dayım sezmiş olacak ki "Oo beğenmedin biri gelse çıkmayacak mısın yanına?" diye sordu zavallım ben de "Ha şunu bileydin." diye cevap verdim. Gün boyunca kazasız belasız bu tatsız olaydan kurtulma planları kurdum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anne!"&lt;br /&gt;"Efendim yavrum."&lt;br /&gt;"Bak aklıma ne geldi. Gelince x abi nasıl diyeyim? Ya da salla nasılsa konuyu açar o zaman abi derim."&lt;br /&gt;"Dersin çocuğum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anne!"&lt;br /&gt;"Ha yavrum?"&lt;br /&gt;"Obsesif kompulsif bozuğum diyim. Çılgınım hovardayım, hafif de şizofrenlik yok değil diyeyim."&lt;br /&gt;"De yavrum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anne!"&lt;br /&gt;"Söyle kızım."&lt;br /&gt;"Sen en iyisi ishal omuş odasında yatıyor de. Ben hiç çıkmayayım."&lt;br /&gt;"Tamam canım."&lt;br /&gt;"Israr ederlerse terlik at ha."&lt;br /&gt;"..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yav çok garip aslında biyolojik olarak hani evlenme çağınız filan gelmiş, zaten büyük şehirlerin gözüne kurban bizim Eskişehir tarafında arkadaşlarımın %40'ı evli %60'ı nişanlandı, bense hala ilköğretim çağı evlatları gibi hayal aleminde büyük başarılar peşinde koşturan kendimce bir yavrucağım. Şimdi düşünüyorum, koca çocuk filan çok kompleks işler hacı, ı ıh, mümkünü yok yani. Hem henüz hayatın başındayım çocuğum ben ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam küçükken "kızım seni ali'ye vereyim mi?" diye şarkı söylerdi ben oturur hüngür hüngür ağlardım, çok net hatırlıyorum bakın, 7 yaşımda evlenmeyeceğim derdim 23'üm hala lafımın arkasındayım, evren, küçük oyunlarını kendine sakla ya. Hayır ille bi şey vereceğim diye diretiyorsan da mevcut coğrafyamdan uzaklarda bi iş ver, biz de halimizi kendimize göre çizelim değil mi ya? Görücü, tey allam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, böyle işte. Siz siz olun benzer bi durumda kalırsanız işbu çözüm yntemlerime başvurun, ishal lan süper bahane bence. Sevdim sizleri, iyi bayramlar olsun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-1538454814422253424?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/1538454814422253424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=1538454814422253424&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1538454814422253424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1538454814422253424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/11/evlenmem-ben-arkadas.html' title='Evlenmem Ben Arkadaş!'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-1956980070804932546</id><published>2010-11-15T04:06:00.000-08:00</published><updated>2010-11-15T04:06:53.063-08:00</updated><title type='text'>Feruzan'ın Şarkısı</title><content type='html'>* Evet; yine Ankara'daydım ve ilk defa bir iş mülakatında. Eşimin dostumun "Almadan gelme." nidaları ile gönderdikleri bu mülakatta öncelikle öğrendiğim şey "Vermezlerse alamam." oldu. Belli bir takım erklere bir insan boyu karşı durabiliyoruz belki de sadece. Diyeceğim onlar artık güç haline gelmiş, sense yetkisiz bi insansın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir ikinci nokta topuklu ayakkabı, çizme, topuklu herhangi bir şey insana güven veriyor. Ama gelin görün ki sabitken. Adım atmadığınız müddetçe her şey güzel mesela, ama adım attığınız anda olay renk değiştiriyor o yüzdendir, evde filan giyin bunları pratik yapın. Valla. Ayak bileğinden sayısını hatırlamadığım kadar burkulma, sağlam üç kez de ayak bileğimi kırma tehlikesi atlattım. Zor iş vesselam denge menge rotasyon...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Üçüncü takıldığım nokta ise şu oldu; Ankara'daki taksiciler, o AŞTİnin oradaki üst geçitin oradakiler bilhassa yok arkadaş, abartılı yılışık. Öyle böyle değil. Hayır kimilerinin siz kaçarken sizi yirmi metre peşinizden takip etme, omzunuzdan tutup yüzüne yüzünüzü çevirme ve hatta ayak üstü neredeyse böbreklerinizi sökme potansiyelleri mevcut. Aslında bunu da kimse için yazmak istemezdim ama meslek, eğitim, görgü insandaki mevcut ahlakı şekilendirici ögeler, hammadde bulunmayınca ama ne yazık ki bunların şekillendireceği herhangi bir olgu da var olamıyor. Ahlak doğuştan insana bahşedilen bir meziyettir, eksikliği sakat durumlar doğurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ha ne varmış biliyor musunuz, "Siz bizim için fazlasınız." diye bir şey varmış bu olaylarda. Bir şeyleri yapabilecek güçteyseniz ve bunun farkındaysanız da karşınızdaki insanlara bunu hissettirmemeniz gerekliymiş. O zaman "Nasılsa daha iyi bir şey bulup bırakacaktır bizi."izlenimi verirmişsiniz. Bu blogda şimdiye kadar olanı yazdım. Okuduğum değildi, duyduğum değildi yazdıklarımın çoğu yaşadıklarımdı. Bundan ötürü diyorum ki sizlere, ben ettim siz etmeyin güvenmeyin kendinize. Oldu ya güveniyorsunuz, bari hissettirmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Benim için demişler ki; isterse diplomat olur. Mevcut potansiyeliyle biz yetersiz geliriz. Lan ben, herhangi bir insan ya da, mevcut potansiyeliyle zaten kendi için dünyayı yetersiz bulur, diyeceğim insan kendinin en mükemmelidir. E bil ki oraya kadar gelmemin sebebi ama şu anda buna mecbur mu olmam; ben sana olumlu sonucunun garantisini en az bir üç senelik zaman dilimi olarak vermiş bunu da dile getirmiş miyim? "Fazlasınız" nedir ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kızgınım neden? Olumsuz cevap almamdan değil, diğer taraftan oldukça olumlu da düşünmektelermiş, henüz görüşme sonuçlanmadı. Gelin görün ki şu fazla olayına takılmış vaziyetteyim. Çözmem istenen sorunlar çünkü mevcut işini "fazla" ciddiye almayan, "fazla" çabalamayan ve "yetersiz" insanlar yüzünden oluşuyor. O zaman "fazla" olmak sonuç alamamak için bir sebep ihtiva etmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ha ben bir yandan çok hata yaptım. Ben üniversitede çok boşladım dersleri filan. Diğer taraftan tabii bize önemli olarak bildirilen şeylerin önemsizliğini idrak edebilmek için bir de şunların farkında olmak lazım, baş edemeyeceğimiz olgular da var, neler bunlar; sözü geçen mevki sahibi insanlar, doğaüstü bazı olgular (şans), belki karşınızdaki insana tehdit oluşturmayacak bir yapı, karakter... diye uzar gider bu liste. Diyorum ya ben yapmış olduğum her şeye rağmen hak iddia edebilir nitelikte görmüyorum kendimi. Ama benim gibi yatmayıp o etüt odasında sabahlayıp asla küçümsenemeyecek bir mühendislik bilimini ilk üçte tamamlayan arkadaşımın mesela bu "sözü geçen mevki sahibi insanlar" yüzünden belki de o plaketini duvardan duvara fıydırdığını, diplomasını annesinin elinden zor kurtardığını biliyor muyum bir sene işsiz kaldıktan sonra, evet. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Biz bu şartların çocuklarıyız işte. Geldiği noktaya kadar beyni, aklı için para sayılmış ama işe yarayamayan, işe yaratılamayan insanlarız. Neden bu ülke gelişemiyor; e insan, sen ektiğin tarlayı biçmezsen, ne ürünü almayı hayal ediyorsun, hangi verimden bahsediyorsun? İşte buyuz, boşa yatırım. Ha bunun kanıtı ne mi, size "excel'de kısayol kullanma hata yaparsın." diyen kimselerin iyi yerlerde olduğu ve seni bilginin uygulanamamaktan unutulmaya mahkum olduğu şartlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kızgınım; ben beş ay boyunca gece 3'te kalkıp antidepresan kullanacak hadde getirdiğim için kendimi ideallerim uğruna, tüm bu şartları bile bile "bir ihtimal" dediğim için, sabahlara kadar çalıştığım her işimi zamanında yerine getirdiğim için; diğer yandan kızgın değilim çünkü güvenebileceğim kendimden ziyade kimse yok. Bilerek, farkında yaşamak çok zor be. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Keşke mülakatta gözlerim ışıldayarak söylediğim "Emeğin asla karşılıksız kalacağına inanmıyorum." cümlesine inanabilsem. Keşke o yönde evren bi şeyler çıkartsa karşıma. Ama korkarım dostlarım, emek karşılıksız kalabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Öyle yani. Biz yine de canımızı sıkmayalım, elbet fazla olmadığımız bir yerler vardır. O değil de ciddi ciddi bi gayzer esintileri var bende patlayacağım fena ama bakalım hayırlısı. Dua edin şu iş olumlu sonuçlansın da çok daha olumlu şeyler söyleyebileyim hayat hakkında. Sevdim sizleri, görüşürüz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-1956980070804932546?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/1956980070804932546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=1956980070804932546&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1956980070804932546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/1956980070804932546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/11/feruzann-sarks.html' title='Feruzan&apos;ın Şarkısı'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-967985618741643112</id><published>2010-11-08T06:30:00.000-08:00</published><updated>2010-11-08T06:30:38.081-08:00</updated><title type='text'>Beni Rahatta Dinleyin</title><content type='html'>* Kızıyorum. Çok üzülerek söyleyeyim ki nasıl bir sistem işletiyorsa şu koca evreni ona gerçekten kızıyorum. Hayatımı şu aşama için oluşturan iki insanın birinin huzursuzluğu, zaten kafamın yeterince dolu olduğunu varsayarsak, benim huzurumun da yüzde ellisine mal oluyor ne yazık ki. Yüzde elli nedir; tam anlamıyla bardağın dolu yüzde ellisi için net bir olumsuz tepki koyamamaktır, fakat boş diğer dilim yüzünden yapman gerekenleri de huzurla gerçekleştirememektir. Göze görünmeye başladığınız zamanlar genellikle içinde bulunduğunuz durumdan dem vurulmaya başlanılan zamanlar olur ve bir insan eğer anlamamakta ısrarcıysa, siz ona anlatmaya çaıştığınız şeyi takla atsanız yine de anlatamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çözmeye çalıştığımız şeyler ve bunları çözümleme çabalarımız büyük de olsa eğer çevremizdekiler küçük şeyler üzerine odaklanıyorsa, o küçük şeylerin yanlışığını onlara anlatmaya çalışırken büyük sorunlarınıza sarf etmeye ayırdığınız enerji, güç ve bilumum her bir halt, bunlar uğruna tükenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O değil de gelmişli geçmişli bazı kötü söylemlerde bulunmamak için nasıl zor tutuyorum kendimi bilemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hayatta her şeyim, istisnasız uğraştığım, çabaladığım her şey için ön şart olarak ben bir posta üzülmeliyim. Bi hevesim kaçmalı, ağlamalıyım migrenim azmalı, ondan sonra o iş çözümlenir. Valla arkadaş şöyle bir işim zamanında bir problem çıkmadan olması gerektiği zamanda hallolsa, onu da yadırgarım lan ben. "Var bu işte bi hırtlık." der sebep ararım. Öyle bir ruhun insanı oldum. Mesela nasıl, mezun olacağım zaman her şeyim hallolur bi iş imzaya bakar, hoop ekstra bi şey çıkar. Şaka maka resmen benim yüzümden bölümün yarısı geç mezun oluyordu ya, öyle bir şanssızlıktan bahsediyorum. Misal babam "İş bulacak niyet yok sende." diye günümü mundar eder, ben oturup ağlarım, üç beş dakika sonra telefon çalar "Hadi mülakata gel." Kozmos senin beni test yöntemin buysa, yöntemin çok boktan ve sinir yıpratıcı söyleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sabır sabır sabır... Ha sabrın güzel bi şey olduğunu biliyorum, sabırlıyım da. Uyumluyum üstelik, ya huzurdan başka bi halt istediğim de yok aslında. Ama madem karakterim bu yönde; hani istenilen, sevilen insan profilini çizeyim diye kasım kasım kasılıyorum bin parçaya bölünüyorum burada, o zaman çevremdeki insanlar da birazcık böyle olsun ya. Hani ben dengeleyip, ben alttan alıp ben haksızken haklısın demek durumunda olan insan olmayayım her zaman benimki de güç bi yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Of.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Rüyalarımda daha önce hiç görmediğim simalar türetmeye başladım. Deliriyorum gibi ben ya, hadi hayırlısı. Bi de bir kere ben zıvanadan çıkmadan, kalp kırmadan bir şey zamanında olsun ama. Lütfen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-967985618741643112?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/967985618741643112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=967985618741643112&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/967985618741643112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/967985618741643112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/11/beni-rahatta-dinleyin.html' title='Beni Rahatta Dinleyin'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-4206953796949897213</id><published>2010-11-04T07:58:00.000-07:00</published><updated>2010-11-04T07:58:19.091-07:00</updated><title type='text'>Silmeye Kıyılamayan Sms Mesajları</title><content type='html'>* Dün altı seneden sonra telefonumu değiştirdim. Yine dört duvarım şahit oldu ki hattımı yenisine takarken ufak çaplı bir travma geçirdim desem yeri. Yedi sene arkadaş ki on yedi yaşımdan yirmi üç yaşıma tekabül ediyor bu altı yılım, şöyle bir düşünüyorum da pek çok ayrıntısını unuttuğum, bir kısmını kendime unutturduğum, bir kısmı hala yüzüme bakıp gülümseyebilen ve benim, şimdiki ben olduğum altı koca yıl. Çocukken ne çabuk geçerdi günler, ne ara büyüdük anlamadık da on altıdan itibaren bi şeyler oluyor; gün büyüyor, zaman büyüyor ve bizler ciddi ciddi büyüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Eski telefonumu ilk aldığım günü  mesela hatırlıyorum, şimdi o zaman kameralı telefonlar filan yeni yeni çıkıyor hani prestij simgesi, benim de bi 3310'um var çatır çatır da çalışıyor meret, de diğerine de özeniyorum ya kıramadı bizimkiler, aldık filan neyse. 41 kiloydum lan, abim şişmansın da şişmansın diye beni darlamıştı, ben de şok diyet yapmıştım, gördüğü karşısında şok olan abiciğime ise görüntü itibariyle cevap oluşturmuştum, sonra vicdan yapmıştı insafsız eheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Lise sondaydım, bi erkek aradaşım vardı, babam evdeyken sesimi duyar diye sms vasıtasıyla kavga ederdik onunla geceleri ve ben, mesaj yazarken uyuyakalırdım. İlk başlarda kavganın ortasında birden cevabın kesilmesine tepki gösterirdi, sabah telefonumda otuz cevapsız aramayla uyandığım zamanlar olurdu fakat gel zaman git zaman o da benim dandik bir insan olduğum gerçeğini kabullenmiş ve daha fazla ısrar da etmemişti bu konu üzerine. Zaten ilk terk edilişim de muhterem tarafından gerçekleştirilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Size bir itirafta bulunayım, bu ilk terkim konseptli mesaj bile bu telefonumda gizliydi işte benim. Ha sorunlu muyum, bilmem, sorunsuz da değilim ama. Abi bi açıp okudum dün sim kartımı-ki kalp oluyor bu- çıkarmadan önce telefonda kayıtlı kalan mesajları, amanın; sonsuza kadar sevecekler, sen "bensin!" ler, hayatımda sahip olduğum en güzel arkadaşsınlar, doğum günüm kutlu olsun üç noktalar, hep yanımda ollar, her zaman yanımda olacaklar... Yine de tebessüm etmekten alıkoyamıyor bu bir zamanın silinmeye kıyılamayan mesaj sahipleri sayesinde insan kendini, onlar artık halbuki var ya da yoklar. Mesela ben böyle böyle altından kalkamayacağım sözler vermemeyi öğrendim. Herhangi birimizin "Hani?" diye bahsi geçen kimsenin karşısına çıkacağından değil ya, yine de "Hani böyle demiştin" sorusunun yöneltileceği bi insan da olmak istemem hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse, bu gerek zamanın harika dostlarının, gerek çok sevmişlerinin, gerek karşılıksız sevilenlerinin mesajları arasında birkaçı samimiyetini, güzelliğini hala koruyor ki annemin yolladığı mesajlar bunlar da. Misal tekinde yazmış ki; "Yavrum telefonunu açmıyorsun bak merak ediyorum. Burada çok yağmur var, orada da var mı? Dikkat et kendine öpüyorum." Hatırlıyorum bunu yazdığı gün on kere mi ne aramıştıi ben de görmüştüm de milletle muhabbet etmekten bi beş dakika ayırıp da aramamıştım geri. Nefret ettim kendimden şimdi düşününce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle işte. Bu artık kendi kendini kafası estikçe kapatan eski dostumla çok anımız var. Nefretimi duyduğum kimseden çıkaramayacağımı bildiğimden onu duvara fırlattığım, yazılan bi şeyleri okuyup ekranına bakıp salak salak gülümsediğim zamanlar az uz değil. Derken bayağı bir maneviyat atfetmişim kendisine. Şimdi çekmecede tozlanmak üzere yerini aldı, hala hafızasında benim silinmeye kıyılamayan mesajlarımı saklayarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* E ben telefondan ayrılırken de böyle dramatize edeceksem olayı işimiz var. Bu kafayla henüz yirmi üç yaşında ve hayatın başında olmak, paha biçilemez o yüzden. Sevdim sizleri, annemin bana gönderdiği mesajlar kalitesinde mesajlarınız çok olsun, gerçekten sevenleriniz eksik olmasın. Öperim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-4206953796949897213?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/4206953796949897213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=4206953796949897213&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4206953796949897213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4206953796949897213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/11/silmeye-kylamayan-sms-mesajlar.html' title='Silmeye Kıyılamayan Sms Mesajları'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-6494984235464516585</id><published>2010-11-02T11:47:00.000-07:00</published><updated>2010-11-02T11:47:45.190-07:00</updated><title type='text'>Babam ve Ben</title><content type='html'>* Arkadaşları bilirsiniz ya, onlarla beraberken genellikle gülersiniz ve kafanız dağılır, hoş olur. Mesela kötü gün dostu kavramı, kötü gün olarak adlandırılabilecek zamanlarda bile genellikle dert paylaşan değil de beni güldüren insanları sevdim, gülmeyi seviyorum yapacak bi şey yok. Uzun zamandır böyle karnıma spazm girecek derecede çok çok gülmedim, bunun sıkıntısını çekmiyorum değil açıkçası. Gözlerimden yaşlar gelene değin gülmeliyim hayatım boyunca sanki. İhtiyaç bu benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceğim ben arkadaşlarımı özledim ya. Valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sabah ne hikmetse sabah altı sularında babam kapımı araladı. Oara yine rüyamda mülakatın birindeki ben aniden yatağımdan fırladım, babama doğru yürüdüm ve uyku esnasında aklıma gelen dahiyane planları sıraladım iş bulma konusunda. Son günlerde hem benim için evhamlı, hem korkulu hem de zannediyorum biraz tepkili babam şaşkınlık içeriside yüzüme bakıp "Sıkılma yavrum sıkılma." demekle yetinme durumunda kaldı. Evet insanın böyle dahiyane fikirler aklına ya kaçarken ya... Bi de uykuda geliyor işte. Neyse dramatik, bir miktar da travmatik bir görüntü sergilemişim anlaşılan ki bugün erken eve geldi, normalde küstü birkaç gündür konuşmuyorduk, beni yanına çağırdı ve "Nasipse olur, olmazsa olmaz sen her daim evladımsın, sıkma kendini iş konusunda." diyerek tam da ihtiyacım olan motivasyonu sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç günkü küs halinin sebebinin ise bana yönelik olmadığını, sadece geçen gün eve geldiğinde terliklerini yerinde bulmaması olduğunu söyledi, rahatladım. Aslında terliklerinin yerinde olmaması da benim halt yemem, ne var evde battal boy terlikleri giyip gezecek. Giy kendi terliklerini işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam her ne kadar şimdiye kadar hemen herkese karşı korku veren bir tutum sergilediyse de ailede kız çocuğa karşı anlamsız bir zaaf var; özellikle babamın bana, mesela öyle insanlara yıllık dargınlıkları söz konusu ben olunca-nazar değmesin- günlere indi her zaman. Aynı şekilde benim de babama benzer bir zaafım var, çok kızdığım gecelerde bile ona kötü kötü dualar eder sonra pişman olur ağlardım çocukken. Yani ben ona kızarım, o bana kızar, ben başkasına kızgınlığımı abartırım, keza babam da. Ama birbirimize gelince konu değişir, değişiyor; küçükken sinirli ve dik başlı bir insan olduğundan ona benzetmesi birinin ağrıma giderdi, şimdi büyüdüm ve babama aslında ne kadar da benzediğimi görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela küçükken bu sert adam beşiğime eğilip beni çeşit çeşit sesler çıkararak- öyle değil be, hani bebek severken çıkarırsınız ya bazı sesler- severmiş, annem odaya girince hemen toparlanır köşeye geçer bir gazete filan alıp eline durumu çaktırmazmış; yani beni, çocuğunu sevdiğini. Abimde ise annem hiç böyle bir durumla karşılaşmamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geçti sonra, kişiliğim o şekilde gelişti, inatçı ama çenesiyle hemen her istediğini yaptıran, kendini sevdirip kabul ettiren bir insan oldum. Babamı şey diye çok darlardım, "Şeytan uçurtması yap bana." Böyle gazete sayfasından ya da defter yaprağından uçak gibi bir şey yapardı, ona ip takardık ve bahçeliydi evimiz, bahçeye uçurmaya çıkardık. O da hiç uçmazdı ya, koşup dururdum yerden iki metre havalansa ne ala, abim kendine çıtalı filan kocaman bir uçurtma yapmıştı, babam da bana şeytan uçurtmaları yapardı işte. Çıtalı uçurtmasına abimin çok özeniyor olsam da hem babam ona şeytan uçurtması yapmadığı için üzülür, hem de beni sevdiğini bildiğim için sevinirdim bu herkesçe "sevemez" olarak nitelendirilen insanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha diğer yandan en ağır kavgalarımı babamla yaptım mı, yaptım. En büyük tepkilerim yine babama yönelik oldu mu evet. Onun da bana aynı şekilde. Çünkü ikimizin de kırılmaz bir inadı var. Masal anlatırdı sonra bana, altına çiş yaparmış sürekli bir kız, bunu çingeneler kaçırmış ve annesi kurtarmaya gitmemiş, babası gidip kurtarmış, o da babasına "Bir daha hiç yapmayacağım." diye söz vermiş, buydu masal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de en az otuz kez bu baba yanlısı ve anne karşıtı masalı anlattırmışımdır belki, hoşuma giderdi çünkü benim için özel bir şeyler yaptığını görmek. En sevdiğim bebeğime "Kızım." diyerek beni kıskandırdığı için bebeği düşman bebek belledim, ve şeytan uçurtmalarını hep çok sevdim, uçmasalar bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bıraktığından beri tütün kokusu yok üstünde ama ben belki de tütün kokusunu bile babamla özdeşleştirdiğim için çok sevdim hayatımda. Evet şaka gibi demeniz muhtemel ama ben tütün kokusunu gerçekten çok severim, babam kokusudur çünkü o. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufacık bir sevgisizliğini hissetsem karnıma kramplar girer, bağırsın çağırsın kızsın gerekirse ama beni sevdiğini bileyim, o yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi de o masalı niye anlattın baba çocukluğum boyunca desem şimdi, biliyorum ki anlamaz ama ben seni zaten annem kadar seviyordum ki. Sen beni birazcık sev, ben bunu birazcık bileyim zaten buyum ben baba, hayatımda kim olursa olsun, ne yapmış olursa olsun, ben sevmeyi bilirim ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle yani. Sana kızıp kızıp sonra pişman olan çocuğunum ben de senin işte. İki hafta benden "o" diye bahsettikten sonra halime üzülüp "kızım" demen ise içimi eritiverir orası ayrı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yani. Şeytan uçurtmalarının bana bunları yazdırdığını bana hiç bilmeyecek. Hayatım boyunca bana başka kimse de şeytan uçurtması yapmayacak. Gerek de yok zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıssadan hisse kozmosa inat seviyorum babamı! Büyüdükçe daha çok seviyorum. Garip değil mi, bence de...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-6494984235464516585?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/6494984235464516585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=6494984235464516585&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6494984235464516585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6494984235464516585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/11/babam-ve-ben.html' title='Babam ve Ben'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-3098210078006138704</id><published>2010-10-29T05:03:00.000-07:00</published><updated>2010-10-29T05:14:44.678-07:00</updated><title type='text'>Ne İş Olsa Yaparım Abi!</title><content type='html'>* Ben sağlam çıldırıyorum sanırım ya. Bildiğiniz hani böyle hissedebiliyorum sinir hücrelerimdeki kıvırcıklanmayı. O yüzden ey insanlık, ey işveren; yoğun temponun arasında yolun rast geldi diyelim bu bloga, zaten populasyondaki benzer sebeplerden ötürü ruh sağlığı iyi olmayan kitleye bir birey daha eklenmemesi için gel bana iş ver. İş lazım iş iş. Aksi halde tek ilgi alanım işsizliğim ve ben olarak beliriyoruz ve tüm zehirli oklarımızı da haliyle kendimize yöneltiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya system bak, tam on altı seneden beri yaz tatilim bile olmaksızın faaliyet halindeyim. Haliyle faal olmaya alışığım ben. Reva mıdır bana otuz seneymiş gibi geçen üç koca bomboş ay!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle "Ne iş olsa yaparım ağbi." görünümüde gezince siz muhtemelen işverene itici geliyorsunuzdur. Ne bileyim şöyle iddiada bi insan bekliyor olabilirler; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kuzum tasarım odaklı çalışmak isterim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hımm, anlıyorum. Madem o kadar kararlısınız başarılı olacağınızdan eminim yeni işinizde."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ahah. Bu şüphesiz... başarı benim göbek adım. 3,5000 tl maaş ve kişisel bir araç yalnız, aksi halde..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yo yo, tabii ki tedarik ederiz, sizin gibi üstün bir kabiliyete az bile."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Farkındayım, zaten az olduğu için gerekli düzenlemelere üç senelik sözleşmemizde yer vereceğizdir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tabii tabii. Hemen hazırlıyorum sözleşmeyi! Ne kadar kararlı, idealist ve muhteşem olduğunuzu belirtmiş miydim?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"4,000 maaş, sene içinde 4 ay tatil, fazla mesai yok!.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ahah, tabii tabii!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii böyle bir dünya olmadığına göre, varsa da ben bilmediğime göre gerçek dünyaya hoş geldim! Evet, misal CV'me yazı yazarken sıkıldım hepsine ayrı ayrı yazmaktan çünkü hepsinden sadece otomatik mesaj gelmekte, "CV'niz elimize ulaştı bi ara bakarız." konseptli, neyse ne diyorduk, önyazı yazarken şöyle yapıyorum; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atıyorum dış ticaret uzmanı arıyorlar... &lt;br /&gt;"Geleceğimi dış ticaret uzmanlığı(!) yönünde şekillendirmek istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mağaza yöneticiliği "Geleceğimi mağaza yöneticiliği üzerine inşa edicem!" (Vaay)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra stok sorumlusu, "Acayip stok yaparım..."(Oooo)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekanik Tasarım Mühendisi "Uluslararası ilişkiler okudum ama bi sorun niye?.. Aslında ruhum  mühendis benim!(Ruhum sarışın gibi oldu bu.) Valla bak."(Humm)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse abartmayayım. Diyeceğim, "Ne iş olsa yaparım ağbi." Ühüh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekın istikrarla deliriyor olduğumu nereden anladım? Dün gece (gece dediğim saat 9 suları oluyor gündüz) Bir rüya görüyorum. Rüyamda benimle "bitip bitip başlayan ilişkiler" konusunda bi röportaj yapılıyor. Böyle gayet şık bir sandalyeye oturmuşum, efenim saçım sol yandan topuz ve siyah kemik gözlükler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse önümde bir mikrofon ve ben adeta konuyla ilgili aforizma sa(?)çıyorum! Diyorum ki bakın şimdi; "Bence bir ilişkinin bitişi bir insanın ölümüne benzer. Düşünsenize ölüp ölüp dirilen bir insan, hüzünden ya da ölüye saygıdan bahsedilebilir mi bu insana karşı? Haliye ilişkide taraflar birbirini ölü kabul edip yollarına devam etmelidirler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha ben bu metni nasıl bu kadar net hatırlıyorum. Dediğim gibi uyandım, uyku sersemi "Oha lan ne tespit yapmışım. Hemen yazayım da unutmayayım bari." diyerek hemen komidinimin üstündeki deftere kargacık burgacık not etmiş ve gerisingeri uyumuşum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yazamadığım kısımlar vardı, ilişki uzmanı gibi röportaj verdim valla, ha bu arada, ilişki uzmanlığı da yapabilirim ağbi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi madem bu yazıyı okudunuz itiraf edin, kaçınız rüya görüp kalkıp bunu unutmamak içn not ediyor? Birkaç kişi çıksın lütfen de kendimi yalnız hissetmeyeyim en azından. Olma mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öptüm sizleri. Renkli, ekşını bol, toz penpe, notlu notsuz rüyalar hepinize!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada "Al bi KPSS seti otur çalış." dediğinizi duyar gibiyim. Ihh... Bilemedim ben onu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-3098210078006138704?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/3098210078006138704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=3098210078006138704&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3098210078006138704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3098210078006138704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/10/ne-is-olsa-yaparm-abi.html' title='Ne İş Olsa Yaparım Abi!'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-8854015475317717587</id><published>2010-10-23T08:58:00.000-07:00</published><updated>2010-10-23T08:58:57.301-07:00</updated><title type='text'>Anne Günü ve Baklava Kavramı</title><content type='html'>* Bi şey söyleyeyim mi, beş senenizi evden uzak geçirip sonra kuyruğu kıstırıp eve döndükten sonra bulunduğunuz ilk anne günü sonrası herkes gidince odanıza çekilip sigara eşliğinde "Ayo Technology" dinleyerek "Oh be" demek, bambaşkaymış. Ben bugün bunu gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Annesi gün yapan arkadaşlar beni anlayacaklardır; abi, bu kadar amaçsız bi olay var mı ya dünyada? Küçükken annem zorla götürürdü beni bütün günlerine, bi de akranım yok ha, işkenceye gel. Canım sıkılırdı sıkılırdı, ağlardım filan baktım tınan yok beni bi köşede ağlarken zıbarıp kalırdım. İyi de olurdu hani zaman geçerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yok yok şunu anladım ki insan değişse de değişmiyor arkadaş.( Ne dedim şimdi ben?) Yedi yaşımda ne kadar sevmiyorsam şu gün olayını yirmi üç yaşıma geldim, hala sevmiyorum.( Şimdi oldu.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aslında günün özetini kuzenim geçti. Hani bi de biz de geçtik ya o yollardan empati had safhada o yüzden. Bir ara tabak hazırlarken ben içeriden bir kahkaha geldi. Ama bir kahkaha ki dostlar... Zannedersiniz ses bombası atıldı salona. Kapı aralandı, içeriye beş yaşındaki kuzenim girdi ve hiçbir şey söylemedi bana. Ben hissettiklerini ama o dehşet dolu bakıştan anladım. Teselli ettim kuzenimi, geçici olduğunu hissettirmeye çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Benim başka bi kuzen daha var, yirmi yaşındaki bu hanım kızımız normal üstü bi güzelliğe sahip.(Bu bilgi gereksiz aslında niye verdim ben de bilmiyorum.) Lakin biraz bahtsız, ona denk gelenler de birazcık odun oluyor. Neyse stepe başlamış. Beni de çağırıyor, arada geçen bir diyalog;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Stepe sen de gelsene ya. İyi oluyor başladığımdan beri üç kilo verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Olmaz kızım yaşlandım ben. ( Aradaki yaş farkı bkz. 3, "Ben yedi yaşımdayım ama aslında yetmiş yaşındayım hakim amca, ühüh.")&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne yaşlısı ya, elli üç yaşındaki kadınlar geliyor.(Neden elli üç ki?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Hocalar nası yakışıklı mı? (Sırf şerefsizliğine bu soru, yoksa münzevi hayatı sürmekteyim bir süredir. Birazcık ama.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yakışıklı tabii, baklava baklava böyle. (Baklavadan da zerre gram hazzetmem o da var. Her çeşidinden hazzetmem. Bu böyle biline!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Ha tamam baklavaysa gelirim o zaman. (Arkadaş devir kıtlık devri, o yüzden baklava tulumba demeyeceksin. Vay arkadaş, ne fenaymışım ben meğer. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse neticede gözlemci olarak pazartesi günkü çalışmalarına iştirak etme kararı aldım. N'apim çok işim yok. "Yirmi üç yaşındayım ama içim temiz hakim amca, ühüh."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O değil de bu bahsettiğim kuzenim iyi ki var bir insandır, o ayrı. Her çok güzel kız çocuğunun düştüğü handikapa düşüp kendini beğenmez o da beni hasta eder, diğer konularda iyi anlaşırız ama. Lan ne övdüm kuzeni kime yarandırıyosam, eheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Blogunuza google statics'ten istatistikler sekmesi ekleyebiliyormuşsunuz, fil tarihinde bunu aktive etmişim lakin ben, o ailecek çok sevdiğiniz küçük ilgisiz blog yazarı, bi kere de "Ya bu ne işe yarar?" diye tıklamamışım bu sekmeye. Google'a insanların ne yazarak sizin bloga ulaştığını filan kaydediyormuş bu hede, çok da eğlenceli şeyler çıkartıyormuş. Buradan ilerisi ekşide bu konuda yazdığım bir yazıdan kopipeysttir efenim, neler yazmış insanlar google'a da benim bloga ulaşmış bi okuyun hele;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"dokuz mevsim beraberce (bunu üşenmedim araştırdım dokuz mevsimden kasıt ne ki diye, ismail yk şarkısıymış.)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"eğer o dönmediyse, lahmacun dur (bunu valla anlamadım.)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"otobüste arkadan dayama izle (buna hiçbir şey diyemiyorum, sapık bu.)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"takıntılıyım (ben de.)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"tırnak kemirmek çağre (çağre yazımı çağre)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"vileda'nın bulunuşu (sanırım bu konudaki yazım, bilimsel bir şeyler arayan arkadaşa küfür etkisi yapmış olabilir. neyse. ayrıca niye merak etmiş olabileceği de ayrıca bir tartışma konusu.)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yürü git soldan afrika şarkısının sözleri (afrika şarkısıysa sözleri muhtemelen "yürü git soldan" değildir bak söylemedi deme.)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misal şimdi birileri "Baklava Tarifi" filan yazacak google'a, çat benim bu yazı çıkacak, küfür etkisi ya. Acı verici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eheh neyse. Böyle işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailenizin stepçisi, baklava hocaların gözdesi sinek efendim'den son haberleri aktardık efendim. Esen kalın. O değil de mevsim sonu sineği kadar hayatımı özetleyen bir haşere daha var mı ki dünyada... Ne güzel ifade etmişim kendimi iki sene önce. Sırf bu yüzden i like myself ya. Hadi, esenlikle canlarım. Öptüm cümleten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-8854015475317717587?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/8854015475317717587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=8854015475317717587&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/8854015475317717587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/8854015475317717587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/10/anne-gunu-ve-baklava-kavram.html' title='Anne Günü ve Baklava Kavramı'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-4949129588823216577</id><published>2010-10-22T12:05:00.000-07:00</published><updated>2010-10-22T12:05:32.930-07:00</updated><title type='text'>Çizim, Tarçın Hanım Filan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TMHcV30bxSI/AAAAAAAABhY/L_OcHhenodE/s1600/hikaye.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TMHcV30bxSI/AAAAAAAABhY/L_OcHhenodE/s320/hikaye.jpg" width="130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;* Evet, bugün yaklaşık dokuz saatimi vererek çizdiğim bu hikayenin adı "Tarçın Hanım" İki gündür şuursuzca(bu kelimeyi bulmak için itiraf ediyorum beyin kasırgası gerçekleştirdim, beyin kasırgasının sebebi ise son dönemde hamlamış beyin kıvırcıklarım olabilir. Düşünmek artık iş geliyor, o derece) tükettiğim boza ve tarçın sevgim kelli. Anneme bugün aramızda nacizane şu buruk diyalog vücut buldu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sana tarçın hanım diyeceğim bundan sonra?&lt;br /&gt;+ Neden o?&lt;br /&gt;- İkinizi de çok seviyorum da ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tarçın hanım...&lt;br /&gt;+ ?&lt;br /&gt;- Neden hiçbir şey değişmiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle işte. Hiçbir şey değişmemeye devam ediyor. İyi ki çizim var da dokuz saatte aklıma iki kez sigara gelerek çizim yapabiliyorum. Yoksa halim nice olabilirdi. O değil de iyi ki adobe photoshop da var, valla, asrın icadı bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında değişmiyor desem de ufak tefek birkaç gün içinde değişen bir şeyler de var. Murat Esmer beylerle bir şekilde iletişime geçtik, çizimlerimi beğendi ve "Netame" tarzı projelerine (Umuyorum, en yakın zamanda) yardımcı olmama izin verdi. Hatta yeni albümünde yer alacak ve henüz yayınlamadığı bir parçasını yolladı ve dün akşam ona iki çizim yaptım. Çok beğendi, ben de çok mutlu oldum. Bir sürü projeler ürettik dün akşam, yarın annemin günü bir geçsin, hemen onlarla ilgili çalışmaya başlayacağım. Murat Esmer süper bi insanmış bu arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netame, illüstrasyon müzik ve hikayenin birleştiği bir proje, biz de bu tarz bir proje için uğraşacağız fakat bizimki biraz daha farklı olacak. Nasıl olacağını ilerleyen günlerde yapınca paylaşırım. Yapamadan konuşmayı adet haline getirmiş ben sanırım birazcık çekince koymalıyım buna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bu yazıyı okuyan aşağıdaki adrese uğramadan geçmesin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.muratesmer.com/"&gt;http://www.muratesmer.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki albümleri edinin, bakın müzik zevkimin iyi olduğunu ben söylemiyorum beni tanıyanlar da söylüyor, bi kulak verin da... Hem artık ben de varım sayılır bakın çalışmalarında. Bi de şu adrese uğrayıp "Uykunun Gözleri" isimli parçayı da dinlemeden geçmeyin olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta content="text/html; charset=utf-8" http-equiv="Content-Type"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Word.Document" name="ProgId"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 11" name="Generator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content="Microsoft Word 11" name="Originator"&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;&lt;!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal	{mso-style-parent:"";	margin:0in;	margin-bottom:.0001pt;	mso-pagination:widow-orphan;	font-size:12.0pt;	font-family:"Times New Roman";	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}@page Section1	{size:8.5in 11.0in;	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;	mso-header-margin:35.4pt;	mso-footer-margin:35.4pt;	mso-paper-source:0;}div.Section1	{page:Section1;}--&gt;&lt;/style&gt;&lt;a href="http://sonusist.wordpress.com/"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;http://sonusist.wordpress.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Son bi şey daha, bana dua edin ki kendi çabamın yanısıra biraz şans da yardımcım olsun, hiç mi hiç yüksünmüyorum orası ayrı, ama aklımdakileri yapamadan ölme düşüncesi. O ürkütüyor beni birazcık.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Sizleri seviyorum. Bu arada lafa daldım çizimimin öyküsünü unuttum, bir binanın üstünde hayallerini öldüren Tarçın Hanım, silahının eli olduğunu fark ediyor ve bu başarısız intihar girişimin ardından gülüyor; "Haha." Bu yani.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Neyse, seviyorum sizleri. Hati görüşürüz, ben çizim yapayım birazcık daha. :)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-4949129588823216577?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/4949129588823216577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=4949129588823216577&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4949129588823216577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4949129588823216577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/10/cizim-tarcn-hanm-filan.html' title='Çizim, Tarçın Hanım Filan'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TMHcV30bxSI/AAAAAAAABhY/L_OcHhenodE/s72-c/hikaye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5113820926516358731</id><published>2010-10-19T05:01:00.000-07:00</published><updated>2010-10-19T06:13:17.823-07:00</updated><title type='text'>Yes Ay Em</title><content type='html'>* Aslında yazmayacağım yazmayacağım diyorum da yine de tutamayıp kendimi yazıyorum; arkadaşım açık konuşmak gerekirse sizin de olduğu gibi benim de hayatımda tahammül edemediğim şeyler var. Küçücük bir şeyden benim de sinirlerim diken diken olabiliyor böyle. Mesela ciddiyetsizlik. Hayatındaki hemen her kavrama şu güne değin ciddiyetle yaklaşmış bir insan olarak, birinin hayatında ciddi olması gereken bir müesseseye, ve yahut kimseye, ciddiyetsiz yaklaştığını görünce o insana saygım, efendiliğim ve her bir haltım kaçıveriyor ki normalde insan severim bakın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün kolaların bulunduğu buzdolabının önünde ne alacağım konusunda hafiften tereddüte düşüp biraz fazla bekleme yapınca misal bakkalın gelip "N'oldu niye bekliyosun yeğenim." diyişine cıvık bir ses tonuyla sinirim kalktı mesela. Muhtemelen bunda son zamanlarda pek de sağlam olmayan sinirlerimin de etkisi var ama şunlar ya; bir ben senin yeğenin değilim. İki zaten yeğenim, gülüm, kızım... bilumum hepsinden nefret ederim. Deme yani. Gerek yok. Üç görüntü kirliliği mi yapıyoruz orada adam? Arkamda bekleyen mi var ya da? Lakaytlık ve ciddiyetsizlik bence, gereksizdir ve gerek yok. Öhö.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tembellik gitgide tüm dokularımı, sistemlerimi ele geçiriyordu ve ben, bu fizyolojik fethi dört duvarımın arasında sessizlikle izliyordum. Hayat kısaydı, fekat şu dönem için günler oldukça uzun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misal şey olur bilmem size de olur mu, hani çok sevdiğinizi birini göreceksinizdir ya da çok istediğiniz bir şeyi gerçekleştireceksinizdir, o gün çabuk gelsin diye ben çok uyurum. Aradaki zaman dilimi çabucak aksın geçsin diye. Lan uyuyorum uyuyorum, ne gelecek biri var ne gerçekleşecek bi şey. Bazen böyle ölecekmişim gibi hissediyorum. Canım çekiliyor gibim. Çok enteresan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen sıkıntıdan bi program dahilinde İsveç'e başvurdum. İstanbul bitti ya İsveç kaldıydı gitmediğimiz. Akıl desen üç beş karış havada. Hayır aynı şartları paylaştığım arkadaşlarım kpss kursu yollarında iken bana bu yüksek hayalperest ruh nereden peydah olmuş, çözebilene aşk olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Milyarlarca umutsuzluk sebebi bulabilecekken hala da içimde bi umut var ya, gülerim gülerim ona gülerim. Haha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hani insanın kaybedecek bir şeyi olmadığı zaman özgürlüğü gerçek anlamda hissedermiş ya, aslına bakarsanız şöyle bir dün analizi yaptığımda genellikle bu ruh haline sahip olduğum zamanlarda kazanmışım hayattan ne kazandıysam. Ha hep sorumlu bi insan oldum orası ayrı, yine de hayattaki yegane "Yapma ya! Helal." tepkisi aldığım zamanlar da bu "Ne kaybetcem ki ya." psikolojisi seyrederken oldu. Bakın anlatıyorum son korkulu deneyimimi. Şaka maka negzel be çocuklarıma bi gün anlatacağım bazı hikayelerim var. "Vay anne çılgınmışsın!"&lt;br /&gt;"Ne sandın ufaklık, eheh."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caniçlerim ben bu İstanbul belasına son İstanbul'a gittiğimde sağlam bi direkten döndüm. Ha bi şey olacağına mı, yoo, olmayabilirdi. Olabilirdi de ama. Neyse gecenin bi vakti bi arkadaşla buluşmuşuz, onun bir arkadaşı vasıtasıyla kalacak yer bulmuşuz-piu lan ne akşamdı bakın düşününce bile tırstım yeminnen.- Neyse gitmişiz oraya. Semt muamma, hala bilmiyorum. Neyse bu evinde kaldığımız ilk kez o gece gördüğüm ve bir daha muhtemelen hiç görmeyeceğim insancağız bize odasını vermiş. Ecelden sıyırtmanın verdiği ruh haliyle arkadaşa "Ben bi sigara içeyim ya..." dedim. Pencereye yöneldim. Neyse perdeyi açtığım gibi gördüğüm, mezarlık! Uçsuz bucaksız engin mi engin bi mezarlık. Sigaranın dumanı gırtlağımdan spin aldı, "üf" dedim. Hani korkacak bi şey yaşadığıma da değil de ölü fian korkutuyor insanı ya. Misal küçükkn de çok korkardım, babam da hep "Dirisinden korkcan." derdi. Haklı da adam da ne bilim işte. Kötü günün sonunda son kötü tecrübem idi bu da. Gece boyu sigara içememiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra diyorsunuz ki bana hayal avcılığı yap. İyi de arkadaş yapmadık mı? Yapmıyor muyuz? Yahu sabah kalktığım evden bir arkadaşa "Böbrekler yerinde" diye mesaj attığımı da biliyorum. Da bu kadar da rastgele yaşanmaz ki... Ya da yaşanır mı? Eğer ki yaşamanın ne olduğu konusunda kafamda tam bir tanım oturtabilirsem "Yaşanır." diyip her an her şeyi yapabilirim. Ama ilkin biraz daha düşünmem lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin görün ki şu var; Adrenalindi, serotonindi, efenim vertigo fişmekan, bunlarla insan yaşadığını hissediyor. Ne bileyim aşık olacaksın, korkacaksın, çok fena şeylerle karşılaşsan bile öğrendiğin eminim ki karşılaşmaman durumuna göre çok daha fazla olacak falan filan. Yani yaşadığını hissettirecek sana bir takım şeyler. Şüphesiz ki süper güvenli de olsa replay şeklinde aynı günü yaşamak yaşadığını hissettirmesi yönünden günden yana beklentiye girmeni de engelliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa keyfimize mi gitmiyoruz yahu Ankara'ya. Bakın eş dost beş senem her bir haltım orada üstelik benim. He ya, orada vallahi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İstanbul, biri benim için bu kadar gözünü karartacak var ya... Ne duygusuz ne nalet memleketmişin be. Canımsın, o başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sevdim sizleri. Sabredin, motorları maviliklere süreceğiz. (Bunu da uzun seneler umutları maviliklere süreceğiz sanıp motor olduğunu öğrenince hayal kırıklığına uğramışlığım vardır. Bu da böyle biline.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel günler göreceğiz güneşli günler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edid: Hadi günün şanslısısınız sizi biriyle tanıştıracağım, Murat Esmer. Ben bütün bi albümlerini indirdim çok da beğendim ama siz deneme mahiyetinde şunu indirin;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://muratesmer.bandcamp.com/album/freezing-utterances"&gt;&lt;br /&gt;Murat Esmer- Freezing Utterances&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öptüm. Siyu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5113820926516358731?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5113820926516358731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5113820926516358731&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5113820926516358731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5113820926516358731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/10/yes-ay-em.html' title='Yes Ay Em'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-583205419826161</id><published>2010-10-15T11:11:00.000-07:00</published><updated>2010-10-15T11:11:05.988-07:00</updated><title type='text'>Post Graduation Syndrome Vol I</title><content type='html'>* Sanırım tarihimin en boş, en amaçsız dönemindeyim. Sanırım değil, kesinlikle. Yakın tarihimde ya da vazgeçtim, zaten mevcudiyetimin tarih sürecinde pek de uzun olmayan bir dilimi kapsadığını düşünürsek, uzak tarihimde elde ettiğim başarılara sığınarak günümü kurtarma çabası içindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hatırlayalım ey hafıza; zaman evvel hoş bir öss puanı aldık, güzel bir üniversitede bölümümüze birinci sırada yerleştik. Pek hoş. Ve hatta hedef belirlemeyle paralel öyle güzel bir sistematik yarattık ki kendimize sürünün içinde belirginleşme çabası önümüze konan a'dan e'ye uzanan küçük optik yuvarlakçıklara bile ciddi ciddi sempati besler hale geldik. Geometri sorularını diğer testler arasında çerez mahiyetinde çözdüğümüz günlerdi, amacımız vardı değil mi? Amaç ya. Yaşam sebebi yemin ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Mezun olduk. Her şeye rağmen, tüm ikincil unsurlara rağmen burslu filan mezun olduk yine. Hiçbir şeyden geri kalmadık, dolu dolu beş sene geçirdik. Kağıt parçalarına sığdırılmış dünyevi başarılarımıza bir kağıt parçası daha ekledik. Diplomamız oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Iq testi yaptık, 145 çıkardık. Buraya kadar her şey filmani, buraya kadar her şey mükemmel. Zekada azimde bir problem yok diyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Mezuniyetin akabinde neredeyse ikinci ayımıza girdik. Hala amaç bulamadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gazladık gazladık kendimizi (Ayrıca bu birinci çoğul şahıslı cümleler nereden çıkıyor ayrıca düşünüyorum, evet ben ve Ayşe, çok sevdiğim hayali arkadaşım, mükemmeldir hep dertleşmeye ihtiyaç duyduğumda yanımdadır, güzel çözüm önerilerinde bulunur ve ben, böyle zamanlarımda sadece paylaşma ihtiyacıyla aklımdan geçenleri bloga filan yazma ihtiyacı duymam.) Neyse ne yapmıştık, gazlamıştık kendimizi, çizer olacaktık, İstanbul'a gidecektik vesaire vesaire. Çünkü insanlar hiçbir şey bilmiyor, kimse bir şeyin farkında değil, efendim hayalperest olacaksın hayallerin peşinden gideceksin, filmler ibretlik paylaşımlar filan hep öyle ya. "Lan bok" demedi kimse bana o yüzden şimdi bizzat ben kendime diyeyim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat hayat... Hani kendini öldürme çabasında olan bireylerin bile eskaza sakat kalıp da o şekilde bu müesseseyi devam ettirmek zorunda olduğu, hani o yere oturmuş avucunu açıp dilenen insanın da benden farksız olduğu, tam olarak işleyişinde hangi unsurun başat rol üstlendiğini anlamlandıramadığımız bir olgudan bahsediyoruz değil mi? "Vhuo, kıza bak hayallerinin peşinden gitti, bayağı zorlandı ama sonunda istediğini, istediği yerde elde etti. Vay arkadaş." dedirtmeye güvenecek bazı spirütüel olgulara güvenebilmek lazım. Şansı olması lazım insanın. Yoksa birikiminiz, yaptıklarınız, yapabilecekleriniz, yapmaya hevesiniz ve her bir haltınızla dört duvarın arasında maksimum bu şekilde tepki verebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir şey üretmek adına teşebbüsü geçtim, nereden teşebbüs edeceğimi bile bilemediğim şu günlerde, tamamen tüketime yönelik bir hayat sürmekteyim. Ve yirmi üç senelik göreceli kısa bence uzun hayatımda ve bakınız, vurguyla, hiçbir amacımın olmadığı bu kadar boş bir dönemde daha bulunmadım. Dün oturdum kpss neymiş ne değilmiş onu araştırdım. Madem ki asil optik yuvarlaklar size prestij kazandıran kağıt parçalarına götüren yolu sunuyor, peki o halde; hayal, çizim, istanbul yok. Madem bana yardımcı olacak gücüm üstü bir etken çıkmıyor karşıma, ne yapmam gerekiyorsa onu yaparım ben de. Bunları yazdıkça kendimden nefret ediyorum, belirtmeden geçemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya oturup sudoku konusunda uzmanlaşabilirim. Valla. Oturup yüzlerce kitap bitirip akademik makaleler yazabilirim. Oturup sizin portrenizi çizebilirim. Şapka dikebilirim. Muhasebe konusunda uzmanlaşabilirim. Fakat hayat, lütfen bende hiçbir halta yaramıyormuşum hissini yaratma. Yapma bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Nerede ayrıca? Arkadaşlarım. Dostlarım. Ya ben bu kadar sonuç elde edemeyecek şeyler yapmadım hayatta ya. Lanet bir dersi, hayatıma girmiş herhangi bir insanı sıfatı ne olursa olsun, diyeceğim niteliğini gözetmeksizin herhangi bir şeyi önemsedim ben ya. Yani ben mevcut hayatımda mevcut sonuçları almak için ne yapmış olabilirim diye düşünüyorum, düşünüyorum ne yazık ki cevap bulamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Buradan üst mercilere sesleniyorum. Evet bu kadar tüketime yönelmiş, tüketime yönelmek zorunda, bir insan bence gereksizdir. Ve hatta isyan etmiyorum tamam, sabırlıyım. Çünkü başka çarem yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hayatımda giden üç beş doğru düzgün şeyi bile bozasım geliyor böyle zamanlarda. O kadar işlevsiz hissediyorum ki kendimi kimsenin de benimle ilişkili bir beklentiye girmesini istemiyorum çünkü. Çok haklısın Mor ve Ötesi, hayat bir bombaymış ve düşermiş zaman zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yatağıma giresim ve bir gün biri kalkıp "Yatıp durmasın ya burada, aslında bir şeyler yapabilir bu insan, hadi gel bir şeylere faydalı olabilmen için şunu yapmanı istiyoruz." diyeceği güne kadar çıkmayasım var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ve bir daha plan yapmayasım. Hayal kurmayasım... Hayat nasıl dersiniz dostum, fazla gerçekçi. Evet.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-583205419826161?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/583205419826161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=583205419826161&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/583205419826161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/583205419826161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/10/post-graduation-syndrome-vol-ii.html' title='Post Graduation Syndrome Vol I'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-2270121873029087027</id><published>2010-10-12T14:21:00.000-07:00</published><updated>2010-10-12T14:21:18.425-07:00</updated><title type='text'>40. Yıl</title><content type='html'>Küçükken uzaktan bir akrabamız vardı yakınımızda oturan. Sanırım yedi sekiz yaşlarıma denk geliyor annemin bu akrabamızı keşfedip beni de alarak sık sık ziyaretine götürdüğü. Porsuk'un yanında bir evleri vardı bir sitenin ikinci katı. Bir kızı, bir de oğlu vardı. Çocukları ona, o çocuklarına şaşkınlık uyandıracak şekilde düşkündü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gidişimde bir peynirli poğaça yapmış. Gevrek gevrek böyle. Çok hoşuma gitmişti bu poğaça. Oğlu üniversiteye gitmişti o zamanlar. Kalp rahatsızlığı vardı, sürekli ilaç kullanıyordu. Herkes üstüne titriyordu evde. Eniştem, kızı... Neyse, pamuk kızım derdi bana hep. O poğaçayı ise ben o günden sonra onun adıyla anacaktım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela bir gün çok net hatırlıyorum, onlardan dönerken yolda yere düşmüş kağıt bir bi milyon gördüm. Annemden geride kaldım, parayı aldım. Birkaç adım ötemde bir tane daha. Bir tane daha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneme gidip elimdeki beş tane bir milyonluğu gösterdim. Bunların bizim olup olamayacağını sordum. "Ya düşüren adam aç kalırsa sen bunları aldığın için?" dedi, götürüp bulduğum yere bırakmamı, biri alacak olsa da aç kalma sebebinin ben olmamam gerektiğini söyledi. İçim buruldu ama gidip bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, sonra bu gitgide daha fazla alıştığım teyze hemen her gidişimizde seviyorum diye bana bu poğaçadan yapmaya başladı. Çok güzel bir kadındı yaşına rağmen, gülünce gözleri ışıldardı. Çok severdim onu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversiteye gittim sonra. Hazırlıktayım. Başka bir teyzemin kızı gelecekmiş Ankara'ya, annem arayıp onları gezdirip gezdiremeyeceğimi soruyor. Gezdiririm diyorum, yeğeni hayvanat bahçesine götürürüm. Teyzemin kızı geliyor, karşılıyorum onları, hayvanat bahçesine gidiyoruz, Sıhhiye Köprüsü'nün oraya ardından...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerden konu açılıyor, Perihan Teyzem diyorum, "Ne iyi kadındı ya rahmetli." diyor ablam. "Ne rahmetli?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Söylemedi mi teyzem sana. Hay Allah."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Öldü mü Perihan Teyzem..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlamaya başlıyorum. Metroya biniyoruz, tutuyorum kendimi. Otobüse bindiriyorum onları. Kızılay'a dönerken yol boyunca ağlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurda varıyorum. Anneme telefonu açıp niye söylemediğini soruyorum. Kızının, oğlunun yanında olabilirdim çünkü cenazede. Çünkü ihtiyaçları vardı sırtlarında bir ele. "Derslerin." diyor annem, "Üzülmeni istemedim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders, zaman; ben, pamuk kızı, kızı, poğaçaları, oğlu, ölüm her bir halt giriyor birbirine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anne birde birinize bir şey olsa, haberim olmayacak mı benim?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem susuyor. Haberim olsa giden gittikten sonra ne olacak? Annem haklı. Böyle sorular cevapsızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlu okulunu bitiriyor sonra, evleniyor. Kızı da... Perihan Teyzem üzerine titrediği iki evladının da bu mutlu günlerinde eminim izlemiştir bir yerlerden. Belki yanlarındadır bile. Keşke onlar da görebilseydi annelerini yanlarında ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım hepimiz yaptığımız güzel, ufak tefek de olsa, şeylerle birilerinde ölümsüz kalmayı becerebiliyoruz. Mesela Perihan Teyze bende bana yaptığı poğaçayla ölümsüz kalacağını eminim tahmin etmemiştir. Ama ölümsüz kaldı. Mesela bu yazı şimdi burada Perihan Teyze gibi ölümsüz kalacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu hiç unutmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereden aklıma geldi bu. Oğluna vermiştim Mançoloji'yi aldığımda. Onda kaldı kasetler. Şimdi nerede olduğunu bilmiyorum. Perihan Teyze'den sonra koptuk gittik onlarla da. En son kızının bir kızı olmuş, onu duydum. O kasetlerin birinde vardı bu 40. Yıl, Barış Manço'nun sözlerini tamamlayamadan vefat ettiği son bestesi. O zamanlar ilk dinleyişimde çok etkilenmiştim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On bir sene geçti. Ve gerçekten de bazı şeyler hiç değişmiyor. Bu şarkının da o zamanları hatırlatacağı varmış hayatımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perihan Teyze'ye gittiğimiz yolda Vişne konakları var şimdi. Oralar hep tarlaydı, abimler yer elması çalıp getirirlerdi bana, valla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deli gibi özlediğim şeyler var. Sırf deli gibi sevip özleyeceğim şeylerle bu tarz durumlar yüzünden özler günlerim gelecek diye bazı bazı daha fazla cesaretsizleşiyorum. Onlarla vakit geçiremeyeceğim zamanlar için ertelemeye başlıyorum pek çok şeyi. Sanırım bazılarımız ölene kadar ölümü kabullenemeyecek. Ben de bunlardan biri olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi bana mı çok saçma, saçma ve acımasız geliyor bu hayat denen olgu, yoksa size de mi öyle? Bilemedim ki hiç.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-2270121873029087027?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/2270121873029087027/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=2270121873029087027&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2270121873029087027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/2270121873029087027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/10/40-yl.html' title='40. Yıl'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-3876582908543374871</id><published>2010-10-10T13:23:00.000-07:00</published><updated>2010-10-10T13:23:26.929-07:00</updated><title type='text'>Kağıttan Gemiler</title><content type='html'>* Küçükken yapardım. Önceleri takvim yapraklarına şekil vermek kolay diye onlardan yapardım. Kağıt çok kalitesiz olduğundan hemen devrilirlerdi, su alırlardı içlerine. Geminin su alırkenki görüntüsü hatta şu an gözümün önünde. Devrilenlerin içindeki suyu boşaltır geri koyardım. Islanmış olduklarından koyduğum gibi yine aynı tarafa devrilirlerdi. Zaten sonunda da her tarafı ıslanıp iğrenç bi şey olur kalırlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Aslında özlememem, imkansız olduğu için artık özlememem gereken şeyleri çok çabuk özlemeye başladım. Mesela bugün kalkıp sabahın köründe okula gitmiş olmam gerekirdi. İlk dersi kaçırmışım, kantinde otururken bir, iki arkadaşlar gelmeye başlamış. Derken masa kalabalıklaşmış. Sigara içeceğim gelen var mı diye soruyorum, ben de içecektim filan derken beş altı kişi kapının önüne çıkıyoruz, orada tanıdıklar var, donduk, "çay içen var mı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkan kralsın ya."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Titreye titreye çayımızı içiyoruz. Derken masadakiler değişiyor, üşüyoruz, içeri giriyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derse girip çıkıyorum, yine güvendiğim yüzler orada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine sigaramızı içiyoruz. Yine gülüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarımı özlüyorum. Onu bunu değil; hepsini çok özlüyorum. Hep beraberkenki halimizi özlüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz çok tanıdık olduğum hallerini, en azından tanıdık sandığım, inandığım öyle olduklarını, henüz hiçbirimizin başkalaşmamış olduğu zamanları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En azından kalanların aynı kaldığını umarak sabır diyebiliyorum. Ne güzeldik bizler ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, henüz bitmiş olmasına rağmen o ufacık çatı altında o üniversiteyi çekilir kılmış insanları özlüyorum. Çok hem de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni her zaman, her konuda korkuttu beni. Belki de hayat içinde en yapmaması gereken şey bu insanın kendine. Tanıdık hep güvenli geldi, belki de ondandır en ağır şeyler hep o tanıdık kabul ettiklerimizden geldi. Yine de öyle güzel şeylerle dengelendi ki bunlar bu günümüze çıkabildik belki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apayrı bi konu olacak ya; hayallerim... Hayallerin yapılanması tamamen insan emeğine bakınca, ve insan olarak hepimizin emek harcadığı bir şeyden sonuç alamaması vurucu olunca hayallerini gerçekleştirememek apayrı bir şey olarak doğuyor insan hayatında. Özgüven sıfırlanıyor en başta. Mesela benim bir İstanbul hayalim vardı ve benden ziyade, bana inananlar, başarabileceğimi bilenler, isteyenler inanmıştı buna. Ben de inanmıştım. Ve onlar, beni teşvik ediyordu bu doğrultuda gitmem için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan karakteri için ne büyük bir zaaftır ki ben, konu ne olursa olsun ona inanabilmem için teşvik edilmek zorundayım. Sürekli hem de. Evet boktan bir kahramanlık hikayesi benim için bir örnek teşkil edebiliyor mesela. Ama hayat, sürekli benim bir kahraman olmadığımı hatırlatmak zorunda. O da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara'daki iş teklifi için telefon bekliyorum. Bu cazip iş teklifi için hayallerimi satıyorum. Aferin bana. Ucuz, çirkin bir insana mı dönüşüyorum, yoksa hayatın gerçeklerini yeni yeni mi idrak edebiliyorum, çok mu basite almışım şu zamana kadar o noktada çelişkideyim işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında çok fazla noktada çelişkideyim. Bir patlama noktam var benim ve bu noktaya geleceğim gün de gelecektir, fakat bunun için henüz daha ne kadar basınca maruz kalmam gerektiği muallak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen yine de, hayallerim... Her şey sahte de bir onlar gerçek bu dünyada. Benim çok ciddi şeylerle doğrularım uyuşmuyor, sadece bu problem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En azından şu kadarını söyleyebiliyorum, size de değil üstelik kendime sadece, niye yazıyorum onu da bilmiyorum ya, hayallerimi satmıyorum. Sadece zorunlu sebepler dolayısıyla bir süre erteliyorum. İstanbul. Er geç geleceğim, söz veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayallerinizi ertelemeye alışmayın. Unutmayın, her yanlış uygulandığı sürece gözünüzde doğrulaşır, derken doğrunuz olur. Ertelemeyi doğrunuz haline getirmeyin. Sevdim sizleri. Kendinize dikkat edin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-3876582908543374871?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/3876582908543374871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=3876582908543374871&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3876582908543374871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3876582908543374871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/10/kagttan-gemiler.html' title='Kağıttan Gemiler'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-3534385897608647009</id><published>2010-10-08T10:04:00.000-07:00</published><updated>2010-10-08T10:04:00.639-07:00</updated><title type='text'>White Winter Hymnal</title><content type='html'>* Evet, hayat biz planlar yaparken önümüze çıkanlardan ibarettir gibi bi söz vardı. Aslını astarını araştırırdım ama hastayım, üşengecim ve bugün, google john lennon'ı anıyor ya, her açışımda koyduğu videoyu izlemekten kendimi alıkoyamıyor ve neye bakacağımı unutuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Google, süper bi şey. Her şeyi buluyor. Hastasıyım google'ın. Picasa'nın da. Blogger'ın da. İyi ki varsın google.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ankara'daydım bir haftadır önceki postumda belirttiğim üzre. Gayet güzeldi. Mesela nahit menteşe ile tanışma fırsatı buldum. Gayet birebir de güldürüyormuş kendisi, onu anladık. Nasıl da bir rock bar'da "hey you" açıp çiftlere gaz verip dans ettirdiğini anlattı. Seviyorum böyle insanı. İyi ki var nahit abi bi de. Öhm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Fena öksürüyorum yine. Mevsimsel ilk hastalığımın mikrobunu kapmış bulunmaktayım. Geçen doktora gittim. Bu doktorlar ilginç insanlar. Mesela şey diye sanırım, hastanın hastalık vurgulu olmasını istemiyorlar- burada ne demiş olabileceğimi ben de düşünüyorum sizler gibi.- Ama bakın ben anlattıkça siz de anlayacaksınız. Hani muayene oldunuz fişmekan, sonra "Hangi okulda okudun?" "Ne okudun?" "Kaçıncı sınıf?"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbüse altı üstü bi ilaç be adamım. Rahat ol. Mezunum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ve anladınız siz onu, mezuniyet belgemi aldım canlar. Artık official mezun oldum. Bana mezun işsiz muamelesi yapabilirsiniz, en de istediğim kadar okulumun dedikodusunu yapabilirim. Jajaja.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ve canım kuzenim Emel, yine canım kuzenim Emel. Kuzenler arasında ufacık soğukluklar girse de bunlar erimeye mahkumdur. Erittik gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hayat böyle iniş çıkışlardan ibaret biliyor musunuz? Mesela her şeyin kötüye gittiği zaman sanıyorsunuz ki bu hep böyle gidecek, ama öyle değil işte. Değişiveriyor herşey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ankara, geri çevirmek konusunda yeni bir mezun olarak tereddüte düştüğüm yüksek standart fırsatlar sunuyor önüme. Hayırlısı olsun. Ama olursa, bir süre daha Ankara'dayım gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* O değil de, seviyorum ve seviliyorum ben ya. Hatta şimdiden özledim sanırım. Üstelik aradan geçen beş sene ve yemiş olduğum envai çeşit halta rağmen beni seviyor. Pek güzel, pek huzurlu hissiyat. Gülüşümüz Barış'a armağan olsun. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle işte. İçinizi ferah tutun, sabırlı olun. Yazı tura oynarken tura üstteyse siz de "tura" diyin. Avucunuza düştüğünde ters gelmesi için ileri derecede bahtsız olmanız gerekir. Bu tüyomu da unutmayın. Sevdim hepinizi. Şans bizimle olsun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-3534385897608647009?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/3534385897608647009/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=3534385897608647009&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3534385897608647009'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/3534385897608647009'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/10/white-winter-hymnal.html' title='White Winter Hymnal'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-7642599677143808961</id><published>2010-09-27T07:50:00.000-07:00</published><updated>2010-09-27T07:50:45.018-07:00</updated><title type='text'>Hoca Yaşam Destek Ünitesi!..</title><content type='html'>* Ünlem koydum arkasına da iki nokta. Bakın başlıkta. Caniyim, hovardayım arkadaşım. Size şimdi hayatınızın sırrını vereceğim a dostlar, "de" eki var ya, şimdi onu cümleden çıkardığınız anda kalan kısım hala anlamını koruyorsa ayrı yazılır. Çıkardığınızda anlam bozuluyorsa, o bulunma hali ekidir, bitişik yazılır. Yeter artık okurlarım, "Aııyy, de'yi bitişik yazmışh." olumsuz eleştirisine maruz kalmayın. Canımsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bi de uzun yıllar öyle zannettiğim için sizinle de paylaşma ihtiyacı duyuyorum. "Eleştiri" kelimesi kelime itibariyle olumsuz anlam içermez. O yüzden olumlu yahut olumsuz şeklinde belirtmezseniz bu anlatım bozukluğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Takıntılıyım. Yine de insan sevgim var her bi şeyin üzerinde. "bi" yazıyorum ama. "bi" bizden çünkü, bi halkın "bi"si, samimi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kabuklu fındığın kabuğunu dişinizle kırdığınızda diş mineniz çatlayabilir. Dikkatli kırın. Bi de kırdığınız fındığın içindeki fındık içinin çürük çıkması bir çeşit umut sarıkaya tipi mutsuzluktur. Halbüse ne kadar da çok emek vermiştiniz onu çıkarmak için değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Baktım öleceğim, perşembe Ankara'ya gitmeye karar verdim. Benim bayağı bi eşim dostum var ya orada. Valla bak asosyal bi insan değilim ben. Kanıtlayabilirim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Normalde internet üzerinden insanlarla iletişim kurmayı pek sevmem. Hatta bu konuda yobazlık derecesinde takıntılarım olduğunu da söyleyebilirim. Fakat Ekşi Sözlük'te yer aldığım zamandan beri bu tabu mu demeli artık ne demeli, bildiğiniz kırıldı. Evet, yaş ortalaması denk geldiğim kadarıyla biraz benden büyük fakat cidden, öyle güzel insanlar var ki içlerinde. "Gönder cv'ni gözüme ilişirse yollayım ben senin adına..." diyen, oturup zamanını ayırıp işini gücünü bırakıp cv'mi revize eden, "E hani sen çizer olmak istiyodun, geleceğin zaman haber ver de seni şununla bi tanıştırayım" diyen, "Vazgeçme hayallerinden" diyen, "Vazgeç zor burası, şu an içinde bulunduğun senin için en güvenlisi." diyen... Adımın altına on numara gönlüm olduğunu yazan. Hastasıyım ya Ekşi'nin. İyi ki var Ekşi. Selam ederim buradan hepsine! Hayat sizlerle güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gün, bugündür arkadaş. Tembelliğin korkunç bir bulaşıcılığı var hayatınıza biliyor musunuz? Sabah kalkınca "Lan napıcam ki yat iş güç yok." diyerek o seyri devam ettirdiğiniz müddetçe önü alınmıyor. Her ne kadar büyük konuşan bi insan olduğum tarihsel bi gerçekse de, bilin ki Perşembe günü Ankara'ya gitme suretiyle evden çıktığım gibi durmayacağım. İki ay içinde ne yapacaksam yapacağım ve iki ay sonra, Beşiktaş'ta çay içerken size keyifle "Ha bakın başardım. Hayallarinizi gerçekleştirmemeniz için bi sebep yok." diyeceğim. Umarım. Sanırım. Diyim ya, n'olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sevdim sizleri. Yaşam destek üniteniz kimdir? Siz, tek ve tek başına! Hedefinizi teke indirin ki aklınız dağılmasın. Kolay gelsin cümlemize. Öperim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-7642599677143808961?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/7642599677143808961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=7642599677143808961&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7642599677143808961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/7642599677143808961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/09/hoca-yasam-destek-unitesi.html' title='Hoca Yaşam Destek Ünitesi!..'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-8485165838055560407</id><published>2010-09-21T13:09:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T13:49:35.226-07:00</updated><title type='text'>Postmezuniyet Vol I</title><content type='html'>Abi insanı ile bugün üç saat defter kapladık. Evet, akrabalık ilişkilerini bir beş sene öncesi temposuyla yaşayan bünye değişik aktivitelere maruz kalıyor haliyle. Yengemin biraz rahatsızlanması kelli iki kuzenimin yaklaşık otuz kitap defterini kapladık abimle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son iki kitap kalmıştı, kaplık bitti. Aramızda vücut bulan konuşmalardan nacizane bi kuple aktarayım sizlere;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;abi insanı: abi insanı&lt;br /&gt;sinek: sinek&lt;br /&gt;kuzen: kuzen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;abi insanı: "bitti kaplık. bu iki kitap da kalsın bari böyle..."&lt;br /&gt;kuzen: "ben bi anneme sorayım var mıymış başka kaplık!"&lt;br /&gt;abi insanı: "sorma. sorma. sorma. (fısıldayarak)"&lt;br /&gt;sinek: "koşup giden kuzenin ardından "tutsana abi şunu ya."&lt;br /&gt;abi insanı: "olmaz. annesine şikayet eder."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay esnasında ben çok güldüm. Ama böyle anlatınca komik olmadı sanki. Fakat silemeyeceğim çünkü yazdım o kadar. Üzgünüm okumuş bulundunuz. Olsun, olur öyle bazen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezuniyet hiç hoş bi olay değilmiş. Öncelikle onu belirteyim. Şimdi açıkçası sevgili okuyucularım, ben hayatı fazla da ciddiye almayan bir insan olduğumu söyleyebilirim. Yani ufak ihtiyaç araları dışında besinimi-ki az beslenirim o da var, zaten kaşık içi kadar insanım- verin, gıkım çıkmadan yatağımda yaşayabilirim. Valla. Fakat şöyle bir sıkıntı var ki çevremdeki insanlar, babam filan, çok ciddiye alıyorlar bu müesseseyi. Yani bu ve benzeri konularda tartışabilen insanlar demektir ki ciddiye alıyorlar. Yoksa niye huzursuzlaşasın? Neden huzursuzlaştırasın çevrendekileri?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odamdan çıkıp çıkmayacağım yönünde annemi soru yağmuruna tutan ve iş mülakatlarına şortla gitmem durumunda tabii ki beni işe almayacaklarını düşünen sevgili babacığım, tanrı seni kutsasın. Bi süre ilişkimizi dondurduk babamla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve temsili olarak akraba eş dost ziyaretinde yeni mezun kızını sosyal çevresine katıştırmaya çalışan anneciğim, seni de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asosyalim ve bu halimden çok memnunum ailem. Çok ciddiyim bakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vay halim benim. Bugün ikiden beri bir ingilizce bir de türkçe cv yazdım desem sizlere. Ha o kadar nitelikli bir insan mıyım? Ne yazdım saatler boyunca? Bana ne yapabileceğimi sorma sevgili okuyucu, böyle zamanlarda insan kendini ayak serçe parmağından saç telinin ucuna vasıfsız hissediyor. Bir gün beni anlayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapabilirim ben mesela? Hiç, felaket yatabilirim ama. Bakınız, yatıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'a gidemedikçe sanki hiç gidemeyecekmişim gibi hissetmeye başladım. Ne biçim, ne fena bi hissiyat bu da. Bi de o çok sevdiğiniz Eskişehir var ya, zerre gram sevmiyorum ben. Burada doğdum büyüdüm ya, ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süre uyuyup kalktıktan sonra aklıma çok cin espriler geliyor. Eğer çevremde çok cin esprilerimi anlayan insanlar varsa feci gülüyoruz. Yoksa içimde patlıyor. Hoş olmuyor. Ben de yine uyuyorum. Çok eğlenceli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisede bit gibi çalışırdım. İl dereceleri filan yapıp dersaneler kazanırdım. Babam çok mutlu olurdu. Hiç söylemezdi mutlu olduğunu ama. Çünkü şımarırdım ben takdir görürsem. Sonra üniversiteyi burslu kazandım. Burslu bitirdim. Kendimi bildim bileli çalıştım ben ne fok oldum şimdi? Sen genç, sen sen ol çalışma. Alın size hayat çıkarımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendim için çalışsam yanmayacağım sevgili okurum, ben hep babam için çalıştım ve bi kere sevgili evlat olmadım ya. Yanarım yanarım ona yanarım. Baba, her şey senin içindi ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam beni sevmiyor ya. Çok üzülüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse şunca yüzeysellikte bir hoş şey varsa o da otuz iki yaşındaki abimle dört yaşındaki yeğenimin ayaklarında konverslerle gezmesidir. Ölürem. Negzel baba kızsınız be.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle işte sevgili okur. O değil de iş var mı ya? Yok mu? Bakın bi sene yüksek lisans yapamayacağıma göre şu son durumda bi oyalangaç bulmazsam deliririm. Deli kız olurum. O yea. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, sevgiyle kalın o vakit. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edid: O değil de mevsim sonu sineklerinin topuna lanet girsin. Evet.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-8485165838055560407?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/8485165838055560407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=8485165838055560407&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/8485165838055560407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/8485165838055560407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/09/postmezuniyet-vol-i.html' title='Postmezuniyet Vol I'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-4355251710744546102</id><published>2010-09-17T13:08:00.000-07:00</published><updated>2010-09-17T15:00:53.485-07:00</updated><title type='text'>Vileda'nin Tarihsel Gelişimi ve Kadın Hayatındaki Yeri</title><content type='html'>Kadının iş hayatında farklı bir duruş sergilemesi süreci tarih boyunca göz ardı edilemez bir gelişme dahilindedir. Özellikle 21. yy'da varoluşunun kendine yüklediği misyonları da üzerinde taşıyan kadın, içinde bulunduğu yoğunlukta günlük hayatını kolaylaştıracak pratik şeylere ihtiyaç duymaktadır. Vileda da bunlardan biridir. Vileda'yı aramızda tanımayan küçük burjuvalar var ise, çıkın gidin olm mütevazi bi blog burası. Tamam neyse sizin için bir tanımla başlayalım o zaman. Size de yazık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşbu Vileda: Uzunca bir sopanın ucuna iliştirilmiş yerleri temizleyecek iddiada bir maddenin (yarım kol uzunluğunda bir süngerimsi olabilir bu, mikrofiber bezin bir üst sürümü olabilir-şu an aklımın gerçekten gereksiz kavramlarla dolu olduğunu onaylamış bulunmaktayım, mikrofiber bez ne allasen.-)birleşiminden oluşan ve kovasında bunu pratik bir şekilde süzebileceğiniz bir süzgeç bulunan dahiyane buluşun halk arasında kullanılagelen yanlış adı. Doğru adı ne açıkçası bilmiyorum. Kağıt peçeteye selpak demek gibi, hadi adamım anlıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, bu ufak tanımın ardından konuya dönelim. Evet, bu bir kadınlık tarihini derinden etkileyen, yeri geldiğinde annenin çocuğa verdiği ve çocuğun ters çevirerek uzun saçlı kız yapıp oynadığı, yeri geldiğinde o saçların parkeleri temizlemek uğruna süpürge eden yüzyılın icadı ilk ne zaman ve nasıl bulundu? İşte sevgili blogseverler, bugün burada bu tarihin tozlu yapraklarına gömülmüş, herkesin gözünden kaçmış bu ayrıntıyı gün yüzüne çıkarıyorum. Kemerlerinizi bağlayın. Hey sen yabancı, dude, sen de fasten your seatbelt. Geliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin bildiği gibi 14. yüzyıl İtalya'sında Rönesans adı verilen akımın etkisinde Batı, büyük bir devinime girmişti. Skolastik düşünce pat diye yıkılmıştı, onun yerini ise sanattan zevk alan bir sınıf ve bilimsellik almıştı. Hatta tahayyül edebiliyor musunuz(yeni öğrenilen kelimeyi cümle içinde kullanmanın psikolojide yarattığı atom bombası etkisi) o zamana değin kimsenin pek de umrunda olmayan Fatmagül'e ne olduğu sorunsalı bile tartışılmaya başlanmıştı. İşte bu günlerden birinde  Feliciano Maximino'nun, artık serbestçe düşünebildiği için aklını kurcalan bir konuya çözüm bulması için engelleyici tüm faktörler ortadan kalkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feliciano Maximino'nun annesinin adı Rosalie Vileda'ydı, fakat eşraf ona kısaca Vileda derdi. Feliciano Maximino'ya da "Felic" derlerdi, Feliciano Maximino ak pak bir rönesans çocuğuydu, bu yüzden bu isim sinirine sinirine dokunmuyor muydu, elbette, fakat elalemin ağzı torba değildi. Neyse bu gereksiz bilgi ertesi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felic'in psikopat bi babası vardı. Çok titizdi. Yerde bir saç kılı görse kıyametleri koparıyor ve sesini yükseltme suretiyle zavallı annesinin kalbini kırıyordu. Kadın sabahtan akşama yer siliyor, yine de yaranamıyordu. Uçsuz bucaksız bel ağrıları çekmeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve dostum işin kötüsü, evet, Felic'e bardak çektiriyordu. Ailenin büyük çocuğu Felic ise büyük bir sukunetle bu işlemi gerçekleştiriyordu. Çok yazık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün annesiyle babasının arasında geçen esaslı bir kavganın ertesinde Felic, artık buna çözüm bulma zamanının geldiğini anladı. Odasına kapandı. Odaya girerken yanına bir adet beş litrelik erikli su almıştı. Felic, suyun iyisinden anlayan bir çocuktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç gün odasından çıkmadı. Tam üç gün boyunca annesi için ne yapabileceğini düşündü. Üç günün sonunda annesi kapıyı zorlayarak kapıyı açıp elinde bir adet oklavayla içeri daldığında tam da "ağzına tükürdümünün( o da ne biçim bi hakarettir, ıyk) depresif evladı babasından ayrı uğraş bundan ayrı uğraş, ne benim sizden çektiğim" cümlesini sarf ederken Felic'in o kıpkıvırcık beyninde rönesansın tüm ışıkları yandı! Evet, o oklava. O oklavanın ucuna iliştirilmiş temizlik bezi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık gökyüzü daha maviydi. Kuşlar daha cıvıldak. Ve dostum bardaklar evet, onlar çay içmek içindi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesinin attığı dayak ertesi sessizce mutfaktan oklavayı kapan genç Felic, bir tel yardımıyla yer bezini oklavaya iliştirdi ve tarihin ilk vileda'sını böylece üretmiş oldu. Gece annesinin başına bu dahiyane icadı koyan Felic'in ertesi sabah oklavayı mundar ettiği gerekçesiyle savunması bile dinlenmeden bahsi geçen oklavayla anne dayağına maruz kaldığı ise iç acıtan tarihsel bir gerçekliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyledir işte hayat sevgili okuyucu. Felic, bu dayağın üstüne annesine küçük bir not bırakarak evden kaçmış, o günden sonra ise kendinden hiç haber alınamamıştır. İlerleyen zaman diliminde yaptığı yanlışın farkına varan anne, notta yazanlar üzerine bu ucuna temizlik bezi iliştirilmiş bu sopaya kendi adını vermiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o gün bu gündür temizliği adeta bir dans gösterisine dönüştüren bu kutsal gerecin hikayesinin ardında aslında bir trajedi yatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri bana bir iş bulsun. Yoksa olacaklardan sorumlu değilim sevgili okuyucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili okuyucu birilerinin beni mutlu etmesine ihtiyacım var. Aksi halde bana yaşattırdığımı hissettiren her türlü eylem alanını yok ettiğim gibi sıra sanırım bloga, ekşiye filan gelecek. Güzel yazıyosun filan de, de yani bi şeyler. Mutsuzum lan ben. Şş siz ölümsüz aşıklar size sesleniyorum, dönsenize be birbirinize. Ayrı gayrı olmaz öyle genç. Mutlu olun be. N çok "be" demişim. Be. Ahah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son iki yazı arasındaki 12832183 farka göre sanırım bipolar bozuğum ben. Manik depresifim. Obsesif kompulsifim. Vay arkadaş ben neymişim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet iş bulmalı. Olmadı bi iki yarışmaya filan katılıp İzmir Ekonomi'ye yüksek lisans'a başvurmalı. Hatta yarın kendim, vatan, millet ve insanlık adına hayırlı bir iş yapıp cv yazmalı en azından. Söz yazıcam yarın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seviyorum sizleri. Vileda gibi aziz olun evlat!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-4355251710744546102?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/4355251710744546102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=4355251710744546102&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4355251710744546102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/4355251710744546102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/09/viledanin-tarihsel-gelisimi-ve-kadn.html' title='Vileda&apos;nin Tarihsel Gelişimi ve Kadın Hayatındaki Yeri'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-6350864997628063185</id><published>2010-09-15T14:26:00.000-07:00</published><updated>2010-09-15T14:54:17.202-07:00</updated><title type='text'>Easy Muffin</title><content type='html'>* Şimdi bu yazıya "Vileda'nın kadın hayatındaki önemi ve tarihsel gelişimi" ile ilgili veya süper bir çocukluk anımla filan başlamayı çok isterdim. Emin olun üstelik bu; şu anda planladığım gibi İstanbul'a gidebilmiş, orada şu önceki yazılarımda bahsettiğim tasarım konulu işe başlamış, hepsini geçtim okuldan mezun olabilmiş ve cv yazabiliyor olsaydım. Durumum genel kurula taşınmış, okuduğum okulun hakikaten ben içine tüküreyim o yüzden. Bana düşense kuyruğumu kıstırıp çer çöp her şeyimi toplayıp eve dönmek oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Biliyorum hepimizin yapmaya çalıştığım şeyleri duymaya ihtiyacımız var. Mesela hayallerini hakikaten önemseyen bi insanın bunların peşinden gitmiş olmasına, bunlar uğruna pek çok şey yapmasına ve sonunda "İşte ben bunları yaptım. Sizinkinin de gerçekleşmemesi için bi sebep yok." demesine belki de bunlarla. İnanın benim de ihtiyacım var. İsterdim. Çabalıyorum. Ama olmuyor. Yoruldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir şeyden çok fazla korkmamak lazım belki de. Eninde sonunda buluyor o sizi. Zayıf noktanızdan avlıyor hayat bi şekilde. Değişmiyor üstelik, hiçkimse, hiçbir şey değişmiyor. Dik başlı genlerini bana bahşeden varlıklar yüzünden, varlıklar sayesinde belki, indiremediğim başımla kısa zaman içinde gen sahiplerimle yine benzer çatışmalara gark oluyoruz. Büyük sebeplerim onlara büyük gelmiyor, büyük sebepleri bana. Ve ben beş senelik üniversite hayatımdan sonra yıllar öncesine dönüp on yedi yaşında bir ergen gibi bunlardan dem vuruyorum. Ne ben değişmişim, ne kalanlar, herşey aynı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çok fazla sevmediğim ve olmamasını istediğim şey var. Sevmiyorum. Oluyorlar. Büyük konuşuyorum. Bildirilmese de bunların ertesi söylediklerimi yalamam oldukça travmatik gerçekleşiyor açıkçası. Ya hani birinden ayrıldığınızda atıyorum o insanın akla gelmesi derin bir hezimet olur içinizde, mümkün olduğunca savuşturmaya çalışırsınız ya onun gibi, İstanbul'u aklıma getirmemek için uyuyorum. Televizyon izlemeye başladım, boktan püsürden programların karşısında beynimi akıtıyorum. Yapmak istediklerim var, ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. Hani ben hayallerim için gözü kapalı pek çok şeye atlayabiliyorum, yapacağım da bunu ama bir şeylerin yardımcı olması lazım ya. Lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bunları bırakıp biraz gerçekçi olmam söyleniyor. Genellikle nasıl bir anlatıyorsam kafamdan geçenleri bu cümleyi sarf etmeden gülümsüyor karşımdaki de. Belki yerimde olmak istiyor. Belki bu kadar gözünü döndürmüş, bu kadar gerçekten vazgeçmiş biri, cazip geliyor ilk etapta. Cesaret verici... Sonra gerçekçi olmamı söylüyor. Tırnaklarımı bu yaşıma gelip hala niye kemirdiğimi, kemirmememi söylüyorlar. Sigara içmememi. Ve istisnasız bunların hepsinin söylenmesinden nefret ediyorum ben. Hepsinin haklı olduğunu bilmek ve elimden bir şey gelmemesi ise beni bitiriyor. Uyutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gitmem lazım artık. Bir ay maksimum, bir aya kadar gitmem lazım. En azından Ankara'dan ayrıldım, neyi anladım biliyor musunuz? Sevmiyormuşum değil Ankara'yı, ben bildiğiniz korkuyormuşum o şehirden. Korkutulmuşum. Hayatımın acı tespitlerinden biriydi. Kendimle fazla haşır neşirim de şu aralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İyi bakın kendinize. Bi dahaki yazımda vileda'dan bahsedeceğim, söz. Seviyorum sizleri.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-6350864997628063185?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/6350864997628063185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=6350864997628063185&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6350864997628063185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/6350864997628063185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/09/easy-muffin.html' title='Easy Muffin'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-5204938685652074679</id><published>2010-09-08T15:05:00.000-07:00</published><updated>2010-09-08T15:47:58.321-07:00</updated><title type='text'>I am the Legend!</title><content type='html'>* Desem de aslında değilim. Olamıyorum arkadaş. Şanssızım ben. Ben şanssız olmadığımı düşünsem de doğanın tüm güçleri "Bu kız şanssız." diye bağırıyor. Susturamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neden legend? Çünkü mezun oldum. Diğr insanlar gibi diğer insanların mezun olduğu zamanda mezun olamadığımdan tabii ki ingilizceden geçişim yurdun dört bir köşesinde sevinçle karşılandı. Havai fişek gösterisini müteakiben dört gün dört gece süren iftar şenlikleri yapıldı, bol bol tebrik kabul edildi. Yani ingilizce bitti. Öldü. Biliyorum ben İngilizce. Konuşayım mı bi kere?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neden legend değil? Can havli ile çıkış alma amacıyla saldırdığım okulda imza toplama işi tıkır tıkır giderken bana dediler ki; neden sen üniversite seçmelisini güzel sanatlardan aldın? Ben de dedim ki; Üniversite seçmelisi dediniz çünkü. Onlar da dediler ki danışmanın izin verdi mi? E haliyle dedim. Sonra danışmanını arayıp soralım dediler. Sordular, izin verdim dedi. Haliyle. Sonra dediler biz senin durumunu görüşelim. Akabinde komisyonda tartışılacakmış durumum, onu belirttiler. Ve ben, şu an, "Kandırdık seni şaka yaptık, aslında bi dönem daha okuman lazım!" demesinler diye dua ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya tüm bu olanlar şaka, ya da ben gerçekten bu tarz olaylarla karşılaşa karşılaşa hissizleşmişim. Tepkisizleşmişim. Ben ölmüşüm haberim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi dört ders daha alman lazım derlerse bana ve ben kendimi öldürürsem, direkt kendimi öldürmüş olmamdan ötürü yiyeceğim cezanın affı söz konusu olabilir bence çünkü ziyadesiyle kadersel tahrik söz konusu. Haksız mıyım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Neyse, bu sıkıcı konuyu umarım ki lehime çözümlenmesi için bayram sonraya erteliyorum. Ne biçim dünyaymışsın bu arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yirmi gündür internetim yoktu. Özür dilerim ben. Ankara'daydım da. İnglizceden geçtim işte. Almadan gelmedim. En azından onu geçtim yani. Öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Efenim pis yedili öğrendim. Bakın şöyleydi vaziyet;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinek &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ağzında sigara göz hizasıyla 30 derece açılanmış, yanında kola; suratına bakan der ki "pis iş döndürüyorlar." Aslında olay basit, olay düz, sadece pis yedili öğrenmiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer arkadaşlar &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sadece oyun oynuyorlar. Heyecan seviyeleri ve olaya yaklaşımdaki ciddiyetleri normal. Olması gerektiği gibi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Periyodik aralıklarla elimde tek kart kalınca tek demem gerektiğinden ve her seferinde unuttuğumdan "tek" diye bağırdığım için, ayriyetten İlker'de yedileri patlatma babında taktik verme amaçlı Hasan Tahsin'e üç kere göz kırpmam gerekliliğinden fakat olayı idrak edemeyip kartlar dağıtılır dağıtılmaz "Hasan!" diyerek fütursuzca göz kırpmamdan kelli Ozan "Hasta bu ya." diyerek yaftaladı beni. Yaptı bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de eğleniyorduk genç. Eheh. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutiyle pis yedili oynamak bir zevktir dostlarım. Tavsiye ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse. Öyle yani. Çok güzel filmler izledim. Arkadaşlarımı gördüm. Bi de Hasan benim blogu araştırmış en çok "insan" ve "insanlar" kelimelerini kullanmışım ben. Ne insan seven insanım. "Peki niye Hasan senin blogundaki kelimeleri saydırmış?" dediğinizi duyar gibiyim. Gidin ona sorun, ben nereden bileyim! Hasan niye saydırdın çocuk? Gerekli açıklamayı bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçen yemek yaparken aklıma ne geldi. Bayağıdır da anı paylaşmıyorum bakınız. Anlatayım hemen. Şimdi benim bu annem, enteresan şekilde her sana paketinin( margarin sana var ya hani) kulakçıklarını keser keser alırdı. Hani bu buzdolaplarının üst tarafında bi şeffaf kapaklı göz var ya, heh, orada da biriktirirdi. Yığınla sana kapakçığı vardı orada. Bense akibetini olayın bir türlü çözemezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E çocuk aklı tabii. Nereden bilecksin sana kapakçığının bu kadar işe yarar, faziletli bir kapakçık olacağını?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, sonra sana bi kampanya çıkardı; işte bilmem kaç kapakçığa yemek tarifi kitabı... Annem yolladı kapakçıkları, geldi bize on tane filan yemek kitabı. Konu, komşu, akraba kim varsa nasiplendi annemin kapakçıklardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem durdu mu, tabii ki hayır. Aynı şekilde itinayla biriktirmeye devam etti. Neyse, sonra ikinci kampanya, yalnız şimdi skandala gelin, "Gülben Ergen Konseri'ne bilet" bu sefer. On beş bileti komşularımıza dağıttık ve bir ordu halinde gidip Gülben Ergen izledik. İçler acısıydı halimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi de ufaktım az daha eziyordu biri beni, bi abla acıyıp önüne almıştı, en önden izlemiştim Gülben Ergen'i. Ha dersiniz ki "Gülben Ergen'i en önden izledin de başın göğe mi erdi?" Ama o zaman o da önemli bi şeydi sanki yahu? Değil miydi? Pıf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şanssızlık demiştim değil mi en son? Evet, otobüs beklerken ve aylar sonra nihayet bir genç ile bakışırken bir kuşun şey şakasına maruz kaldım. Evet, şimdi dersin ki "e bu şans getirir?" Yo dostum, doğru yerde ve doğru zamanda doğru kuş şakaları belki fakat. Fakat. Anlatamam içimden geçenleri. Bambaşka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E hemen yıkadık tabii. İlk günkü gibi artık, ciddiyim. Eheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir daha bu kadar uzun olmasın aralarımız değil mi? Bence de. Sevdim hepinizi, iyi bayramlar olsun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7379701321714488798-5204938685652074679?l=mevsimsonusinegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/feeds/5204938685652074679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7379701321714488798&amp;postID=5204938685652074679&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5204938685652074679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7379701321714488798/posts/default/5204938685652074679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mevsimsonusinegi.blogspot.com/2010/09/i-am-legend.html' title='I am the Legend!'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7379701321714488798.post-9088259970188087445</id><published>2010-08-19T15:12:00.000-07:00</published><updated>2010-08-19T15:14:54.477-07:00</updated><title type='text'>Ohhohhov!</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Şu yazım çok hoşuma gitti, ondan burada da paylaşma ihtiyacı duydum. Benim moralim bozulmakla beraber varsın sizin de bozulsun, en azından bilerek yaşayalım. Evet, üniversite mezunu bir Türk genci ile karşılaşmış noel babanın olası diyalogudur, nacizane..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ "hohohov genç! mutlu yıllar!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "aslında yılım pek mutlu geçmeyecek gibi görünüyor sevgili noel baba. ben bu sene üniversiteden mezun oldum. olacak ya, şu güzel akşamda türk istatistik kurumu'nun yakın tarihli bir makalesini okudum. okumaz olaydım..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ "ohohov. neler yazıyormuş bakalım genç?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "sevgili noel baba ilk başta dikkatimi türkiye'deki gelir dağılımı çekti. 2005 verilerine göre nüfusun %20'lik dilimi gelirin % 6.05'ine sahipken bir %20'lik dilimi %44.4'üne sahipmiş. ne yalan söyleyeyim akşam yediğim hindi boğazıma dizildi. çünkü bu iki dilimi şöyle bir düşünecek olursak, birinin yedi lokma yediği hindiden biri bir lokma yiyebilmiş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ "ohv... bu kötü olmuş..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- " kesinlikle. sonra türkiye'deki fertlerin %0.54'ü gıda harcamaları bakımından açlık sınırı altında yaşıyormuş. bu da 2007 verilerine göre 4 kişilik bir aile için 237 ytl imiş. bu da ortalama kişi başı 60 ytl oluyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "okuryazar olmayan fertlerde yoksulluk oranı %34.7 iken yüksek okul- fakülte mezunu bireylerde bu oran %0.9'muş. 2008'de genç işsizlik oranı ise toplamda %20.5'miş. yani hani o "bir ülkenin geleceği olan gençler"in her beş tanesinin biri, işsizmiş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "hani bu bilgi akışının günümüzde başat rolünü oynayan internet var ya sonra noel baba. hah, işte onun yurt genelinde kullanım oranı %38.1'miş. (2009) bu demek oluyor ki, en güncel bilgi akışının sağlandığı ve insanların hemen her konuda bilgi sahibi olabileceği en ucuz iletişim ağından yararlanamayan/yararlanmayan %61.9'luk bir insan sayımız varmış. yararlananların desen internetten yararlanma amaçları konusunda bir bilgi verilmemiş..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- tüm bunlara rağmen yine de türk halkı tamahkar ama... verilere göre %8.2'si çok mutlu, %47.5'i ise mutlu çıkmış. %18.6'sı yoksulluk sınırı altında yaşarken bile mutsuz oranı %11.4, çok mutsuz oranı ise %2.5 çıkmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "ah noel baba, hala biz burada kadın erkek eşittir diye yırtınırken memleketimin %16.8'i başlık parasından bahsediyor. medyanın ve binumum her türlü görsel- yazılı aracın bas bas zararlarından bahsetmesine rağmen aile içi evliliğin ise görülme oranı %20.9...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ "ohv..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "bitmedi. işte bi oranların üzerine aklıma direkt beyin göçü geldi. açayım bi de bunu araştırayım dedim. neden aklıma geldiği konusunda olumsuz eleştiri kabul etmeyeceğim, hemen her yetişmiş beynin aklına geldiği gibi haliyle benim de geldi..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "dünyada en çok beyin göçü veren 34 ülke arasında 24. sıradaymış sevgili noel baba. yurtdışına giden ortalama 50.000 civarında öğrencimizin 3.000'i aşını mühendis, 3600'ü doktor, 1.000 kadarı da akademisyenmiş. bunların yurt dışında okuma maliyetleri ülkeye 1.5 milyar dolara, geri dönmeme maliyetleri ise 2-2.5 milyar dolara mal oluyormuş. bunlarınsa %77'si ülkeye kesin dönüş yapmak istemiyormuş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "her yıl 200.000 civarında üniversite mezunu veriliyormuş ve bunların %70'i mezun oldukları alanla ilgili bir meslekte çalışamıyormuş. beyin göçü şöyle böyle diyorlar ya, onca sene okuyup kafa patlatan bu işletme mezunu türkiye'de ortalama 700 dolar civarında bir maaşla çalışıyorken, abd'de bu rakam 7.000 doları buluyormuş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- " belki bu diğerlerinin yanında biraz zayıf bir ayrıntı olarak kalacak ya, öss'de yaptırılan tercihlerde tercih ettiği ilk beş alana girenlerin yüzdesi de 3'müş. bu da demek oluyor ki her yüz kişinin yüzde doksan yedisi, sadece bu yukarıdaki korkutucu rakamlar yüzünden okumuş olmak için okuyormuş... ( veriler: prof. dr. muammer kaya, müsiad beyin göçü paneli) böyle işte noel baba. sana bu güzel akşamda bir dileğimi gerçekleştirmen için sunmayı öyle isterdim ki. fakat gördüğün üzere, dileğim bir olamaz. ama gerçekten kaygılıyım. mutluyum desem, o yalancı yüzdeye katılacağım, biliyorum. mutlu değilim. bu arada, şu da var ki... noel baba...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;noel baba!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaçmış!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de umudunuz bol olsun. Sevgiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src
